KPDS Sözcükler

Card Set Information

Author:
dosyakagidi
ID:
167794
Filename:
KPDS Sözcükler
Updated:
2012-08-28 07:02:16
Tags:
ÜDS KPDS İngilizce
Folders:

Description:
KPDS Sözcükler Listesi
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user dosyakagidi on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. aback
    (be taken aback) şaşalamak, şaşırakalmak
  2. abandon
    terk etmek, bırakmak
  3. abate
    1. azalmak, dinmek; 2. azaltmak, dindirmek
  4. abbreviate
    kısaltmak
  5. abdicate
    feragat etmek, tahtı bırakmak
  6. abduct
    bir kimseyi zorla kaçırmak (veya, uzaylılar tarafından)
  7. aberration
    sapma, anormallik, sapkınlık, yanlışa düşme
  8. abhor
    nefret duymak ve iğrenmek; fikrinden bile dehşete düşmek
  9. abide (by)
    uymak, riayet etmek
  10. abject
    sefil, düşkün
  11. ablaze
    tutuşmuş, alevler içinde
  12. abolish
    yürürlükten kaldırmak
  13. abominable
    iğrenç, nefret uyandırıcı
  14. aboriginal (=native)
    bir yerin yerlisi (özellikle Avustralya yerlileri için)
  15. abridge
    kısaltmak, özetini çıkarmak (isim: abridgement)
  16. abrogate
    sona erdirmek, feshetmek (bir yasa veya anlaşmayı, gibi)
  17. abruptly
    ani, beklenmedik, sert veya kaba bir tarzda
  18. absent
    şu anda burada yok
  19. absence
    şu anda burada olmayış/bulunmayış
  20. absolute
    mutlak, kesin; tamamen
  21. abstain (from)
    kaçınmak, uzak durmak, yapmamak
  22. abstract
    1. soyut; 2. özet
  23. abstract (from)
    özümleyerek çıkarmak, ayırarak çıkarmak
  24. absurd
    saçma ve gülünç
  25. abundant
    bol miktarda
  26. abundance
    1. bol olma; 2. bolluk, refah
  27. abuse
    1. kötüye kullanmak; 2. fiziki şiddet uygulamak; 3. cinsel tacizde bulunmak
  28. accelerate
    hızlandırmak
  29. access
    giriş, girme, ulaşma
  30. acclimatize
    iklimine alıştırmak
  31. accommodate
    1. içine uydurmak veya yerleştirmek; 2. içine alabilmek, mesken olmak
  32. accomplice
    suç ortağı
  33. accomplish
    başarmak, başarıyla tamamlamak
  34. accord
    uyum, anlaşma, uzlaşma
  35. accost
    yoluna çıkmak, rahatsız etmek, sözel tacizde bulunmak
  36. account for
    1. hesabını vermek; 2. nedenini anlatmak veya açıklayabilmek
  37. accountant
    muhasebeci
  38. accumulate
    birikmek, biriktirmek
  39. accurate
    doğru, yanlışsız (isim: accuracy)
  40. accusation
    suçlama
  41. the accused
    sanık
  42. accustomed (be accustomed to)
    alışkın, alışmış
  43. acknowledge
    varlığını onaylamak, kabul veya itiraf etmek (olumsuz nüans değil)
  44. acquaint (be acquainted with)
    daha önceden tanışmış olmak, aşina olmak
  45. acquit (be acquited)
    beraat etmek
  46. acumen
    zeka keskinliği, çabuk kavrama
  47. adamant
    ısrarlı ve inatçı, direngen, kararlı, geri adım atmaz (olumsuz nüanslar)
  48. adapt
    uyarlamak veya uyarlanmak
  49. addict
    bağımlı, tiryakisi (sıfat: addicted, be addicted to; isim: addiction)
  50. address
    hitap etmek
  51. adequate
    yeterli (isim: adequacy)
  52. adjacent
    bitişik, kapı komşusu niteliğinde
  53. adjourn
    geçici olarak ara vermek veya ileri bir tarihe ertelemek
  54. adjustable
    ayarlanabilir, ayarlı
  55. administer
    1. yönetmek; 2. (tıp) ilaç vb. vermek, uygulamak
  56. admirable
    takdire değer, hayranlık uyandırıcı
  57. admonish
    uyarmak, ihtar etmek, azarlamak
  58. adopt
    1. benimsemek, kabul etmek; 2. evlat edinmek
  59. advent
    geliş, gelme
  60. adversary
    düşman, hasım
  61. advertise
    genele duyurmak veya reklamını yapmak
  62. advocate
    savunmasını yapmak, lehine öneride bulunmak
  63. affect
    etkilemek
  64. affection
    sevgi, bağlılık
  65. affectionate
    sevecen, şefkatli
  66. affidavit
    yazılı ve yeminli ifade
  67. affinity
    yakınlık, benzerlik
  68. affirm
    onaylamak
  69. affluent (rich, wealthy)
    varlıklı, zengin, refahlı
  70. aggravate
    kötüleştirmek, azdırmak
  71. agreeable
    hoş, latif, dost
  72. akin
    yakın benzer
  73. alabaster
    bir cins mermer
  74. alacrity
    çeviklik, canlılık
  75. alarming
    endişe verici
  76. alert
    uyanık, teyakkuz halinde
  77. alibi
    suç işlendiği sırada başka bir yerde olma kanıtı
  78. align
    hizalamak
  79. alimony
    nafaka
  80. allegation
    suçlayıcı iddia (fiil: to allege)
  81. allegiance
    bağlılık, biat
  82. alleviate
    hafifletmek, dindirmek
  83. alliance
    ittifak
  84. ally
    müttefik
  85. allocate
    tahsis etmek, herbirine bölüştürmek
  86. alter (change)
    değiştirmek, değişmek
  87. altruism
    sencillik, yardımseverlik
  88. egotism
    bencillik
  89. amaze
    hayrette bırakmak
  90. amazement
    isim: hayret, şaşkınlık
  91. ambassador
    büyükelçi
  92. ambiguous
    anlamca belirsizlik taşıyan, müphem, birden fazla anlama gelebilen (isim: ambiguity)
  93. ambush
    1. pusu; 2. pusuya düşürmek
  94. ameliorate
    iyileştirmek
  95. amend
    değiştirme (düzeltme ve ekleme nüansları ile) (isim: amendment)
  96. ammunition
    cephane
  97. amnesty
    genel af
  98. ample (abundant, profuse)
    bol bol, bolca yetecek düzeyde
  99. amputate
    (bir organı) kesmek (isim: amputation)
  100. anachronism
    ait olmadığı bir çağa ilişkilendirme veya o durumda olma, çağdışılık
  101. analogous
    benzer
  102. ancestor
    ata, ced (sıfat: ancestral)
  103. ancestry
    isim: soy, ailede kendinden öncekiler)
  104. anchor
    1. gemi demiri; 2. demirlemek (= demir atmak)
  105. anew
    yeniden, tekrar, en baştan
  106. anguish
    tedirginlik, acı çekme ve keder
  107. animosity
    düşmanlık, kin ve nefret duyguları
  108. annex
    ilhak etmek, kendi bölgesine veya topraklarına katmak
  109. annihilate
    imha etmek, hepsini tümüyle yeryüzünden silmek
  110. anniversary
    yıldönümü
  111. annotate
    yazılı bir metne açıklayıcı notlar eklemek
  112. annoy
    kızdırmak, canını sıkmak, rahatsız etmek
  113. annoyance
    rahatsız edilmişlik ve canı sıkılmışlık duygusu
  114. annual
    yıllık
  115. annul
    feshetmek, yürürlükten kaldırmak
  116. antagonism
    düşmanlık
  117. antagonize
    kendine düşman etmek, düşman olmasına yol açmak
  118. anticipate
    öngörü ile beklemek (ve ona göre davranmak)
  119. antiquated
    modası geçmiş
  120. anxiety
    tedirginlik, endişe (sıfat: anxious)
  121. apathetic
    ilgisiz, kayıtsız
  122. apologetic
    özür dileyen bir tavırla
  123. apparel (clothing)
    giysiler, kılık kıyafet, giyim kuşam görünümü
  124. apparent
    1. apaçık görülen; 2. zahiren (görünüşte)
  125. apparently
    "Öyle anlaşılıyor ki" "göründüğü kadarıyla".
  126. appetite
    iştah, istek
  127. appetizer
    aperatif, meze
  128. applaud
    alkışlamak (isim: applause = alkış)
  129. appraise
    değer biçmek (isim: appraisal)
  130. appreciate
    1. takdir etmek (teşekkür); 2. anlamak, anlayışla karşılamak
  131. appreciable
    farkedilebilir derecede
  132. apprehend
    1. yakalamak, tutuklamak; 2. anlamak, kavramak
  133. apprehension
    1. (fear) korku, endişe; 2. anlama, kavrama; 3. yakalama, tutuklama
  134. apprentice
    çırak
  135. approach
    yaklaşım, tarz
  136. approval
    1. onay (=beğenme); 2. onayını verme (=tasdik)
  137. approximately
    yaklaşık olarak, ortalama değerlerle
  138. apt
    1. uygun, yerinde; 2. eğilimli, eğiliminde; 3. zeki
  139. aptitude tests
    yetenek testleri
  140. arable
    tarıma elverişli
  141. arbitrary
    keyfi olarak, racon keserek
  142. arbitration
    aralarını bulma, racon
  143. arbitrate
    hakem sıfatıyla karar vermek (=racon kesmek)
  144. arboreal
    ağaçlara ilişkin
  145. archipelago
    takımada
  146. ardent
    içtenlikli ve coşkulu, hevesli ve gayretli
  147. arduous
    zahmetli, çok gayret isteyen
  148. argument
    1. tartışma; 2. sav, savunulan tez
  149. armament
    silahlar, silahlanma
  150. armistice
    silah bırakışma, mütareke
  151. armour
    zırh
  152. armoured
    zırhlı
  153. arrogance
    kibir, kendini beğenmişlik, küstahça gurur (sıfat: arrogant)
  154. arsenal
    silah fabrikası, cephanelik
  155. arson
    kundakçılık
  156. articulate
    anlaşılır şekilde dile getirmek
  157. artillery
    topçuluk, topçu kuvvetleri (askeriye)
  158. artisan
    zenaatkar, esnaf
  159. ascend
    yukarıya çıkmak (tersi: descend... isim: ascent X descent; sıfat ascending X descending)
  160. ascertain
    araştırıp soruşturarak bulgulamak, bu yoldan kesinlemek
  161. assassinate
    süikast yapmak (isim: assassination)
  162. assassin
    süikastçı
  163. assault
    1. saldırı; 2. saldırıda bulunmak
  164. assemble
    1. toplamak; 2. monte etmek, kurmak
  165. assembly
    meclis
  166. assert
    (kanıta gerek duymaksızın) kuvvetle ileri sürmek, iddia etmek
  167. assess
    değerlendirmek (=değerini ölçmek biçmek)
  168. assets
    değerli varlıklar, bilançodaki pozitifler (tersi: liabilities)
  169. assign
    tayin veya tahsis etmek, veya ödev/görev olarak vermek
  170. assimilate
    özümlemek ("asimile" etmek)
  171. assume
    1. varsaymak; 2. üzerine almak (hak ve sorumluluğunu)
  172. assure
    karşısındakine bir konuda teminat etmek (="emin olunuz ki" demek)
  173. astonishment
    hayret, şaşkınlık (fiil: astonish... sıfat: astonished)
  174. astound
    hayret ve şaşkınlığa düşürmek (sıfat: astounding, astounded)
  175. astray
    yoldan çıkmış, sapmış (to go astray)
  176. astute
    keskin zekalı
  177. asylum
    sığınılacak yer
  178. lunatic asylum
    tımarhane
  179. to seek political asylum
    siyasi sığınma istemek
  180. atavism
    atalara çekme (sıfat: atavistic)
  181. atonement
    kefaret
  182. atrocious
    canavarca gaddar ve vahşice
  183. atrocity, atrocities
    kan dökme, kıyım, büyük mezalim
  184. attain
    (amacına) ulaşmak, erişmek
  185. attainment
    amaca ulaşma/erişme, başarı, elde etme
  186. attentive
    dikkatli, dikkatini veren
  187. attitude
    tutum, tavır
  188. attribute
    1. atfetmek, nedenini ona bağlamak; 2. özellik, nitelik, sıfat
  189. auction
    açık arttırma ile satış, müzayede
  190. audacious
    cüretli, çılgınca cesurane
  191. audit
    denetleme, murakabe, hesapları teftiş
  192. augment
    destek vererek arttırmak veya çoğaltmak
  193. auspice
    under the auspices of = 'ın himayeleri altında (davetiye vb)
  194. auspicious
    uğurlu, uygun, hayırlı, talihi güler durumda
  195. austere
    1. sert, hoşgörüsüz; 2. süssüz, sade
  196. austerity measures
    kemer sıkma önlemleri
  197. authentic
    otantik (isim: authenticity)
  198. autonomous
    otonom
  199. auxiliary
    yardımcı, destek, ikinci dereceden
  200. available
    elde mevcut, piyasada var, istenirse alınabilir
  201. avalanche
    çığ
  202. avarice
    para hırsı, açgözlülük, tamah
  203. avenge
    öc almak
  204. avert
    kaçınmak ve atlatmak
  205. aviary
    kuşhane
  206. aviation
    havacılık
  207. avidity
    açgözlülük
  208. awe
    saygı ve hayranlıkla karışık korku, huşu ve korku
  209. awkward
    1. beceriksiz, hantal; 2. sıkıntılı (durum vb)
  210. bachelor
    bekar (erkek)
  211. single
    erkek veya kadın
  212. backfire
    geri tepmek
  213. background
    1. arka zemin, arka plan; 2. geçmişi, deneyimi (kişi, kurum, olay)
  214. backpay
    ödemesi gecikmiş ücret(ler)
  215. backyard
    arka avlu, arka bahçe
  216. backbencher
    siyasi partide ön planda olmayan milletvekili
  217. backward
    1. geriye doğru, gerisin geri; 2. geri kalmış, ilkel
  218. bad-tempered
    huysuz, aksi, tersliği üstünde
  219. baffle
    şaşırtmak, aklını karıştırmak
  220. bait
    yem (yakalamak için aldatıcı/cezbedici tuzak yem)
  221. banal
    çok sıradan ve sıkıcı, hiçbir incelik taşımayan
  222. banish
    sürmek, kovmak, o yerden veya bölgeden yasaklamak (isim: banishment)
  223. barbed wire
    dikenli tel
  224. bard
    saz ozanı
  225. bargain
    1. pazarlık etmek; 2. kelepir şey, pek ucuz şey. (It was a bargain.)
  226. barge
    mavna
  227. barracks
    kışla veya kışla tipi yapı
  228. barter
    1. trampa, değiştokuş; 2. trampa etmek
  229. battalion
    tabur
  230. bayonet
    süngü
  231. beacon
    işaret amaçlı ışık kaynağı
  232. beast
    hayvan, canavar, kaba ve iğrenç adam
  233. beggar
    dilenci
  234. belittle
    küçümsemek, hakir görmek
  235. bellicose
    kavgacı, kavgasever
  236. belligerent
    kavgacı, saldırgan
  237. bellows
    körük
  238. beneficial
    yararlı, faydalı, iyi gelen
  239. bequeath
    miras olarak bırakmak
  240. bereavement
    büyük kayıp (bir ölüm dolayısıyla), matem
  241. beseech
    yalvarmak, istirham etmek
  242. besiege
    kuşatmak (bir kenti, kaleyi, vb)
  243. best man
    sağdıç
  244. bestial
    hayvani, hayvanca, aşağılık
  245. bestow
    ihsan etmek, vermek (dilenciye vermeyi kapsamaz)
  246. betray
    ihanet etmek, ele vermek (isim: betrayal)
  247. beverage
    meşrubat
  248. bewilder
    çok şaşırtmak, aklını karıştırmak (sıfat, bewildering, bewildered)
  249. bewitch
    1. büyülemek; 2. hayran bırakarak cezbetmek
  250. bid
    fiat teklif etmek, pey sürmek
  251. bidding
    bir müzayedede teklif verme / arttırma işlemleri
  252. biennial
    iki yılda bir olan
  253. bigot
    dar / geri kafalı kimse
  254. bigamy
    iki eşle evlilik, kuma getirme (kadın veya erkek) (isim: bigamist)
  255. binocular
    dürbün
  256. bizarre
    garip, acaip
  257. blackmail
    1. şantaj; 2. şantaj yapmak
  258. blame
    1. kabahat, sorumlu olma; 2. suçlamak, kabahati ondan bilmek
  259. bland
    yumuşak huylu,
  260. blaspheme
    kutsal şeylere yönelik alay veya küfür (sıfat: blasphemous)
  261. blast
    şiddetli patlama
  262. blast furnace
    yüksek fırın
  263. blatant
    apaçık; görülmemesi / anlaşılmaması olanaksız; küstahça
  264. bleak
    çıplak (bitki zor yetişir), soğuk, kasvetli, umutsuz, rüzgarlara açık
  265. bleach
    ağartmak, beyazlatmak, rengini yok etmek
  266. bleed
    kanamak / kanatmak
  267. bleeding
    kanama veya kanatma
  268. blemish
    kusur, leke
  269. blend
    1. karışım, harman (=karışım); 2. (with) içine karışıp gözden kaybolmak; uyum sağlamak
  270. bless
    kutsamak.
  271. blessings
    tanrının / kaderin verdiği şanslılık ve mutluluklar
  272. blight
    bitki hastalığı, bitkilerin mahfı
  273. blindfold
    1. gözleri bağlanarak kapatılmış; 2. gözlerini bağlamak
  274. blink
    1. aralıklarla yanıp sönmek (ışık için); 2. gözlerini kırpmak
  275. bliss
    saadet; huzur ve mutluluk
  276. blizzard
    tipi
  277. blockade
    1. abluka; 2. ablukaya almak
  278. blood curdling
    tüyler ürpertici
  279. blood pressure
    kan basıncı, tansiyon
  280. bloodshed
    kan dökme, kan dökülmesi
  281. bloom
    çiçek açmak
  282. blossom
    1. çiçek açmak; 2. bahar dalı
  283. blow
    darbe (=vuruş)
  284. yönetim darbesi
    coup, coup d'etat
  285. bludgeon
    cop
  286. blueprint
    temel proje veya esaslar
  287. bluff
    1. blöf; 2. blöf yapmak
  288. blunder
    pot kırmak, çam devirmek
  289. blunt
    1. kör ağızlı (bıçak, vb.); 2. sözünü esirgemez
  290. blurring
    bulanıklaşma, bulanıklık (iyi görememe, hatların birbirine karışması)
  291. blurt (out)
    düşünmeden uluorta söyleyivermek / ağzından çıkıvermek
  292. blush
    mahçubiyetle kızarmak
  293. board of directors
    yönetim kurulu
  294. boarding-house
    pansiyon
  295. boarding-school
    yatılı okul
  296. bohemian
    kalender meşrep, kaygısız ve biraz da derbeder hayat felsefesi olan
  297. boisterous
    gürültülü patırtılı ve taşkınca neş'eli
  298. bold
    cesur (= courageous)
  299. bolt
    1 sürgü (kapı); 2. sürgülemek
  300. bolt
    hızla fırlamak, hızla fırlayıp gitmek veya kaçmak
  301. bombard
    bombardıman yapmak
  302. bombastic
    yüksekten savurarak (konuşma ve yazı tavrı)
  303. bona fide
    hakiki, sahte değil
  304. bonanza
    zengin maden damarı vb gibi yüksek kazanç kaynağı
  305. bond
    1. bağ, yapışma; 2. senet, tahvil
  306. bondage
    kölelik, serflik
  307. bonfire
    şenlik ateşi
  308. booby trap
    bubi tuzağı
  309. book-keeping
    muhasebe
  310. book-maker
    at yarışlarında bahis düzenleyicisi
  311. boost
    hızla arttırmak
  312. booty
    ganimet
  313. booze
    1. kafayı çekmek; 2. içki
  314. border
    1. sınır; 2. devlet sınırı; 3. kenar, bordür
  315. bore
    1. delmek, delik açmak; 2. sıkıcı olmak, can sıkmak
  316. boring
    sıkıcı
  317. boredom
    isim: can sıkıntısı
  318. born and bred
    doğma büyüme
  319. bosom
    sine, kucak
  320. bosom friend
    can dost
  321. bottommost
    en alttaki, en aşağıdaki
  322. boulder
    büyük kaya parçası
  323. bounce
    sıçramak, zıplamak, birden üstüne atlamak
  324. bouncer
    bar fedaisi
  325. boundary
    sınır
  326. bountiful
    cömert, bol, verici
  327. box-office
    tiyatro vb gişesi
  328. boxing day
    Noel yortusunun ikinci günü ("Noel kutularının" verildiği gün)
  329. brag
    yüksekten atmak, böbürlenerek konuşmak (sıfat: braggart
  330. brake(s)
    1. arabanın fireni; 2. firen yapmak
  331. breadth
    en, genişlik
  332. breakthrough
    1.yarıp geçmek; 2. büyük buluş (büyük uğraş sonucu)
  333. breakwater
    dalgakıran
  334. breed
    yetiştirmek, beslemek, çoğaltmak (tersi: ill-bred)
  335. well-bred
    iyi yetiştirilmiş, terbiyeli
  336. breeze
    hafif rüzgar, esinti
  337. brevity
    kısalık (süre olarak; "brief" ten geliyor)
  338. bribe
    rüşvet
  339. bribery
    rüşvet alma verme
  340. briber
    rüşvetçi
  341. bridal
    gelin olmaya ilişkin (bridegroom = damat bir günlüktür, bir akrabalık terimi değildir)
  342. brigade
    tugay
  343. brigand
    haydut, eşkiya
  344. brilliant
    parlak (isim: brilliance)
  345. brimful
    ağzına kadar dolu
  346. brim
    bir cismin ağzı, kenar
  347. briskly
    canlı ve enerjik tarzda
  348. brittle
    kolay kırılır
  349. broad-minded
    geniş görüşlü, hoşgörülü
  350. brood
    kara kara, arpacı kumrusu gibi düşünmek
  351. brook
    dere, çay
  352. broom
    süpürge
  353. brothel
    genelev
  354. bruise
    yara bere, morartı, çürük
  355. brutality
    vahşet, acımasızlık (sıfat: brutal)
  356. budget
    bütçe
  357. buccaneer
    1. korsan; 2. korsanlık etmek
  358. bucolic
    kır yaşamına ilişkin
  359. budding
    tomurcuk verme
  360. budget
    bütçe
  361. buffer
    tampon (araya konulan koruyucu)
  362. bulb
    lale soğanı, elektrik ampulü, veya benzeri şekilde olan herhangi bir şey
  363. bulky
    hacimli, kocaman
  364. bullet
    mermi
  365. bullion
    altın veya gümüş külçesi
  366. bully
    zorba, kabadayı
  367. bulwark
    siper, istihkam, karşı duracak tahkimat
  368. bundle
    demet, deste, çıkın, bohça, tostoparlak sarılmış şey
  369. bump
    1. çarpmak, toslamak; 2. toslama; şişlik; tümsek
  370. buoy
    şamandıra
  371. buoyancy
    su yüzeyinde kalabilirlik, yüzezebilirlik
  372. burglar
    gizlice giren hırsız
  373. burial
    gömme, defnetme (to bury fiilinden)
  374. burlesque
    komik şekilde taklit etme veya abartarak alaya alma
  375. burly
    iriyarı ve kuvvetli, babayani
  376. bury
    1. gömmek (=defnetmek; üstünü kapatmak)
  377. buttres
    payanda vurmak, desteklemek
  378. by-election (veya, bye-election)
    ara seçim
  379. by-law (veya, bye-law)
    yerel yönetim tarafından konulan kural ve yasaklar
  380. bygone
    geçmişte kalmış, mazi olmuş
  381. by-product
    yan ürün
  382. bystander
    kenarda durup olayı seyreden ve karışmayan kimse
  383. calamity
    büyük felaket, afet (sıfat: calamitous Pekos Bill'in sevgilisi Jane Calamity / Afet Felaket Jane'den anımsayınız!)
  384. calculate
    hesaplamak
  385. calculating
    sıfat: kendi çıkarları için ince hesaplar yapan veya tedbirli, ihtiyatlı
  386. calendar
    1. takvim; 2. gerçekleştirilecek olayların listesi
  387. calibrate
    ince ayar yapmak, çapını belirlemek, derecelendirmek
  388. caliph
    halife
  389. calling
    meslek, iş, doğuştan yeteneğinden dolayı kaderinin kişiyi çağırdığı hayat yolu
  390. calligraphy
    güzel yazma sanatı, hattatlık
  391. callous
    katı ve kötü, yüreği katılaşmış, acımasız
  392. cancel
    iptal etmek (isim: cancellation)
  393. candid
    açık, gizlisi yok, içtenlikli
  394. candidate
    aday
  395. candidacy
    isim: adaylık
  396. cannibal
    yamyam (isim: cannibalism)
  397. cannon
    askeri top
  398. cannonade
    çoklu top atışı
  399. canvass
    siyasi veya ticari amaçla dolaşarak birebir görüşme yapmak
  400. capitulate
    teslim olmak / etmek (isim: capitulation... Böylece "kapitülasyonlar" ın da temel anlamını öğrenmiş oldunuz)
  401. captivate
    cezbetmek ve büyülemek (cazibesiyle büyülemek)
  402. captive
    esir alınmış kişi, tutsak
  403. captor
    esir alan; to capture fiilinden
  404. carefree
    kaygısız, keyfince
  405. caress
    okşamak, müşfik davranmak
  406. carnivorous
    etobur
  407. herbivorous
    otobur
  408. omnivorous
    herşeyi yiyen; örnek: insan
  409. cast iron
    dökme demir
  410. caste
    kast (kast sistemi olan toplumlarda)
  411. castrate
    hadım etmek
  412. casual
    teklifsiz, öylesine, resmi olmayan
  413. casualty, casualties
    zayiat [ölüler (the dead); yaralılar (the wounded) ve kayıplar (the missing)]
  414. the dead
    ölüler
  415. the wounded
    yaralılar
  416. the missing
    kayıplar
  417. catastrophe
    büyük felaket (sıfat: catastrophic)
  418. causality
    neden-sonuç ilişkisi
  419. cause
    neden, sözcüğünden
  420. cautious
    temkinliı, tedbirli (isim: caution)
  421. cavity
    oyuk, boşluk, mağaracık
  422. cease
    sona ermek veya erdirmek (isim: cessation)
  423. celebrate
    kutlamak (celebrations)
  424. celebrated
    ünlü, tanınmış
  425. celerity
    hız, sürat
  426. celestial
    semavi, göksel
  427. cellular
    hücresel
  428. cement
    çimento
  429. cemetery
    mezarlık
  430. censor
    1. sansürlemek; 2. sansür memuru
  431. censorship
    sansür
  432. censure
    kınamak
  433. census
    nüfus sayımı
  434. chagrin
    üzüntü, umudun yitilmesi
  435. challenge
    1. meydan okumak; 2. aşılması gereken bir güçlük
  436. charity
    1. hayır işi; 2. hayır kurumu
  437. charitable
    hayırsever
  438. charm
    büyülemek, gönlünü çalmak
  439. chase
    kovalamak, peşinden gitmek
  440. chasm
    büyük yarık, uçurum
  441. chaste
    iffetli
  442. chastity
    iffet
  443. civil
    1. yurttaşlığa ilişkin (örnek: civil rights); 2. uygar, kibar
  444. civil engineering
    inşaat mühendisliği
  445. civil servant
    kamu görevlisi
  446. civil service
    devlet memurluğu
  447. civil war
    iç savaş
  448. civilian
    sivil, askeri olmayan
  449. clandestine
    gizli
  450. clarify
    açıklığa kavuşturmak
  451. clue
    ipucu (Fakat, "Biliyor musun?" şeklindeki bir soruya karşılık olunca, "I don't have a clue." = "En küçük bir fikrim bile yok.")
  452. coach
    1. antrenör; 2. antrenörlük yapmak; 3. atlı araba, wagon, otobüs
  453. coincidence
    rastlantı
  454. collaborate
    işbirliği yapmak, birlikte çalışmak
  455. collar
    yaka; tasma
  456. collide
    çarpışmak, birbirine çarpmak (isim: collision)
  457. colossal
    devasa
  458. commemorate
    hatırasını anmak, anma töreni yapmak
  459. commend
    övmek
  460. commerce
    ticaret
  461. compensation
    tazminat, telafi
  462. compete
    1. yarışmak; 2. rekabet etmek (isim: competition, competitor)
  463. competitive
    rekabetçi, ucuz
  464. competent
    "kompetan"
  465. compile
    derlemek (isim: compilation)
  466. compromise
    1. uzlaşmak, yarı yolda buluşmak; 2. zor duruma düşürmek
  467. compromised
    zor durumda veya zor durumda bırakılarak kendisinden istenilen elde edilmiş
  468. concession
    ödün, taviz
  469. conceptualize
    kavramsallaştırmak
  470. concept
    kavram, "konsept"
  471. conceive
    1. kafasında oluşturmak, kavramlaştırmak; 2. gebe kalmak (conception: 1. kavramlaştırma; 2. gebe kalma)
  472. conciliate
    gönlünü almak, yatıştırmak (isim: concliation; sıfat: concliatory)
  473. condescent
    tenezzülde bulunmak, lütfen seviyesine inmek
  474. confidential
    gizli, sır (fiil: to confide in smb)
  475. confirm
    teyid etmek, doğrulamak
  476. confiscate
    el koymak, elinden almak
  477. conflict
    anlaşmazlık, çatışma
  478. armed conflict
    silahlı çatışma
  479. confront
    karşı durmak, geçit vermemek
  480. congenial
    dostça, canayakın
  481. congenital
    doğuştan
  482. congratulate
    tebrik etmek
  483. congragate
    toplanmak
  484. conjecture
    tahmin, zan
  485. conscientious
    1. vicdanlı; 2. sorumluluğunu bilen ve çalışkan
  486. consequence
    sonuçta ortaya çıkan durum, sonuç
  487. consecutive
    ardışık
  488. consent
    rıza göstermek, onayını vermek
  489. considerably
    oldukça, epeyce, önemlice miktarda
  490. consistent
    uyumlu, istikrarlı, çelişki oluşturmayan
  491. consolidate
    sağlamlaştırmak
  492. construct
    inşa etmek
  493. consult
    danışmak; kafakafaya verip birbirine danışmak
  494. constitute
    "oluşturmak" sözcüğü ile çeviriniz.
  495. constitution
    1. bünye; 2. anayasa
  496. contaminate
    kirletmek; mikrop bulaştırmak
  497. contented
    halinden memnun, mutlu
  498. context
    bağlam
  499. contiguous
    bitişik
  500. contradict
    aksini söylemek ve savunmak; yanlış olduğunu söyleyerek meydan okumak
  501. contribute
    katkıda bulunmak
  502. convene
    toplantı düzenlemek / toplanmak
  503. convention
    1. âdet, gelenek; 2. toplantı, meclis
  504. conventional
    geleneksel, alışılmış
  505. convert
    dönüştürmek
  506. conversion
    1. dönüşme / dönüştürme; 2. din değiştirme
  507. convince
    inandırmak, ikna etmek
  508. coronation
    taç giyme
  509. correspond
    1. karşılığı konumda olmak, eşdeğeri olmak; 2. mektuplaşmak, haberleşmek
  510. corroborate
    doğrulamak
  511. counsel
    danışmanlık hizmeti vermek
  512. courteous
    nazik, kibar, saygılı
  513. covenant
    mukavele, ahit
  514. coward
    korkak
  515. cradle
    beşik
  516. craze
    çılgınlık derecesinde moda
  517. credentials
    itimatname, güven mektubu
  518. credible
    inanılır (tersi: incredible = inanılmaz, olanak dışı)
  519. incredible
    inanılmaz, olanak dışı
  520. creditable
    şerefli
  521. creditor
    alacaklı (tersi debtor = borçlu)
  522. debtor
    borçlu
  523. crescent
    hilal
  524. critique
    eleştiri yazısı
  525. crooked
    eğri, çarpık, virajlı, hilekar
  526. crop(s)
    ürün(ler), mahsül
  527. cross-examination
    karşı sorgu
  528. crossroads
    dörtyol ağzı
  529. crux
    asıl önemli nokta
  530. crucial
    yaşamsal önemi olan
  531. cue
    ipucu, işaret, sinyal
  532. culminate (in)
    ile sonuçlanmak
  533. cultivate
    yetiştirmek
  534. cumulative
    birikimli
  535. to accumulate
    birikmek / biriktirmek
  536. cupidity
    (maddi şeyler için) açgözlülük
  537. curriculum
    müfredat programı
  538. curse
    küfretmek, bela okumak, lanet okumak
  539. cursory
    şöylesine, yüzeysel, âdet yerini bulsun diye
  540. curtail
    kısaltmak, kısmak, sınırlamak
  541. custom
    âdet, gelenek, görenek
  542. customary
    âdet olmuş
  543. customer
    müşteri
  544. customs
    gümrük
  545. cutlery
    çatal bıçak takımı
  546. dairy... dairy farm
    süthane, süt çiftliği, mandıra
  547. damage
    hasar, zarar, ziyan
  548. damp
    rutubetli, ıslakça
  549. daring
    cesaret, cüret, meydan okuma (fiil: to dare)
  550. darkness
    1. karanlık; 2. (renk) koyuluk
  551. dawn
    şafak
  552. daydream
    1. hülyalara dalmak; 2. hülya
  553. deadline
    son vade tarihi, izin verilen son tarih veya saat
  554. death duty
    veraset ve intikal vergisi
  555. debase
    alçaltmak, adileştirmek, ayarını bozmak (isim: debasement)
  556. debate
    tartışma (genellikle bilimsel nitelikte)
  557. debit
    muhasebe defterinde pasif, borç, verecek, zimmet
  558. debit card
    banka kartı, ATM kartı
  559. debris
    döküntü, çerçöp, yıkıntı artığı
  560. debt
    borç
  561. debtor
    borçlu
  562. decade
    on yıl
  563. decapitate
    kafasını kesmek
  564. deceased
    merhum, ölü (fiil: decease = vefat etmek)
  565. decease
    vefat etmek
  566. deceive
    hile yapmak, aldatmak (deceit = hile, aldatı; deceitful = hilebaz, hilekar)
  567. deceit
    hile, aldatı
  568. deceitful
    hilebaz, hilekar
  569. decency
    terbiyelilik, edeplilik, efendilik (decent = doğru dürüst, terbiyeliliğe yakışır şekilde; tersi indecent = yakışıksız, müstehçen)
  570. decent
    doğru dürüst, terbiyeliliğe yakışır şekilde
  571. indecent
    yakışıksız, müstehçen
  572. deception
    aldatı, hile (deceptive = aldatıcı, yanıltıcı)
  573. deceptive
    aldatıcı, yanıltıcı
  574. decimate
    büyük bir kısmını öldürmek
  575. decipher
    şifreyi çözmek / okumak
  576. decisive
    kesin, kat'i
  577. decline
    1. azalmak, gerilemek; 2. reddetmek
  578. decorous
    terbiyeye uygun, saygılı
  579. decrease
    azalmak veya azaltmak (tersi: increase)
  580. dedicate
    adamak; ithaf etmek (dedicate oneself = kendini bütünüyle o amaca vermek)
  581. dedicate oneself
    kendini bütünüyle o amaca vermek
  582. deduce
    verilere dayanarak sonuç çıkarmak (deduction, deductive = tümdengelimci; tersi: induction, inductive = tümevarımcı)
  583. deduction, deductive
    tümdengelimci
  584. induction, inductive
    tümevarımcı
  585. defeat
    1. bozgun; 2. bozguna uğratmak
  586. defer
    sonraya bırakmak
  587. deficient
    yetersiz, defolu, bozuk
  588. definite
    kesin
  589. deflate
    havasını boşaltmak (tersi: inflate = şişirmek)
  590. inflate
    şişirmek
  591. defy
    meydan okumak, boyun eğmemek (isim: defiance; sıfat: defiant)
  592. dejected
    kederli, süngüsü düşmüş
  593. delegate
    delege
  594. deliberate
    1. ayrıntılarıyla üzerinde durmak / titizlikle düşünmek (isim: deliberation); 2. bile bile, kasten (zarf: deliberately; tersi: unknowingly)
  595. delicate
    narin, hassas, dikkatle korunması gereken
  596. delicious
    pek leziz
  597. delight
    haz, mutluluk duyma
  598. delinquency
    yoldan çıkmışlık, yasalara ters düşen hareketler (juvenile delinquency = çocuk suçluluğu) (sıfat: delinquent)
  599. juvenile delinquency
    çocuk suçluluğu
  600. delirious
    aklı başından uçmuş, hezeyan içinde, sayıklıyor
  601. deliver
    1. teslim etmek: 2. tevzi etmek, dağıtmak; 3. kurtarmak; 3. doğum yapmak (isim: delivery)
  602. delusion
    hayal görme, kendi yarattığı hayallere inanma, aldanma (fiil: delude = hayallere sürüklemek, aldatmak)
  603. delude
    hayallere sürüklemek, aldatmak
  604. deluge
    tufan, şiddetli yağmur ve sel
  605. demand
    talep (tersi: supply = arz)
  606. supply
    arz
  607. demolish
    yıkmak (örneğin istimlak edilen binaları)
  608. denial
    1. inkar etmek, reddetmek; 2. vermemek (fiil: to deny)
  609. denounce
    herkesin içinde suçlamak ve kınamak
  610. depict
    tasvir etmek, göstermek, işaret etmek
  611. deplete
    tüketmek, boşaltmak (isim: depletion)
  612. deplore
    acımak, üzülmek, esef veya teessüf duymak (deplorable = 1. acınacak, esef duyulacak; 2. nahoş, teessüfe vbe kınamaya layık )
  613. deplorable
    1. acınacak, esef duyulacak; 2. nahoş, teessüfe vbe kınamaya layık
  614. deploy
    yaymak, konuşlandırmak
  615. deport
    ülke dışına sürmek/çıkarmak, sınırdışı etmek
  616. depraved
    bozuk ahlaklı, ahkali değerlerini yitirmiş
  617. deprive (of)
    elinden almak, yoksun bırakmak
  618. deserve
    hak etmekm (deservedly = hak etmiş olarak)
  619. deservedly
    hak etmiş olarak
  620. design
    yapı ve düzen planını oluşturmak, planını çizmek
  621. designate
    işaret etmek, adlandırmak
  622. desolate
    ıssız, terkedilmiş, viran, perişan
  623. desperate
    1. çaresiz durumda; 2.ümitsiz, gözü dönmüş
  624. despondent
    ümitsiz ve hüzün içinde
  625. destination
    gidilmesi amaçlanan yer, yolculuğun hedefi
  626. destitute
    çok yoksul, düşkün ve çaresiz durumda (destitution = büyük yoksulluk, çaresizlik)
  627. destitution
    büyük yoksulluk, çaresizlik
  628. detention
    alıkoyma, tutuklama
  629. deteriorate
    kötüye gitmek, kötüleşmek (tersi: improve) (deterioration X improvement)
  630. determine
    niteliğini belirlemek, karar vermek (determined = azimli, kararlı; determination = 1. niteliğini saptama; 2. kararlılık)
  631. determined
    azimli, kararlı
  632. determination
    1. niteliğini saptama; 2. kararlılık
  633. detriment
    zarar (to the detriment of = -'e zarar vererek, aleyhine olarak)
  634. to the detriment of
    -'e zarar vererek, aleyhine olarak
  635. detect
    izini bulmak ve ortaya çıkarmak
  636. detest
    nefret etmek, tiksinmek
  637. devastate
    mahfetmek, yerle bir etmek, harap etmek
  638. devise
    tasarlamak, icat etmek
  639. device
    alet, düzenek, aygıt
  640. devote
    adamak, herşeyini ona vermek
  641. diagnose
    tanı koymak, teşhis etmek
  642. diffuse
    yaygın, dağınık
  643. dilemma
    ikilem, aşağı sakal yukarı bıyık durumu
  644. diligent
    gayretli ve çalışkan (isim: diligence)
  645. diluted
    sulandırılmış, sıvı katılmış
  646. dimension
    boyut
  647. diminish
    giderek azalmak veya azaltmak (diminutive = minicik, ufacık)
  648. diminutive
    minicik, ufacık
  649. discourteous
    kaba, nezaketsiz
  650. discreet
    saygılı, dikkatli ve nazik
  651. discrepancy
    uyumsuzluk, uymazlık, birbiriini tutmazlık, çelişki
  652. discretion
    1. basiret, sağduyu: 2. tedbir, ihtiyat
  653. disgraced
    gözden düşmüş; itibarsız; yüz karası
  654. dishonest
    sahtekar
  655. disintegrate
    parçalamak, parçalanmak, çürüyüp unufak olmak
  656. dismiss
    huzurundan çıkarmak, git demek, kovmak, işten çıkarmak
  657. dispense (with)
    vazgeçebilmek, onsuz yapabilmek (kişiler için kullanılmaz)
  658. display
    1. sergi, sergileme, gösterim; 2. sergilemek, gösterime sunmak, gösteriyor olmak
  659. disposition
    eğilim, mizaç
  660. disprove
    çürütmek (tersini kanıtlamak)
  661. dispute
    anlaşmazlık (sürüp giden)
  662. disregard
    aldırmamak, kulak ardı etmek
  663. disrespect
    saygı göstermemek/duymamak
  664. dissect
    incelemek amacıyla kesip biçmek
  665. dissent
    aynı fikirde olmamak, fikir ayrılığından dolayı bir gruptan kopmak
  666. dissolve
    bir sıvı içinde eriyerek veya eriterek çözmek/çözülmek
  667. distinguish
    farkını görebilmek, ayırt edebilmek
  668. distinguished
    seçkin, ünlü
  669. distrust
    1. güvensizlik, itimatsızlık; 2. güvenmemek
  670. divert
    başka yöne çevirmek; saptırmak (diversion = aklını başka şeylere yönlendirmek için meşgul olunacak birşey veya eğlence)
  671. diversion
    aklını başka şeylere yönlendirmek için meşgul olunacak birşey veya eğlence
  672. diverse
    çeşitli (diversity = çeşitlilik)
  673. diversity
    çeşitlilik
  674. docile
    uysal
  675. donate
    bağışta bulunmak (donor, donation)
  676. dormant
    "uykuda" (harekete geçeceği günü bekliyor)
  677. dormitory
    yatakhane
  678. draft
    taslak
  679. drastic
    acil, kapsamlı ve sert (örnek: "drastic measures" = çok sert önlemler)
  680. drastic measures
    çok sert önlemler
  681. drift
    sürüklenmek
  682. drill
    1. matkapla delmek; 2. talim veya egzersiz yapmak
  683. drought
    kuraklık
  684. dubious
    1. şüphe duyan/eden; 2. şüphe veren/doğuran (= doubtful) (indubitably = undoubtedly = hiç şüphesiz)
  685. indubitably
    hiç şüphesiz
  686. undoubtedly
    hiç şüphesiz
  687. duplicate
    kopyasını yapmak, aynısını yapmak
  688. duplicity
    ikiyüzlülük
  689. durable
    dayanıklı
  690. dwarf
    cüce
  691. to dwarf
    yanında cüce bırakmak, çok çok üstün olmak
  692. dwindle
    giderek azalmak
  693. dynasty
    hanedan, hükümdarlık sülalesi, hüküm sürme
  694. eager
    istekli, heves ve şevk dolu (isim: eagerness)
  695. earmark
    belli bir amaç için planlama yaparak bir kenara ayırmak (büyükbaş hayvanların kulağına vb yapılan işaret kavramından)
  696. earshot (within earshot)
    işitilecek mesafede
  697. ear-splitting
    kulakları sağır edecek derecede şiddetli
  698. earnest
    ciddi, içtenlikli (isim: earnesty, earnestness; zarf: earnestly)
  699. earthenware
    toprak çanak çömlek
  700. earthquake
    deprem
  701. ebb
    suların çekilmesi (gelgit olayının cezir safhası); mecazi olarak şaşaası sönmek, kaderi kötüye gitmek, azalmak, vb.
  702. eccentric
    egzantrik (isim: eccentricity)
  703. ecclesiastical
    kiliseye ilişkin
  704. eclipse
    1. güneş veya ay tutulması; 2. gölgede bırakmak
  705. ecstasy
    coşku, coşkunluk, vecd
  706. edge (away)
    yavaş yavaş ve "kenar kenar" uzaklaşmak
  707. edible
    yenebilir, besin olmağa elverişli (= eatable)
  708. edict
    irade, ferman
  709. edify
    ahlaki bakımdan eğitmek öğretmek (isim: edification; sıfat: edifying = ahkaken öğretici, ders verici)
  710. edifying
    ahkaken öğretici, ders verici
  711. edit
    1. yayına hazırlamak; 2. gazete yönetmek (isim: editor; editorial = başyazı)
  712. editorial
    başyazı
  713. edition
    1. yayına hazırlama; 2. sayı, nüsha ("evening edition", gibi); 3. bası ("first edition, second edition" gibi)
  714. educative
    terbiye edici
  715. eel
    yılan balığı
  716. eerie
    ürpertici, cinli perili gibi
  717. effervescent
    kabarcıklarla köpüren (gazoz vb gibi)
  718. efficient
    etkin ve yeterli, verimli, randımanlı, usta (isim: efficiency)
  719. effigy
    bir kimsenin heykel şeklinde timsali, temsili insan modeli, heykel, manken vb
  720. effrontery
    yüzsüzlük, küstahlık
  721. ejaculate
    ansızın fışkırmak veya fışkırtmak (isim. ejaculation)
  722. eject
    dışarı atacak şekilde fırlatmak (isim: ejection)
  723. elaborate
    özenle, titizlikle ve inceden inceye ayrıntılarıyla yapılan veya yapılmış (fiil: elaborate = üzerinde ayrıntılarıyla durmak ve titizlikle oluşturmak; zarf: elaborately)
  724. elaborate
    üzerinde ayrıntılarıyla durmak ve titizlikle oluşturmak
  725. electorate
    seçmen kitlesi, seçmenler
  726. electrocute
    1. (elektik tarafından) çarpmak; 2. elektrikli sandalyede idam etmek
  727. elegance
    zariflik (isim: elegant = zarif; görgülüye yakışır)
  728. elegant
    zarif; görgülüye yakışır
  729. elevation
    1. kaldırma, yükseltme; 2. yükselti, tepecik (fiil: to elevate)
  730. eligible
    seçkin, adaylık için tercih edilir nitelikte
  731. eliminate
    "elimine" etmek, elemek, dışlamak, bertaraf etmek
  732. elocution
    güzel konuşmak sanatı (eloquent = güzel ve etkili konuşan, iyi hatip; isim: eloquence)
  733. eloquent
    güzel ve etkili konuşan, iyi hatip
  734. elongate
    gererek uzatmak
  735. elope
    birlikte gizlice kaçmak (âşıklar)
  736. elucidate
    aydınlığa (= açıklığa) kavuşturmak
  737. elusive
    kolay ele geçirelemeyen, parmakların arasından kayıp kaçan, zor anlaşılır (örnek. "an elusive reply" = kaçamaklı cevap)
  738. an elusive reply
    kaçamaklı cevap
  739. emaciate
    bir deri bir kemik kalmak
  740. emancipate
    azad etmek, köleliğine son vermek (isim örneği:women's emancipation = kadın özgürlüğü)
  741. women's emancipation
    kadın özgürlüğü
  742. embark (on)
    1. başlamak; 2. gemiye binmek
  743. embarrass
    utanmak, mahçup düşürmek (isim: embarrassment)
  744. embellish
    süslemelerle (oyma, kakma, boyama) güzelleştirmek
  745. embittered
    dünyaya küsmüş, öfke ve hatta nefret duygusu dolu
  746. emblem
    amblem
  747. embroidery
    nakış
  748. emerge
    ortaya çıkmak, oluşmak, "zuhur" etmek (isim: emergence)
  749. emergency
    acil durum
  750. emetic
    herhangi bir kusturucu madde
  751. emigrate
    yurt dışına göç etmek (emigrant, emigration... tersi: immigrate, immigrant, immigration)
  752. eminence
    önemli mevkide, ileri gelen ve tanınır kişi olmak (sıfat: eminent)
  753. emit
    çıkarıp yaymak, oluşturarak dışa doğru çevreye yaymak (ışın, sinyal, vb) (isim: emission)
  754. emphatic
    vurgulu (isim: emphasis; fiil: emphasize)
  755. empathize
    kendini başkasının yerine koyarak durumunu anlamak (isim: empathy; sıfat: emphatetic)
  756. employ
    1. işe almak; 2. kullanmak (employer = işveren)
  757. employer
    işveren
  758. employment
    istihdam; (unemployment = işsizlik)
  759. unemployment
    işsizlik
  760. enable
    muktedir kılmak
  761. enact
    yasa çıkarmak
  762. enchant
    cezbetmek, büyülemek (enchantress = cazibesiyle büyüleyerek kendine bağlayan kadın)
  763. enchantress
    cazibesiyle büyüleyerek kendine bağlayan kadın
  764. encounter
    karşılaşmak, rastgelmek
  765. encourage
    teşvik etmek, cesaretlendirmek
  766. encouraging
    teşvik edici, cesaret verici, umut verici
  767. encumber
    yük olmak
  768. endeavour
    1. çaba, gayret; 2. çaba göstermek, gayret etmek
  769. endorse
    onaylamak, onayını vermek
  770. endure
    dayanmak, tahammül etmek (endurance = dayanma, sineye çekme)
  771. endurance
    dayanma, sineye çekme
  772. enforce
    zorla yaptırtmak, uyulmasını zorunlu kılmak
  773. engage
    angaje olmak veya etmek
  774. engagement
    1. "angajman"; 2. nişanlanma, nişanlılık
  775. engrave
    hakk etmek, oyarak yapmak
  776. enhance
    arttırmak, zenginleştirmek (değerini, gücünü, görüntüsünü)
  777. enigma
    muamma, anlaşılmaz şey
  778. enlarge
    büyütmek, genişlemek
  779. enlighten
    aydınlatmak (the Enlightenment = Aydınlanma Çağı)
  780. the Enlightenment
    Aydınlanma Çağı
  781. enlist
    askere almak, kendi kadrosuna/davasına katmak
  782. enmity
    düşmanlık, diş bileme
  783. enormous
    kocaman, çok büyük
  784. enslave
    köle yapmak, köleleştirmek
  785. ensure (make sure)
    olmasını sağlamak
  786. entail
    ardından getirmek (= neden olmak)
  787. entangle
    karmakarışık dolaşık hale getirmek
  788. entente
    andlaşma, itilaf
  789. enterprise
    girişim, teşebbüs (iktisat) (entrepreneur = müteşebbis, girişimci)
  790. entrepreneur
    müteşebbis, girişimci
  791. entertain
    1. eğlendirmek; 2. konuk ağırlamak
  792. enthrone
    tahta oturtmak, taç giydirmek (tersi: dethrone)
  793. enthusiasm
    şevk, istek, heves, fevkalade sıcak bakma
  794. entice
    cezbetmek, tatlılıkla ayartmak
  795. entitle
    hakve yetki vermek (entitled to do sth = bir şeyi yapmaya yetkili)
  796. entitled to do sth
    bir şeyi yapmaya yetkili
  797. entreat
    yalvarmak, ısrarla rica etmek
  798. entrench
    siper kazarak yerleşmek
  799. enumerate
    numaralandırmak, birer birer saymak
  800. enunciate
    açıklıkla dile getirmek
  801. envelop
    tamamen içinde kalacak şekilde sarmak (çevresini kuşatmak değil); kapsamak, içine almak
  802. envisage
    geleceğe ilişkin olarak zihninde canlandırmak, tasavvur etmek
  803. envoy
    elçi; özellikle de, belli bir iş için kısa süreyle gönderilen elçi
  804. envy
    kıskanma (gıpta etme) (cinsel, vb kıskanma için: jealousy)
  805. epidemic
    salgın
  806. epilogue
    bir eserin sonuna konulan "sonsöz" bölümü
  807. epitaph
    mezar kitabesi
  808. epitome
    tam ve en iyi örneği, özünün özü
  809. epoch
    çağ, devir (tarihsel)
  810. equalize
    eşit duruma getirmek (equality = eşitlik, eşit olma durumu, yasa önünde eşitlik)
  811. equality
    eşitlik, eşit olma durumu, yasa önünde eşitlik
  812. equate
    eşit kılmak veya aynı şey olarak görmek (equation = eşitlik, denklem)
  813. equation
    eşitlik, denklem
  814. equip
    donatmak (isim: equipment = teçhizat, donanım)
  815. equipment
    teçhizat, donanım
  816. equitable
    adilane, insaflı (isim: equity)
  817. equivalent
    eşdeğer, eşdeğerli (isim: equivalence)
  818. equivocal
    her iki karşıt anlama da gelebilen, ikiyüzlü
  819. era
    dönem, çağ (tarihsel)
  820. eradicate
    kökünden yok etmek
  821. erase
    silmek, yoketmek
  822. erect
    1. dikmek, inşa etmek; 2. dikilmiş, dikine duran, ayaklarının üstünde
  823. ergo
    (latince) bu nedenle, o sebeple, dolayısıyla
  824. erode
    aşınmak/çürümek, aşındırmak/çürütmek (isim: erosion)
  825. err
    yanlışa düşmek, hataya düşmek (isim: error; sıfat: erroneous)
  826. erudite
    çok bilgili ve verimli, âlim
  827. erupt
    patlak vermek (örmek, yanardağ, sivilce, vb) (isim: eruption)
  828. escapade
    kaçamak, gençlik çılgınlığı; kaçış, firar
  829. esoteric
    gizli, gizemli, batınî
  830. espionage
    casusluk
  831. essence
    öz, asıl, temel varlık (sıfat:essential = vazgeçilmez, esas, temel gerekli)
  832. essential
    vazgeçilmez, esas, temel gerekli
  833. establish
    kurmak, tesis etmek
  834. estate
    malikâne, emlak, taşınmaz mal, sahip olunan varlıklar ("vâriyet") (estate agent = emlakçı)
  835. estate agent
    emlakçı
  836. esteem
    saygı göstermek
  837. self-esteem
    özsaygı, kendine verilen değer
  838. estimate
    tahmin etmek (verilere dayanarak kestirmek) (isim: estimation = tahmin, takdir, hesaplama)
  839. estimation
    tahmin, takdir, hesaplama
  840. estrange
    soğutmak, yabancılaşmasına neden olmak
  841. estuary
    bir nehrin denize döküldüğü yer, haliç
  842. eternal
    sonsuz, ebedî... eternity = sonsuzluk, ebediyet
  843. eternity
    sonsuzluk, ebediyet
  844. ethical
    1. ahlakbilime ilişkin; 2. ahlakî, ahlaklı
  845. etiquette
    görgü kuralları (= âdabı muaşeret)
  846. eugenics
    ırk ıslahına ilişkin
  847. eulogize
    methiye düzmek, methü senada bulunmak (birazda yağcılıkla) (isim: eulogy = metih, kaside)
  848. eulogy
    metih, kaside
  849. eunuch
    1. hadım; 2. haremağası
  850. euphony
    ses ahengi, kulağa hoş gelme
  851. evacuate
    tahliye etmek (isim: evacuation)
  852. evade
    kaçınmak, yapmamak, görünmemek (isim: evasion)
  853. evaporate
    buharlaşmak, buharlaştırmak (isim: evaporation)
  854. eve
    arife
  855. Eve
    Havva (Havva anamız)
  856. eventful
    olaylarla dolu, hadiseli, maceralı
  857. eventually
    sonunda, bitiminde
  858. evergreen
    kışın yapraklarını dökmeyen
  859. everlasting
    bitmeyen, sonsuza kadar sürecek/yaşayacak
  860. evidence
    kanıtlar
  861. evil
    şer, kötü, kötülük, şeytani kötülük
  862. evocation
    hatırlatma, çağrıştırma, akla getirme
  863. evolve
    evrilmek, evrimleşmek (isim: evolution)
  864. exaggerate
    abartmak (isim: exaggeration)
  865. exalt
    yükseltmek/yüceltmek, göklere çıkarmak
  866. exasperate
    sabrını taşırmak (exasperation = sabrı taşmışlık)
  867. exasperation
    sabrı taşmışlık
  868. excavate
    kazı yapmak (excavation = kazı)
  869. excavation
    kazı
  870. excerpt
    bir kitap vb'den alıntı yapılan küçük bölüm
  871. excessive
    aşırı; (fiil: exceed)
  872. exchequer
    devlet hazinesi (the Chancellor of the Excheqyer = Maliye Bakanı)
  873. the Chancellor of the Excheqyer
    Maliye Bakanı
  874. exclude
    dışında bırakmak, ekarte etmek (isim: exclusion. tersi include, inclusion)
  875. exclusive
    1. özel; 2. seçkin ve/ya üyelikle girilen ("etrafını câmî, ağyârını mânî") (örnek: exclusive interview = yalnız bizin gazete veya dergiye verilmiş olan bir görüşme)
  876. exclusive interview
    yalnız bizin gazete veya dergiye verilmiş olan bir görüşme
  877. excrutiating
    inanılmaz derecede acı veren
  878. execute
    1. yapmak, yerine getirmek, ifa etmek; 2. idam etmek
  879. execution
    1. ifa, icra; 2. idam
  880. executioner
    cellat
  881. executive
    1. yürütmeye ilişkin, icrai; 2. yönetici
  882. exempt
    muaf; katkıda bulunma veya yerine getirme sorumluluğu olmayan
  883. exile
    1. sürgüne göndermek; 2. sürgün (kişi) 3. sürgün yeri
  884. exhaustion
    aşırı yorgunluk, tükenmişlik (sıfat: exhausted, exhausting)
  885. exhaustive
    son derece ayrıntılı, değinmedik/araştırmadık yer bırakmayan
  886. exhibit
    sergilemek, göstermek (isim: exhibition sergileme, sergi)
  887. exhilarate
    keyif ve neş'e vermek, ruhunu açmak
  888. exotic
    pek rastlanmayan, garip, ilginç, "Uzak Doğu'dan"
  889. expand
    genişlemek veya genişletmek (isim: expansion)
  890. expedition
    yolculuk; sefer, küçük ölçekli askeri sefer
  891. expel
    kovmak (örneğin okuldan, veya düşmanı) (isim: expulsion)
  892. expire
    süresi dolmak, müddeti dolmak
  893. explicit
    açık, izaha gerek göstermeyen (tersi: implicit = ima edilen veya ima yoluyla)
  894. implicit
    ima edilen veya ima yoluyla
  895. exploration
    dolaşma ve keşif, inceleme gezisi (fiil: to explore)
  896. explorer
    kaşif, seyyah
  897. express
    ifade etmek
  898. exquisite
    enfes, pek latif, fevkalade ince ve zarif
  899. extemporaneous
    irticalen, hazırlıksız
  900. extensive
    geniş ölçekte, kapsamlı
  901. exterminate
    tamamen imha etmek, kökünü kazımak
  902. extinct
    soyu tükenmiş, yaşayan örneği kalmamış
  903. extinguish
    söndürmek (ateşi, alevleri veya mecazi)
  904. extract
    seçerek/özümleyerek ayırıp çıkarmak
  905. extravagant
    müsrif, şatafatlı (isim: extravagance)
  906. extremely
    fevkalade çok, aşırı derecede
  907. evaluate
    değer biçmek
  908. exultance
    çok büyük sevinç ve iftihar
  909. fable
    ders verici masal (genelde hayvan masalı); fabl
  910. fabric
    kumaş
  911. fabulous
    şahane, harikulade
  912. façade
    önyüz, cephe (örneğin binanın ön cephesi); önyüzey görüntüsü, görünüştekiler, "zevahir"
  913. fabricate
    1. imal etmek; 2. uydurmak (yalan, vb) (sanayi imalatı, vb için "manufacture" uygundur.)
  914. facilitate
    kolaylaştırmak (sıfat: facile = kolay, şüphe verecek ölçüde kolay)
  915. facile
    kolay, şüphe verecek ölçüde kolay
  916. facilities
    ihtiyaca cevap veren tesis, olanak veya vasıtalar (örnek: public facilities = ulaşımdan semt kütüphanesine kadar fakat "umumi tuvalet" için public conveniences")
  917. public facilities
    ulaşımdan semt kütüphanesine kadar fakat "umumi tuvalet" için public conveniences"
  918. facsimile
    tıpkıbasım
  919. faction
    nifak, hizip
  920. faculty
    1. doğuştan meleke, duyu: 2. öğretim üyeleri
  921. fad
    gelip geçici moda
  922. faint
    1. belli belirsiz, solgun, donuk; 2. bayılmak (fainted bayılmış, baygın)
  923. fair
    1. adil (=just, impartial); 2. sarışın; 3. fuar; 4. hoş, güzel (kadın, hava, iklim)
  924. fait accompli
    emrivaki
  925. faith
    iman, itikat, inanma ve güvenme (faithful = sadık)
  926. faithful
    sadık
  927. fake
    taklit, sahte
  928. fallible
    yanılabilir, yanılmaz değil, beşerdir şaşabilir (tersi: infallible = asla hataya kötülüğe düşmez)
  929. infallible
    asla hataya kötülüğe düşmez
  930. fame
    şöhret (sıfat: famous. Dikkat: "infamous" kötü şöhretli demektir)
  931. familial
    ailevi
  932. familiar
    bildik, aşina (fiil: familiarize)
  933. famine
    açlık, kıtlık
  934. fanciful
    fantazi, abartılmış
  935. far-fetched
    zoraki, uzak olasılıklı ve inanılması zor
  936. far-reaching
    gelecekte önemli etki ve sonuçları olacak
  937. far-sighted
    1. uzak görüşlü (olumlu nüans); 2. hipermetrop
  938. farce
    kaba komedi, âmiyane komedi, zevk yoksunu kişilerin beğenebileceği saçmalık ve güya komedi
  939. fascinate
    hayran bırakmak (fascinating, fascination)
  940. fashion
    biçimlendirmek (şekil vermek, oluşturmak)
  941. fashion (vogue)
    moda
  942. fast
    1. hızlı; 2. oruç tutmak
  943. fast asleep
    derin uykuda
  944. fastidious
    titiz, müşkülpesent
  945. fatal
    öldürücü (= lethal)
  946. fate
    kader... fateful = akıbet bağlayan, geleceği şekillendirecek olan
  947. fateful
    akıbet bağlayan, geleceği şekillendirecek olan
  948. fathom
    1. kulaç; 2. içyüzünü çözüp anlayabilmek
  949. fatigue
    aşırı yorgunluk, bitkinlik
  950. fauna
    1. hayvanlar âlemi; 2. bir bölgenin hayvan türleri
  951. favouritism
    kıyak geçme, iltimasçılık
  952. fearsome
    dehşet verici, korkunç... fearful = 1. korku içinde; 2. korkutucu, ürkütücü
  953. feasible
    olabilir, yapılabilir, mümkün. (feasibility = "fizibilite")
  954. feasibility
    "fizibilite"
  955. feather
    kuş tüyü
  956. feeble
    zayıf (güçsüz kuvvetsiz)
  957. feign
    yalandan yapmak
  958. fellow countryman
    vatandaş ("vatandaşım, vatandaşlarım")
  959. ferocious
    kavgacı, vahşi
  960. ferry
    git-gel yolcu ve/ya araba taşıyan deniz teknesi, feribot
  961. fertile
    verimli, bereketli, döl veren (isim: fertility; fiil: fertilize)
  962. fertilizer
    gübre
  963. fervent
    ateşli, coşkun (isim: fervour)
  964. fetch
    gidip getirmek, alıp getirmek
  965. feud
    sürüp giden düşmanlık. (blood feud = kan davası)
  966. blood feud
    kan davası
  967. feudal
    feodal, derebeyliğe ilişkin. (isim: feudalism)
  968. fever
    ateş, humma
  969. fiancé, fiancée
    nişanlı (birincisi erkek, ikincisi kadın)
  970. fiction
    hayal ürünü, öykü, roman. (örnek: science fiction = kurgubilim yazın türü)
  971. science fiction
    kurgubilim yazın türü
  972. fictive, fictitious
    uydurma, gerçek olmayan (örnek: "fictitious exports" = hayali ihracat Tahmin edebileceğiniz gibi, Türkiye bağlamı dışında dünya literatüründe pek bilinmeyen bir kavram!)
  973. fictitious exports
    hayali ihracat Tahmin edebileceğiniz gibi, Türkiye bağlamı dışında dünya literatüründe pek bilinmeyen bir kavram!
  974. field
    field artillery = sahra topçusu; field hospital = seyyar hastane; field - mashall = mareşal (savaş görmüş komutan)
  975. field artillery
    sahra topçusu
  976. field hospital
    seyyar hastane
  977. field - mashall
    mareşal (savaş görmüş komutan)
  978. fiendish
    şeytani (isim: fiend = zebani)
  979. fierce
    şiddetli, azgın, saldırgan
  980. figurative
    mecazi (figure of speech = mecaz)
  981. figure of speech
    mecaz
  982. filth
    pislik, iğrenç pislik
  983. finite
    sonu var, sonsuz veya sınırsız değil, bitimli
  984. fire-brigade
    itfaiye
  985. fire-station
    itfaiye merkezi
  986. fireman
    itfaiye eri
  987. fire-escape
    yangın merdiveni
  988. fire-proof
    ateşe dayanıklı
  989. fire-arm
    ateşli silah
  990. fireworks
    havai fişek
  991. firewood
    çıra
  992. fiscal
    mali (monetary = parasal)
  993. monetary
    parasal
  994. fisherman
    balıkçı
  995. fishmonger
    balık satıcısı
  996. fishy
    üçkağıt olduğu şüphesi uyandıran
  997. flatter
    aşırı övmek, yağlamak, yaltaklanmak
  998. flavour
    çeşni, lezzet
  999. flawless
    kusursuz, defosuz
  1000. flee (from)
    kaçmak, firar etmek, tüymek, tabanları yağlamak
  1001. fleet
    donanma, filo
  1002. flesh
    "insan etten kemiktendir" dediğimizde kastettiğimiz "et"
  1003. flexible
    esnek, kolay bükülebilir (mecazi de olanaklı)
  1004. flimsy
    ince, dayanıksız
  1005. flint
    çakmaktaşı
  1006. float
    yüzmek (sıvının yüzeyinde kalmak, batmamak)
  1007. flock
    1. küçükbaş hayvan sürüsü; 2. kilise cemaati (to flock together = küme halinde bir araya gelip toplanmak)
  1008. to flock together
    küme halinde bir araya gelip toplanmak
  1009. flood, flooding
    sel, su basması
  1010. floodlight
    projektörle aydınlatmak (floolid = projektörle aydınlatılmış)
  1011. floolid
    projektörle aydınlatılmış
  1012. flora
    1. bitkiler alemi; 2. bir bölgeye özgü yerel bitkiler toplamı; 3. tıpta, vücudun bir bölgesinde yerleşik mikro-organizmalar
  1013. flour-mill
    un değirmeni
  1014. fluctuate
    inip çıkmak, dalgalanma göstermek, kararsız ve değişken olmak
  1015. foliage
    bitki örtüsü, yapraklar toplamı
  1016. folly
    hata, akılsızlık, aptallık (toplum hayatı veya ahlak açısından akılsızca yapılan bir hatalı davranış)
  1017. foolishness
    aptallık, budalalık
  1018. foot-and-mouth disease
    şap hastalığı
  1019. footprint
    ayak izi
  1020. forecast
    tahmin etmek
  1021. foreground
    önplan (tersi: background)
  1022. foremost
    en önde gelen
  1023. foreshadow
    belirtisi, öngöstergesi olmak
  1024. forensic medicine
    adli tıp
  1025. foresight
    öngörü, basiret
  1026. forestall
    erken davranıp önlemek
  1027. forlorn
    1. umutsuz; 2. uzak, unutulmuş, terkedilmiş
  1028. formidable
    ürkütücü, heybetli, yenmesi veya üstesinden gelinmesi çok zor
  1029. forsake
    terketmek, yüzüstü bırakmak
  1030. fortify
    güclendirmek, desteklendirmek (fortifications = kale, tahkimat gibi şeyler)
  1031. fortifications
    kale, tahkimat gibi şeyler
  1032. fortnight
    onbeş gün, iki hafta (göreli bir zaman ölçüsü nede olsa iki hafta 14 gün ediyor!)
  1033. fortunate
    şanslı, talihli
  1034. fortune
    1. şans, talih, kader; 2. servet (fortune-teller = falcı; fortune-hunter = evlenmek için zengin kadın arayan erkek)
  1035. fortune-teller
    falcı
  1036. fortune-hunter
    evlenmek için zengin kadın arayan erkek
  1037. fragile
    kırılgan
  1038. fragrance
    güzel koku, rayiha, güzel kokma (sıfat: fragrant)
  1039. franchize
    seçimlerde oy hakkı vermek
  1040. frank
    açık sözlü, içten, samimi
  1041. frantic
    telaş ve heyecan dolu, çılgın gibi bir telaş içinde
  1042. fraternal
    kardeşçe, kardeşlere veya kardeşliğe ilişkin
  1043. fraud
    hile, sahtekarlık
  1044. freak
    hilkat garibesi, ucube, pek rastlanmayacak türden
  1045. freight
    navlun, yük
  1046. frigate
    fırkateyn
  1047. frivolity
    belki eğlenceli ama boş ve değersiz şeylerle vaktini harcamak
  1048. frozen
    donmuş (fiil: to freeze = donmak veya dondurmak)
  1049. to freeze
    donmak veya dondurmak
  1050. frustrate
    hayal kırıklığına uğratmak
  1051. fugitive
    kaçak, mülteci
  1052. fulsome
    mide bulandırıcı, iğrenç
  1053. fund
    tahsis edilen para, fon
  1054. fundamental
    esas, temel, başlıca
  1055. funeral
    cenaze töreni (sıfat: funereal = matem dolu, kasvetli, cenaze töreni gibi)
  1056. funereal
    matem dolu, kasvetli, cenaze töreni gibi
  1057. furious
    çok öfkeli, öfkeden çılgına dönmüş (isim: fury)
  1058. furnace
    ocak, fırın
  1059. furnish
    sağlamak, donatmak, döşemek
  1060. furtive
    sinsice ve gizlice, hırsız gibi
  1061. fuss
    gereksiz telaş ve titizlenme
  1062. futile
    boşuna, beyhude
  1063. gadget
    (genellikle küçükçe ve becerikli) cihaz veya alet
  1064. gaiety
    1. şen olma hali; 2. eğlenti ("gay" aslında "şen, neş'eli" demektir)
  1065. gainsay
    karşı çıkmak, karşı tezi savunmak
  1066. gait
    yürüyüş ve adım atış tarzı
  1067. gallant
    1. yiğit ve yüce gönüllü; 2. hanımlara karşı şövalyece nazik
  1068. galore
    bol, çok ("We provide music and entertainment galore."
  1069. gambit
    ardından elde edilecek kazanım için geçici gerileme veya kayıp sunma
  1070. gamble
    kumar oynamak
  1071. gaol (jail, prison)
    hapishane
  1072. gargantuan
    devasa, dev gibi
  1073. garment
    giysi; genelde üste giyilen herhangi bir giysi türü veya parçası
  1074. garrison
    garnizon, kışlık
  1075. gastronome (gourmet)
    gurme, çeşnicibaşı
  1076. gauge
    ölçmek, ölçüm yapmak, hesaplamak
  1077. gay
    bknz. gaiety
  1078. gaze
    dikkatle ve uzunca bakmak (bir anlam çıkarmak veya öfke vb bir duygu aktarmak için)
  1079. gear
    1. takım taklavat, levazımat; 2. vites (1st gear, reverse gear, vb)
  1080. gem
    değerli taş, mücevher (bknz. jewel)
  1081. genealogy
    1. soy, secere; 2. şecere bilgisi (sıfat: genealogical)
  1082. G.P. (general practitioner)
    pratisyen hekim
  1083. generate
    üretmek, oluşturmak
  1084. generation
    1. üretme, meydana getirme; 2. kuşak, nesil
  1085. generosity
    cömertlik (sıfat: generous)
  1086. genial
    güleryüzlü, dost
  1087. genocide
    soykırım
  1088. gentle
    nazik, müşfik davranışlı, duyarlı ve acıtmadan
  1089. genuinely
    hakikaten, gerçekten; (sıfat: genuine = gerçek, hakiki, sahte değil)
  1090. genuine
    gerçek, hakiki, sahte değil
  1091. germ
    1. tohum, ilk cevher; 2. mikrop
  1092. gestation
    gebelik süresi
  1093. ghastly
    korkunç, dehşet verici
  1094. gigantic
    çok büyük, devasa (giant = dev)
  1095. giant
    dev
  1096. glacier
    buzdağı (sıfat: glacial)
  1097. glamour
    şöhret, güzellik vb'ın getirdiği gözkamaştırıcı çekicilik
  1098. glance
    kısa bir bakış atmak
  1099. global
    küresel
  1100. glossary
    lügatçe, sözcük dizgesi
  1101. goal
    1. hedef; 2. futbolda kale (goalkeeper, goalie, kaleci)
  1102. godfather
    vaftiz babası
  1103. gold plated
    altın kaplama
  1104. gold rimmed
    altın çerçeveli
  1105. goodwill
    iyi niyet
  1106. gorgeous
    şahane, harika
  1107. gospel
    incil
  1108. gossip
    1. dedikodu yapmak; 2. dedikodu; 3. dedikoducu
  1109. gourmet
    bknz. gastronome
  1110. government
    1. yönetme, yönetim; 2. hükumet; (sıfat: governmental)
  1111. governor
    1. vali; 2. yönetim kurulu üyesi
  1112. grace
    1. zerafet; 2. inayet, lütuf, rahmet; 3. yemek öncesi şükran duası
  1113. graduate
    1. mezun olmak; 2. derece derece işaret koymak; 3. mezun
  1114. graft
    aşı, aşılamak (enjeksiyon anlamında değil)
  1115. grain
    1. tanecik, zerrecik, tahıl tanesi; 2. ağaç damarı
  1116. granary
    tahıl ambarı
  1117. grandiose
    pek bir azametli, çok büyük ölçeklerde
  1118. grateful
    minnettar
  1119. gratify
    memnun bırakmak, doyum sağlamak (isim. gratification)
  1120. gratis
    bedava
  1121. gratitude
    minnettarlık, şükran
  1122. grave
    1. ciddi, ağır, vahim; 2. mezar
  1123. greed
    açgözlülük, hırs (sıfat: greedy; isim: greediness)
  1124. grieve
    elem ve keder çekmek (isim: grief = elem, keder)
  1125. grief
    elem, keder
  1126. grudge
    hınç, diş bileme
  1127. gruesome
    ürkütücü, çirkin ve ürpertici, nahoş manzaralı
  1128. guard-rail
    korkuluk demiri
  1129. guardianship
    vesayet
  1130. gunpowder
    barut
  1131. gusto
    zevk, şevk dolu keyif
  1132. habitat
    1. bir canlı türünün doğal yaşam çevresi; 2. (genel anlamda) doğal yaşam çevresi
  1133. hail
    1. dolu (atmosfer olayı); 2. coşkulu ve yüksek sesli selamlamak veya bu tür bir selam (Örnek: "Hail, Caesar!" Selam sana, Sezar!
  1134. hair-rising
    tüyler ürpertici
  1135. hairy
    kıllı, tüylü
  1136. halcyon days
    sakin günler (halinden memnun, mutlu nüansı ile)
  1137. half-heartedly
    gönülsüzce, isteksizce
  1138. hallmark
    marka veya resmi ayar damgası, belirgin işaret, alameti farika
  1139. hallucinate
    olmayan şeyleri kafasında kurarak "görmek", hayalinde oluşturarak hayallere dalmak (isim: hallucination)
  1140. halt (stop)
    durmak, durdurmak
  1141. hamlet
    küçük köy
  1142. hammer out
    çekiç vb ile döverek yassıltmak (veya mecazi)
  1143. hamper
    işleyişini güçleştirmek, engellemek
  1144. handle
    üstesinden gelmek, işletebilmek, sorunları çözebilmek
  1145. hanker (after, for)
    gözünde tütmek, özlemini ahu vah ile çekmek
  1146. haphazardly
    gelişigüzel ve rastgele biçimde
  1147. harass
    sürekli saldırılarla rahatsız ve taciz etmek
  1148. harbinger
    haberci, muştucu
  1149. harbour
    1. liman; 2. sinesinde barındırmak, liman olmak
  1150. harden
    katılaşmak, sertleşmek / katılaştırmak, sertleştirmek (örnek: "a hardened criminal" = "kaşarlanmış")
  1151. a hardened criminal
    "kaşarlanmış"
  1152. hardship
    güçlük, müşkülat
  1153. hardworking
    çok çalışkan
  1154. hark
    dinlemek, kulak vermek
  1155. harmful X harmless
    zararlı X zararsız (= zarar veren/vermeyen)
  1156. harness
    1. koşum takımı vurmak, dizginlemek; 2. koşum takımı
  1157. harp on
    sürekli aynı noktayı deşmek, yarasına tuz basmak
  1158. harsh
    sert, haşin
  1159. harvest
    hasat, ürün
  1160. hasten
    acele etmek (hasty = aceleci, yeterince düşünmeden, üstünkörü)
  1161. hasty
    aceleci, yeterince düşünmeden, üstünkörü
  1162. hatch
    yumurtanın çatlayarak civciv çıkması
  1163. hatred
    nefret
  1164. haughty
    kibirli, kendini beğenmiş, tepeden bakan
  1165. haunt
    bir yere sık gitmek (örnek: "haunted house" = "perili ev" iyi saatte olsunların sık uğradığı ev)
  1166. haunted house
    "perili ev" iyi saatte olsunların sık uğradığı ev
  1167. haven
    sığınılacak yer, liman
  1168. hay
    saman yığını, hasat yığını ("hay fever" = "saman nezlesi")
  1169. hay fever
    "saman nezlesi"
  1170. hazard (danger)
    tehlike (sıfat: hazardous / dangerous / perilous)
  1171. haze
    hafif sis, pus
  1172. headlong
    başaşağı, paldır küldür
  1173. headstrong
    dik kafalı, dediğim dedikçi, vazgeçmez karakterli
  1174. heal
    1. iyileştirmek; 2. iyileşmek, yaranın kapanması
  1175. healer
    halk doktoru (kırıkçı çıkıkçı cinsinden "sağaltıcı")
  1176. health
    sağlık (healthy, healthiness)
  1177. heap
    küme, yığın
  1178. hearsay
    dedikodu, kulaktan kulağa yayılan şey
  1179. heartache
    gönül yarası
  1180. heart-breaking
    acıklı, üzücü
  1181. heartless
    acımasız
  1182. hearth
    ocak
  1183. heat-stroke
    sıcaklık (güneş) çarpması
  1184. heated argument
    hararetli tartışma
  1185. heathen
    dinsiz, putperest, kâfir
  1186. heavenly
    cennet gibi, mutluluk ve huzur veren (heaven = cennet; gök, sema)
  1187. heaven
    cennet; gök, sema
  1188. heavy-hearted
    kederli, üzüntü dolu
  1189. hectic
    telaşlı ve karmakarışık (durum)
  1190. hedge
    çit
  1191. hedonism
    yaşamın amacının zevk ve sefa olduğu öğretisi (biraz başvermişlik hiççiliği/nihilizmi de içerdiği söylenebilir) (sıfat: hedonistic)
  1192. heed
    aldırmak, kulak vermek, dikkat etmek, sözünü dinlemek
  1193. heel
    topuk (to take to one's heels = "tabanları yağlamak"; head over heels = tepetaklak)
  1194. to take to one's heels
    "tabanları yağlamak"
  1195. head over heels
    tepetaklak
  1196. Hegira
    Hicret
  1197. heinous
    iğrenç, arkadan vuran
  1198. helm
    (teknede) dümen (örnek: "to be at the helm" = yönetimi, yetkiyi elinde tutuyor olmak)
  1199. to be at the helm
    yönetimi, yetkiyi elinde tutuyor olmak
  1200. helmet
    miğfer
  1201. hemisphere
    yarıküre
  1202. hence
    dolayısıyla, bu nedenle, bundan dolayı
  1203. herald
    1. habercisi veya müjdecisi olmak; geleceğin belirtisi olmak 2. haberci, müjdeci (Fakat, "heraldry" = asalet arması)
  1204. heraldry
    asalet arması
  1205. herb
    ot (özellikle de "baharat" veya "sağlıklı otlar" sınıfına girenler)
  1206. herculean
    1. Herkül gibi heybetli, güçlü kuvvetli; 2. büyük çaba gerektiren
  1207. herd
    1. büyükbaş hayvan sürüsü; 2. (mecazi) sürü
  1208. heredity
    (biyolojik veya sosyal/ailesel) kalıtım
  1209. hereditary
    1. kalıtsal; 2. aile mirası olarak alınan
  1210. heritage
    kültürel miras
  1211. heresy
    dine aykırı fikirler ileri sürme, dine ters düşme
  1212. hermetic
    hava geçirmez şekilde yalıtan veya yalıtılmış olan (hermetic seal)
  1213. hermit
    inzivaya çekişmiş, münzevi
  1214. heroine
    kadın kahraman (Fakat, "heroin" = eroin)
  1215. heroin
    eroin
  1216. herring
    ringa balığı
  1217. hesitate
    duraksamak, tereddüt etmek (isim: hesitancy, hesitation; sıfat: hesitant)
  1218. heterogeneous
    heterojen (tersi: homogeneous = homojen)
  1219. homogeneous
    homojen
  1220. hibernate
    kış uykusuna yatmak, kış uykusunda olmak (isim: hibernation)
  1221. hideous
    iğrenç, çok çirkin, nefret uyandıran
  1222. highbrow
    görgü ve zevkleri ile yüksek tabakadan
  1223. highway
    anayol, şehirlerarası yol (Fakat. "highwayman" = yolkesen, haydut)
  1224. highwayman
    yolkesen, haydut
  1225. hijacking
    hava korsanlığı
  1226. hike
    1. uzun yürüyüş; veya yürüyerek yolculuk etmek 2. zam (hitch-hike = otostop yapmak)
  1227. hitch-hike
    otostop yapmak
  1228. hilarious
    1. çok komik; 2. olumsuz nüansla da kullanılabilir: saçma veya acınacak derecede komik
  1229. hinder
    engel olmak; yapmasını/olmasını önlemek (isim: hindrance)
  1230. hinge
    1. menteşe; 2. (hinge on) ona bağlı/bağımlı/dayanıyor olmak
  1231. hint
    1. ima; 2. ima etmek
  1232. hinterland
    gerisindeki arazi veya bölge, iç kısımlar
  1233. hoard
    istifçilik yapmak
  1234. hoarse
    boğuk ve kısık sesli, sesi öfke, bağırma vb nedeniyle boğuklaşmış
  1235. hoax
    (genellikle şaka amaçlı) sahte alarm, oyuna getirme (olumsuz nüanslıdır)
  1236. hollow
    1. içi boş, oyuk veya çukurluk yer; 2. kof; içtenlikli değil
  1237. holocaust
    büyük insan telefatına neden olan kıyım ve katliam
  1238. holy
    kutsal
  1239. homesick
    evini özlemiş, sılayı özlemiş
  1240. homicide
    adam öldürme (homicidal = adam öldürme moduna girmiş)
  1241. homicidal
    adam öldürme moduna girmiş
  1242. horizon
    u*** (horizontal = yatay ufkî kavramından: tersi: vertical = dikey, dikine)
  1243. horizontal
    yatay ufkî kavramından
  1244. vertical
    dikey, dikine
  1245. horn
    1. boynuz; 2. boru (öttürülen)
  1246. horrify
    dehşete düşürmek (genellikle iğrenme ile birlikte) (isim: horror... sıfat: "horrible" sözcüğünde "iğrenme" önplandadır; "horrific" sözcüğünde korkutucu olması önplandadır)
  1247. horseshoe
    atnalı
  1248. horticulture
    bahçecilik sanatı veya mesleği
  1249. hosiery
    1. çorapçılık işi; 2. çorap eşyası
  1250. hospitable
    1. konuksever (isim: hospitality); 2. hoş, uygun (iklim, gibi)
  1251. host
    evsahibi... (hostess = evsahibesi)
  1252. hostess
    evsahibesi
  1253. hostage
    rehine
  1254. hostile
    düşmance, hasmane (isim: hostility = 1. düşmanlık; 2. fiilen çatışma, düşmanca hareketler)
  1255. hot-tempered
    çabuk öfkelenen
  1256. hotchpotch
    her telden ve her türden karmakarışık ve yamalı bohça gibi
  1257. household
    hane, hane halkı
  1258. housing
    iskan
  1259. hover
    üzerinde çemberler çizerek uçmak
  1260. howl
    ulumak
  1261. hue
    renk, renk tonu
  1262. hug
    sıkıca sarılıp kucaklamak
  1263. huge
    kocaman, devasa (colossal, gigantic, gargantuan, massive, enormous)
  1264. hum
    mırıldanmak, vızıldamak
  1265. human
    humanitarian... humanity = insanlık, beşeriyet... humane = insanca, merhametli... humanities = beşeri bilimler
  1266. humanity
    insanlık, beşeriyet
  1267. humane
    insanca, merhametli
  1268. humanities
    beşeri bilimler
  1269. humid
    rutubetli (isim: humidity)
  1270. humiliate
    küçük düşürmek (isim: humiliation)
  1271. humility
    alçak gönüllülük, tevazu
  1272. humour
    huy, tabiat (good-humoured = neşesi keyfi yerinde, hoşgörülü)
  1273. good-humoured
    neşesi keyfi yerinde, hoşgörülü
  1274. humour
    mizah (humorous = mizahi, komik, güldürücü) (humourist = mizah yazarı) (sense of humour = mizahtan, şakadan anlamak, komik tarafı görebilmek, şakayı hoşgörü ile karşılayabilmek)
  1275. humorous
    mizahi, komik, güldürücü
  1276. humourist
    mizah yazarı
  1277. sense of humour
    mizahtan, şakadan anlamak, komik tarafı görebilmek, şakayı hoşgörü ile karşılayabilmek
  1278. hurl
    fırlatmak
  1279. husbandry
    animal husbandry = hayvan besiciliği
  1280. hush money
    birinin ağzını kapatmak için verilen rüşvet, suspayı
  1281. hybrid
    melez
  1282. hygiene
    hijyen (sıfat: hygienic)
  1283. hypercritical
    aşırı eleştirici
  1284. hypocrisy
    ikiyüzlülük, riyakârlık (hypocrit = riyakâr, ikiyüzlü; sıfat: hypocritical)
  1285. hypocrit
    riyakâr, ikiyüzlü
  1286. hypothesis
    hipotez, faraziye
  1287. hysteria
    isteri... hysterical = isteriye kapılmış durumda... hysterics = sinir bunalımı
  1288. hysterical
    isteriye kapılmış durumda
  1289. hysterics
    sinir bunalımı
  1290. ice-bound
    buzların arasında hareketsiz kalmış
  1291. iconoclast
    putkırıcı, put deviren ("devrimci") (isim: iconoclasm)
  1292. identify
    kimliğini belirlemek (identity = kimlik; identical = aynısı, özdeş; identification = kimliğini saptama)
  1293. identity
    kimlik
  1294. identical
    aynısı, özdeş
  1295. identification
    kimliğini saptama
  1296. idiocy
    aptallık, alıklık (idiot = aptal, budala; idiotic = aptalca, budalaca)
  1297. idiot
    aptal, budala
  1298. idiotic
    aptalca, budalaca
  1299. ignite
    tutuşturmak, ateşlemek (isim. ignition)
  1300. ignoble
    alçak, sefil, şerefsiz
  1301. ignoramus
    kara cahil kişi
  1302. ignore
    görmezden gelmek, kulak asmamak
  1303. ignorance
    1. bilmezlik, bilmiyor olma; 2. cahillik
  1304. illegitimate
    meşruiyet dışı, kamu vicdanına ters
  1305. illiterate
    okuma yazma bilmez, ümmi (isim: illiteracy)
  1306. illustrate
    örneklerle açıklamak, resimlemek
  1307. imaginary
    hayali, kafada uydurulmuş
  1308. imaginative
    hayal gücü yüksek; yaratıcı
  1309. immaculate
    lekesiz, tertemiz
  1310. immemorial
    zamanı bilinemeyecek kadar eski
  1311. immense
    uçsuz bucaksız, çok geniş
  1312. immigrant
    göçmen (dışardan gelen. tersi: emigrant) (immigrate, immigration X emigrate, emigration)
  1313. immobile
    hareketsiz, sabit
  1314. immoral
    ahlaksız
  1315. immortal
    ölümsüz
  1316. impartial (just)
    tarafsız, yan tutmayan, adil
  1317. implement
    yerine getirmek, uygulamak, yürürlüğe koymak
  1318. implicit
    ima olunan (explicit = açık açık söylenen)
  1319. explicit
    açık açık söylenen
  1320. impotence
    kudretsizlik, iktidarsızlık (sıfat: impotent; tersi: potent = güçlü; örnek "a potent poison")
  1321. potent
    güçlü; örnek "a potent poison"
  1322. imprecise
    kesin olmayan, defolu, dikkatsiz, özensiz
  1323. impression
    1. alınan izlenim; 2. bırakılan etki veya iz (fiil: impress = etki bırakmak)
  1324. impress
    etki bırakmak
  1325. impromptu
    hazırlıksız, doğaçlama
  1326. improper
    1. yersiz, uygunsuz; 2. açık saçık (impropriety = yakışıksızlık, uygunsuz olma)
  1327. impropriety
    yakışıksızlık, uygunsuz olma
  1328. improvise
    oracıkta oluşturmak, doğaçlama
  1329. inaccurate
    yanlış (isim: inaccuracy = doğru olmama)
  1330. inaccuracy
    doğru olmama
  1331. inadequate
    yetersiz
  1332. inadvertent
    elde olmaksızın fakat tedbirsizce ve pot kırarak
  1333. inanimate
    cansız
  1334. incidence
    1. olma, vuku bulma; 2. oluş sıklığı (incident = olay)
  1335. incident
    olay
  1336. incline
    eğiliminde olmak (inclination = eğilim, yapma isteği)
  1337. inclination
    eğilim, yapma isteği
  1338. inconsiderate
    düşüncesiz (=bencil, başkalarını düşünmeyen)
  1339. incorrigible
    ıslah olması, huyunun düzeltmesi olanaksız
  1340. incredible
    inanılmaz, hayretler verici
  1341. incurable
    onulmaz, tedavisi olanaksız, devasız
  1342. indecent
    açık saçık, ahlaka aykırı
  1343. indecisive
    kararsız, belirsiz, kesin olmayan (indecision = kararsızlık, karar verememe)
  1344. indecision
    kararsızlık, karar verememe
  1345. indescribable
    tasviri/anlatılması olanaksız
  1346. indication
    belirti, gösterge (to indicate = işaret etmek)
  1347. to indicate
    işaret etmek
  1348. indifferent
    kayıtsız, ilgi göstermeyen
  1349. indigenous
    bir yerin doğal yerlisi, endojen
  1350. indispensable
    vazgeçilemez, kesin gerekli
  1351. indistinct
    belirsiz, bulanık, belirgin şekilde görülemeyen
  1352. indolence
    tembellik (sıfat: indolent)
  1353. indomitable
    yılmaz, boyunduruk altına alınamaz
  1354. induce
    oluşmaya veya yapmaya yönlendirmek, oluşturtmak
  1355. industrious (hard-working)
    çalışkan, gayretli
  1356. inevitable
    kaçınılmaz, mukadder
  1357. infamous
    kötü şöhretli
  1358. infantry
    piyade askeri, piyade kuvvetleri
  1359. infertile
    kısır, verimli değil
  1360. infidel
    kâfir, imansız
  1361. inflammable
    kolay tutuşan, parlayıcı (=-tersi: nonflammable)
  1362. influenza, 'flu
    grip
  1363. infuriate
    öfkesinden çıldırtmak, çok öfkelendirmek
  1364. ingenious
    becerikli, yaratıcı (isim: ingenuity)
  1365. ingenuous
    saf, masum, içtenlikli
  1366. ingratitude
    nankörlük
  1367. inherit
    miras veya kalıtım yoluyla almak (inheritance = veraset, miras)
  1368. inheritance
    veraset, miras
  1369. inimical
    düşmanca
  1370. inimitable
    taklidi olanaksız, eşsiz
  1371. initial
    ilk, başlangıçtaki (fiil: to initiate = başlatmak)
  1372. to initiate
    başlatmak
  1373. injustice
    adaletsizlik, haksızlık
  1374. innate
    doğuştan, varlığının bir parçası olarak
  1375. innovate
    1. yenilikçi bir buluş yapmak; 2. yenilemek
  1376. insignificant
    değersiz, önemsiz
  1377. instinct
    içgüdü (sıfat: instinctive)
  1378. insure
    sigorta yapmak
  1379. inspire
    1. esin (ilham) vermek; 2. şevk ve heves vermek (isim: inspiration)
  1380. install
    kurmak, yerleştirmek, monte etmek
  1381. instructive
    öğretici, eğitici (to instruct = 1. eğitmek; 2. talimat vermek)
  1382. to instruct
    1. eğitmek; 2. talimat vermek
  1383. insulate
    yalıtmak, izole etmek
  1384. insult
    hakaret etmek
  1385. insurrection
    ayaklanma, başkaldırı
  1386. intangible
    gözle görülmez, elle tutulmaz; belirsiz ve varlığına parmak basamadığımız, kolay anlaşılamayan
  1387. integrate
    bütünleştirmek
  1388. intensity
    yoğunluk
  1389. interact
    etkileşmek
  1390. interface
    arayüz
  1391. Interfere (in, with)
    müdahale etmek, işine karışmak, burnunu sokmak
  1392. interim
    geçici olarak, araya sokarak
  1393. interminable
    bitmek bilmez, can sıkacak kadar uzun
  1394. intermittent
    kesik kesik, aralıklarla
  1395. interpret
    yorum yapmak, sözlü tercümanlık yapmak
  1396. interrogate
    sorgulamak (isim: interrogation)
  1397. interrupt
    kesintiye uğratmak
  1398. interval
    ara, fasıla
  1399. intervene
    araya girerek müdahele etmek
  1400. intestine
    ince barsak
  1401. intimacy
    yakınlık, mahremiyet
  1402. intimidate
    korkutmak, korku vererek yapmasını engellemek
  1403. intoxicate
    sarhoş etmek (intoxication = sarhoşluk)
  1404. intoxication
    sarhoşluk
  1405. intricate
    karmaşık, girift (isim: intricacy)
  1406. intrigue
    entrika, desise (to be intrigued = merakı uyanmış ve çözmek/anlamak istiyor olmak)
  1407. to be intrigued
    merakı uyanmış ve çözmek/anlamak istiyor olmak
  1408. introvert
    içine kapanık, içe dönük (tersi: extrovert = dost canlısı)
  1409. extrovert
    dost canlısı
  1410. invalid
    1. geçersiz, müddeti dolmuş; 2. yatalak hasta
  1411. invaluable
    paha biçilmez, çok çok değerli
  1412. inventory
    envanter
  1413. investment
    yatırım (fiil: to invest; isim: investor)
  1414. investigate
    soruşturma yapmak (isim: investigation)
  1415. invigorate
    dinçleştirmek, takat ve canlılık vermek
  1416. invincible
    yenilmez, galip gelinemez, muzaffer
  1417. invisible
    göze görünmez, görülmez
  1418. involuntary
    elinde olmaksızın, istem dışı
  1419. involve
    duruma veya olaya dahil etmek veya bulaştırmak
  1420. involvement
    dahil olma, karışmış/bulaşmış olma, işin içinde olma
  1421. invulnerable
    hertürlü saldırıya dayanıklı, yenilmez, yara açılamaz
  1422. irrational
    irrasyonel, akla ve mantığa uymaz
  1423. irreconcliable
    barıştırılamaz, aralarında uyuşma sağlanamaz
  1424. irrelevant
    konu dışı, ilgisiz, kelâlaka
  1425. irreparable
    telafisi olanaksız
  1426. irresponsible
    sorumsuz (olumsuz nüans)
  1427. irreversible
    tersine çevrilemez
  1428. irrigate
    sulamak (isim: irrigation)
  1429. issue
    1. konu, mesele; 2. yayın, baskı
  1430. item
    bir listeyi oluşturan yazılı madde-başı veya fiziki mallardan herbiri, birim, parça, sşya
  1431. ivory
    fildişi
  1432. jack
    1. kriko; 2. (up ile) kriko veya bucurgat benzeri şeylerle kaldırmak
  1433. jackpot
    en büyük ikramiye, ortada biriken bütün para
  1434. jail (gaol, prison)
    hapishane (jailer, gaoler = gardiyan)
  1435. jailer (gaoler )
    gardiyan
  1436. jalopy
    külüstür araba
  1437. jam
    1. sıkış sıkış durum, kilitlenme, izdiham, tıkanma; 2. marmelat
  1438. janitor
    kapıcı
  1439. jar
    1. kavanoz; 2. çok sarsmak, sinirine dokunacak derecede sarsıntı yapmak
  1440. jargon
    meslek dili
  1441. jaundice
    sarılık hastalığı
  1442. javelin
    cirit
  1443. jawbone
    çene kemiği
  1444. jealous
    kıskanç (isim: jealousy)
  1445. jeer
    alay etmek
  1446. jeopardy (danger)
    tehlike (fiil: to jeopardize = tehlikeye atmak, riske sokmak)
  1447. to jeopardize
    tehlikeye atmak, riske sokmak
  1448. jerk
    1. hızla sarsmak / sarsılmak; 2. (argo) budala, ahmak, görgüsüz
  1449. jest
    1. şaka, latife; 2. şaka yapmak (=joke)
  1450. jewel
    değerli taş, mücevher (jewelry veya jewellery = mücevherat)
  1451. jewelry, jewellery
    mücevherat
  1452. jigsaw
    parçalı bulmaca
  1453. jingo
    milliyetçilik duyguları bağnazlık derecesinde olan kimse (isim: jingoism)
  1454. jocular
    şaka kabilinden, şaka yollu
  1455. jogging
    sağlıklı yaşam koşusu, hafif tempoda koşma
  1456. joint
    1. eklem, mafsal; 1. ortak, müşterek (zarf: jointly)
  1457. jokingly
    şaka ederek, şaka yollu
  1458. jolly
    şen, neş'eli
  1459. journal
    andıç, seyir defteri, gazete, dergi (özellikle de bilimsel dergi)
  1460. journalism
    gazetecilik (journalist = gazeteci)
  1461. journalist
    gazeteci
  1462. journey
    yolculuk, seyahat
  1463. jovial
    şen, neş'eli, şen mizaçlı
  1464. joy
    neş'e, mutluluk, keyif (joyous, joyful)
  1465. jubilant
    1. neşe içinde, kutlama halinde (isim: jubilance); 2. zafer sarhoşu (isim: jubilation)
  1466. jubilee
    jübile
  1467. judg(e)ment
    hüküm, karar, yargı... (good judgment = doğru düşünme, doğru kavrama ve karar verme... the Judgment Day = Kıyamet Günü)
  1468. good judgment
    doğru düşünme, doğru kavrama ve karar verme
  1469. the Judgment Day
    Kıyamet Günü
  1470. judicial
    adliye veya mahkemelere ilişkin (judicially = hukuken)
  1471. judicially
    hukuken
  1472. judiciary
    yargı erki; yargıya ilişkin
  1473. judicious
    bilgece, âkil, tedbirli
  1474. juggle
    hokkabazlık yapmak, elçabukluğu ile gösteri yapmak (örneğin lobut çevirmek gibi)
  1475. juicy
    sulu, bol özlü, lezzetli, ağız sulandırıcı
  1476. juncture
    birleşme, bitişki, bağlantı, oynak yer, eklem
  1477. jungle
    "balta girmemiş" orman, "yağmur" ormanı, "tropik" orman
  1478. junk
    külüstür eşya
  1479. junkie
    (argo) uyuşturucu müptelası
  1480. junkyard
    hurdalık, hurda arabaların atıldığı veya depolandığı yer
  1481. jurisdiction
    yargılama (=kaza) yetkisi)
  1482. jury
    jüri... juror jüri üyesi
  1483. just
    âdil; (justice = adalet)
  1484. justice
    adalet
  1485. justify
    haklı çıkarmak, haklılığını göstermek; cevaz vermek (justifiable = anlaşılabilir ve haklı nedenleri olan) (justification = haklılık, haklılığı gösterilebilirlik)
  1486. justifiable
    anlaşılabilir ve haklı nedenleri olan
  1487. justification
    haklılık, haklılığı gösterilebilirlik
  1488. juvenile
    ilk gençlik dönemine ilişkin ("çocukça" nüansıyla)
  1489. juvenile delinquent
    çocuk suçlu (isim: juvenile delinquency)
  1490. juxtapose
    yanyana koymak (genelde karşılaştırmak veya bir kompozisyon yaratmak amacıyla)
  1491. keen
    1. istekli, hevesli; 2. çabuk öğrenen
  1492. keepsake
    hatıra (maddi), bergüzar
  1493. kerosene
    gazyağı
  1494. keynote
    esas nota, temel düşünce, asıl tema
  1495. keystone
    kilit taşı, temel dayanak
  1496. kick-off
    başlama vuruşu
  1497. kidnap
    çocuk (veya adam) kaçırmak (cinsel amaçlar dışında)
  1498. killjoy
    oyunubozan (zaten ortama katılmayan veya katılamayan)
  1499. kiln
    tuğla veya kireç ocağı/fırını
  1500. kin
    akraba (kinship, kinsfolk, kinsman) (next of kin = en yakın akraba) (kinsfolk = hısım akrabalar)
  1501. next of kin
    en yakın akraba
  1502. kinsfolk
    hısım akrabalar
  1503. kindergarten
    ana okulu
  1504. kindle
    tutuşmak, tutuşturmak
  1505. kindred
    benzer, akraba türden
  1506. kingdom
    ülke
  1507. kite
    uçurtma
  1508. kitsch
    sanatsal değeri çok düşük edebiyat veya diğer sanat ürünü
  1509. knack
    ustalık, beceri, yetenek
  1510. kneel
    diz çökmek (kneel before = önünde diz çökmek)
  1511. kneel before
    önünde diz çökmek
  1512. knight
    şövalye (knighthood = şövalyelik)
  1513. knighthood
    şövalyelik
  1514. knit
    1. örgü örmek; (knit one's brows = kaşlarını çatmak: biraraya getirip birleştirmek)
  1515. knit one's brows
    kaşlarını çatmak: biraraya getirip birleştirmek
  1516. knot
    düğüm (knotty question = girift veya müşkül mesele)
  1517. knotty question
    girift veya müşkül mesele
  1518. knowhow
    uzman bilgi
  1519. knowledgeable
    bilgili
  1520. laborious
    meşakkatli, büyük uğraş gerektiren
  1521. lacerate
    pençe pençe yırtarak yaralar açmak
  1522. laconic
    fazla konuşmayan; az konuşan (bağlama göre, "az, fakat gizemli ve öz konuşan" nüansı taşıyabilir)
  1523. lacquer
    lake
  1524. laicism
    laiklik
  1525. lament
    yas veya pişmanlık iniltisi
  1526. lampoon
    hicvederek alaya almak, hicivle gülünç duruma düşürmek
  1527. landlocked
    denizlere çıkışı olmayan
  1528. landscape
    manzara
  1529. landslide
    heyelan
  1530. lapse
    (zaman için) geçmek (to relapse = nüksetmek)
  1531. to relapse
    nüksetmek
  1532. larceny
    hırsızlık (genel bir suç kategorisi olarak)
  1533. latent
    belirti vermeksizin mevcut, açığa çıkmamış durumda (ilerde aktif duruma geçeceği nüansı var) (fakat, örneğin "faaliyetlerini şimdilik askıya almış" anlamı için "dormant" / "uykuda" sözcüğünü kullanınız)
  1534. latitude
    enlem derecesi (longitude = boylam derecesi)
  1535. longitude
    boylam derecesi
  1536. latter
    (önceki - sonraki, ilki - ikincisi anlamına) the former - the latter
  1537. launch
    1. başlatmak (plan, eylem, kampanya); 2. gemiyi suya indirmek; 3. füze vb fırlatmak
  1538. laundery
    çamaşırhane
  1539. lavish
    bol keseden, esirgemeden, şatafatlı
  1540. law-abiding
    kanunlara saygılı olan
  1541. layer
    tabaka
  1542. leading
    önde gelen, başlıca
  1543. leak
    1. sızıntı yapmak; 2. sızıntı
  1544. leasing
    1. kiraya verme; 2. finansal kiralama
  1545. lecture
    1. konferans (tek kişi); 2. ders (üniversitede)
  1546. legacy
    miras olarak kalan şeyler, geçmişten kalan
  1547. legible
    okunaklı (tersi: illegible = okunaksız)
  1548. illegible
    okunaksız
  1549. legislate
    yasa yapmak (sıfat : legislative = yasamaya ilişkin; legislature = yasama meclisi)
  1550. legislative
    yasamaya ilişkin
  1551. legislature
    yasama meclisi
  1552. legitimate
    meşru, geçerli (legal = yasal) (isim: legitimacy = meşruluk)
  1553. legal
    yasal
  1554. legitimacy
    meşruluk
  1555. leisure
    boş zaman, çalışma saatleri dışı zaman
  1556. lengthwise
    uzunlamasına
  1557. leniency
    müsamaha, gevşek davranma (sıfat: lenient)
  1558. lethal
    öldürücü, ölümcül
  1559. lethargy
    uyuşukluk, çevresine aldırmazlık (sıfat: lethargic)
  1560. liability
    yükümlülük; (liabilities = bilançoda negatifler; tersi: assets = varlıklar)
  1561. liabilities
    bilançoda negatifler, pasifler
  1562. assets
    varlıklar
  1563. liaison
    bağlantı, irtibat
  1564. libel
    iftira
  1565. liberate
    özgürlüğüne kavuşturmak, tutsaklıktan/kölelikten kurtarmak
  1566. light-hearted
    gamsız
  1567. lighthouse
    deniz feneri
  1568. lightning
    şimşek (thunder = gökgürültüsü; thunderbolt = yıldırım)
  1569. thunder
    gökgürültüsü
  1570. thunderbolt
    yıldırım
  1571. linger (behind)
    ayağını sürüye sürüre ardından gelmek, vakit kaybederek geride kalmak
  1572. lingua franca
    uluslararası iletişimde öne çıkan dil
  1573. lining
    astar, çeper
  1574. literacy
    okur yazarlık (literate, illiterate)
  1575. literal
    1. harfi harfine; 2. mecazi değil (literally = tam anlamıyla, katışıksız)
  1576. literally
    tam anlamıyla, katışıksız
  1577. literary
    edebi (isim: literature)
  1578. litigant
    davacı (fiil: to litigate = mahkemeye müracaat etmek)
  1579. to litigate
    mahkemeye müracaat etmek
  1580. livestock
    ekonomik değer olarak yetiştirilen canlı hayvanlar
  1581. livid
    son derece öfkeli, öfkeden mosmor
  1582. lizard
    sürüngen hayvanlara verilen genel ad
  1583. loan
    borç, ödünç, borç vermek, kredi olarak vermek
  1584. loathe
    kuvvetle nefret etmek
  1585. locate
    yerini saptamak
  1586. locksmith
    çilingir
  1587. locomotion
    hareket (özellikle, canlıların hareket yetenek ve tarzları kastedilir)
  1588. locution
    konuşma yeteneği/davranışı/olgusuna verilen genel ad
  1589. locust
    çekirge
  1590. lodging
    barınacak veya kalacak yer
  1591. lofty
    yüksek, azametli
  1592. logbook
    gemi jurnali
  1593. logic
    mantık (logical: 1. mantığa ilişkin; 2. mantıklı, makul, akla yatkın)
  1594. loiter
    boş gezmek, orada burada sallanıp takılmak
  1595. lonesome
    yalnızlık çeken
  1596. longevity
    uzun ömürlülük
  1597. long-lost
    uzun zamandır kaybedilmiş, görüşülmemiş
  1598. long-sighted
    1. uzak görüşlü; 2. hipermetrop
  1599. longstanding
    uzun zamandır var olan
  1600. looking-glass
    ayna
  1601. loom
    1. dokuma tezgahı; 2. uzakta veya gelecekte bir karaltı veya bir tehdit olarak görülmek
  1602. loose
    gevşek (fiil: to loosen = gevşetmek. Tersi: to tighten = sıkılaştırmak)
  1603. to loosen
    gevşetmek.
  1604. to tighten
    sıkılaştırmak
  1605. loot
    1. ganimet, yağma malı; 2. yağmalamak
  1606. loquacious
    çok konuşan, ağzı kalabalık, geveze
  1607. lottery
    piyango
  1608. lovesick
    karasevdalı, mecnun olmuş
  1609. low-brow
    aşağı tabakadan
  1610. low-necked
    dekolte
  1611. low-pitched
    pes perdeden (tersi: high-pitched)
  1612. loyal
    sadık, bende (isim: loyalty = sadakat, bağlılık)
  1613. loyalty
    sadakat, bağlılık
  1614. lubricate
    yağlamak (makineyi vb)
  1615. lucid
    açık, berrak ve kolay anlaşılır konuşma, fikir, tez, vb. (isim: lucidity)
  1616. lucifer
    Şeytan, Büyük Şeytan
  1617. lucrative
    çok para kazandırıran, çok çok kârlı
  1618. ludicrous
    saçma ve gülünç (= ridiculous, absurd)
  1619. lukewarm
    1. ılık; 2. fazla sıcak veya dostane değil
  1620. luminary
    ışık veren
  1621. lunacy
    delilik (sıfat: lunatic)
  1622. lure
    cezbetmek, yem kullanarak çekmek
  1623. lurk
    kötü niyetlerle arka planda gizlenmeğe çalışarak yarı görünür çevrede dolaşmak
  1624. luscious
    pek yeşil ve bol çiçekli veya meyveli
  1625. lyrics
    bir şarkının sözleri
  1626. macabre
    ürpertici, tuhaf ve cinli ecinnili (biraz da inandırıcılıktan uzak, cansıkıcı ve komik)
  1627. macadam
    şose
  1628. machination
    kumpas, entrika
  1629. mackerel
    uskumru
  1630. maelstrom
    büyük girdap
  1631. magistrate
    sulh hakimi
  1632. magnanimity
    yüksek gönüllülük (sıfat: magnanimous)
  1633. magnet
    mıknatıs (magnetic, magnetism, magnetize)
  1634. magnification
    büyütme (boyutça) (magnifier = büyüteç, lup)
  1635. magnifier
    büyüteç, lup
  1636. magnificent
    muhteşem, şahane, mükemmel, şaşaalı (isim: magnificence)
  1637. magnitude
    büyüklük, cesamet, azamet, önem
  1638. maid
    1. genç kız; 2. oda hizmetçisi (maiden = genç kız, bakire)
  1639. maiden
    genç kız, bakire
  1640. maim
    sakat bırakmak
  1641. maintain
    1. mevcut haliyle sürdürmek; 2.bakım yapmak; 3. öne sürmek, iddia etmek
  1642. maintenance
    1. mevcut haliyle sürdürme, idame; 2.bakım
  1643. make-believe
    yalancıktan, mahsuscuktan
  1644. makeshift
    yasak savar tarzda, entipüfden, şimdilik
  1645. maladjustment
    uyumsuzluk, uyarlanamama
  1646. malnutrition
    kötü beslenme, beslenememe
  1647. malodorous
    fena kokulu, pis kokulu
  1648. malpractice
    görevini kötüye kullanma, yasalar veya ahlaka aykırı iş yapma
  1649. maltreat
    kötü muamele etmek
  1650. malady
    hastalık, illet
  1651. malcontent
    memnuniyetsiz, halinden şikayetçi
  1652. malevolent
    kötü niyetli, kötülük isteyen, kin güden
  1653. malign
    kötülük düşünen ve eden (= malignant)
  1654. malleable
    1. çekiçle dövülerek şekil verilebilen; 2. uysal
  1655. mammal
    memeli hayvan, memeliler sınıfından
  1656. manhole
    yollarda bulunan üstü kapaklı çukurlar
  1657. manslaughter
    ölüme sebep olma veya tasarlama olmaksızın cinayet (hukuki kavramlar ülkeden ülkeye biraz değişiktir)
  1658. management
    idare, yönetim, çekip çevirme
  1659. managery
    küçük (ve genellikle belli bir temaya odaklanan, özellikli) hayvanat bahçesi
  1660. mandate
    yetki, vesayet (şu bizim ünlü "manda" idaresi)
  1661. mandatory
    zorunlu
  1662. manifest
    açıkça göstermek
  1663. manipulate
    kendi etkisi ve isteği doğrultusunda olmasını/işlemesini sağlamak
  1664. mansion
    büyük konak
  1665. manufacture
    imal etmek (manufacturer = imalatçı)
  1666. manufacturer
    imalatçı
  1667. manuscript
    el yazması
  1668. marital
    evliliğe ilişkin
  1669. maritime
    deniz ve denizciliğe ilişkin
  1670. marsh, marshland
    bataklık
  1671. martial
    savaşa / askerliğe ilişkin (court martial = divanı harb; martial law = sıkı yönetim)
  1672. court martial
    divanı harb
  1673. martial law
    sıkı yönetim
  1674. martyr
    din veya fikir uğruna ölen kişi, şehit (isim: martyrdom)
  1675. massacre
    katliam
  1676. match
    eşleşmek, eşleştirmek, uyumlu olmak
  1677. matrimony
    evlenme (sıfat: matrimonial)
  1678. mature
    olgun
  1679. maze
    labirent
  1680. meadow
    çayır, otlak
  1681. meagre
    kıt, pek az
  1682. meander
    kıvrıla kıvrıla yol almak
  1683. meddle (in, with)
    işine karışmak, burnunu sokmak (=interfere)
  1684. mediate
    arabuluculuk etmek (isim: mediation, mediator)
  1685. medieval
    Orta Çağ'a ilişkin
  1686. mediocre
    sıradan, vasat, pek parlak sayılmaz
  1687. meditate
    üzerinde derin düşünmek (isim: meditation)
  1688. memorable
    önemli, unutulmaz
  1689. memorize
    ezberlemek
  1690. memory
    1. bellek; 2. anı, hatıra
  1691. mend (repair)
    onarmak
  1692. menial work
    kalifiye olmayan veya ayak işleri türünden (hakaret nüansı taşır)
  1693. mentor
    yol gösteren, akıl hocası
  1694. mercantile
    ticaret ve tüccarlığa ilişkin
  1695. mercenary
    paralı asker
  1696. merchandize
    ticari mal
  1697. merchant
    tüccar, tacir
  1698. merciful
    merhametli, bağışlayan
  1699. merge
    birleşmek (şirketler vb) (isim: merger = birleşme, bünyesine katılma)
  1700. merger
    birleşme, bünyesine katılma
  1701. mermaid
    deniz kızı
  1702. merryment
    neş'e, şen olma, eğlenti, cümbüş
  1703. meticulous
    titiz, fevkalade titiz ve dikkatli, kusursuz
  1704. midget
    cüce
  1705. might
    güc, kudret, haşmet
  1706. mindful
    dikkatli
  1707. minstrel
    saz ozanı
  1708. mint
    darphane
  1709. miracle
    mucize (sıfat: miraculous)
  1710. misanthrope
    insanlardan kaçan, uzak duran, nefret eden
  1711. miscarriage
    çocuk düşürme
  1712. miscellaneous
    çeşitli, türlü türlü, muhtelif
  1713. mischief
    yaramazlık (isim: mischievous)
  1714. miser
    cimri (sıfat: miserly)
  1715. miserable
    pek mutsuz
  1716. mission
    görev (fakat, missionary = misyoner)
  1717. misuse
    1. yanlış kullanmak; 2. kötüye kullanmak, suiistimal
  1718. mitigate
    yumuşatmak, hafifletmek
  1719. mobilize
    seferber etmek (isim: mobilization = seferberlik, seferber etme veya olma)
  1720. mobilization
    seferberlik, seferber etme veya olma
  1721. mock
    alay etmek, alaya almak (mockery = rezil bir durum, aslının kopyası bile olamayacak şey)
  1722. mockery
    rezil bir durum, aslının kopyası bile olamayacak şey
  1723. moderate
    bir tartışma toplantısını yönetmek (isim: moderator)
  1724. moderate
    ılımlı
  1725. modest
    alçak gönüllü, mütevazi (isim: modesty)
  1726. moist
    nemli, rutubetli
  1727. momentarily
    bir an için, geçici olarak
  1728. mongrel
    melez, soyu karışık
  1729. monster
    canavar
  1730. monument
    anıt (monumental = anıtsal, devasa)
  1731. monumental
    anıtsal, devasa
  1732. moral
    ahlaki veya ahlaka ilişkin
  1733. morale
    morâl, direnme/dayanma gücü
  1734. morbid
    marazi, nahoş şeylere (ölüm, hastalık, gibi) aşırı kafayı takan
  1735. morose
    yüzü gülmez, somurtkan yüzlü (büyük olasılıkla da morbid)
  1736. morsel
    lokma, parça, kırıntı
  1737. mortar
    1. harç (inşaat); 2. havan topu
  1738. mother of pearl
    sedef
  1739. motto
    ana ilke, arma simgesi sözler
  1740. mould
    1. küf; 2. kalıba dökmek, şekil vermek, kalıp uygulamak
  1741. mound
    yığın, tepecik, höyük
  1742. morn
    yas tutmak (mourning, mourners)
  1743. muddled
    kafası karışmış
  1744. mumble
    mırıldanmak, nefesinin altından konuşmak, ne dediği anlaşılmaz şeyler söylemek
  1745. mummy
    1. anne; 2. mumya
  1746. mumps
    kabakulak
  1747. municipal
    belediyeye ilişkin
  1748. munitions, ammunition
    cepane, mühimmat
  1749. muscular
    1. kaslara ilişkin; 2. kaslı, güçlü kuvvetli
  1750. murmur
    mırıldanmak, mırıltı
  1751. mute
    sessiz, dilsiz
  1752. mutilate
    uzuvlarını canavarca keserek sakat bırakmak
  1753. mutiny
    askerde başkaldırı (mutinous = isyan halinde; mutineer = ayaklanmış asker)
  1754. mutinous
    isyan halinde
  1755. mutineer
    ayaklanmış asker
  1756. mutter
    mırıldanmak, homurdanmak
  1757. myriad
    çok çeşitli
  1758. mystify
    esrarengiz davranışlarla kafasını karıştırmak
  1759. nadir
    en dip nokta (tersi: zenith)
  1760. naive
    safdil, saftirik (isim: naivity)
  1761. narrate
    anlatmak (öykü, vb) (narrator = anlatan kişi; narrative = 1. öykü; 2. anlatı tarz edebiyat)
  1762. narrow-minded
    dar kafalı
  1763. nasal
    1. buruna ilişkin; 2. genizsel (ses)
  1764. nasty
    pek fena, nahoş
  1765. nationalize
    devletleştirmek
  1766. naturalize
    vatandaşlığa kabul etmek, uyruğa almak
  1767. naught
    sıfır, hiç
  1768. naughty
    yaramaz, afacan
  1769. nausea
    bulantı (fiil: nauseate)
  1770. nautical
    denizciliğe / gemiciliğe ilişkin
  1771. naval architecture
    gemi mühendisliği
  1772. navigate
    denizcilikte ve havacılıkta seyir yönetmek
  1773. nectar
    kevser
  1774. needy
    muhtaç (maddi anlamda)
  1775. nefarious
    şer amaçlı, iğrenç
  1776. neglect
    ihmal etmek (isim: negligence; sıfat: negligent, neglectful; sıfat: neglected = bakımsız)
  1777. neglected
    bakımsız
  1778. negligible
    önemsiz derecede
  1779. negotiate
    görüşmelerde bulunmak, pazarlık etmek (to bargain = dükkan pazarlığı için)
  1780. to bargain
    dükkan pazarlığı için
  1781. neighbourhood
    semt, civar
  1782. nepotism
    akraba kayırma, babadan oğula geçme
  1783. nerve-racking
    sinirbozucu
  1784. network
    şebeke (ağ)
  1785. neutral
    tarafsız
  1786. nevertheless
    bununla beraber, yine de
  1787. niche
    yer, yuva, yaşam çentiği
  1788. nightmare
    karabasan, kâbus
  1789. nimble
    çevik, tetikte ve hızlı
  1790. nincompoop (=nitwit)
    avanak, alık, budala
  1791. noble
    1. asil; 2. soylu, asilzade (isim: nobility = 1. asalet, soyluluk; 2. asilzadeler sınıfı)
  1792. nobility
    1. asalet, soyluluk; 2. asilzadeler sınıfı
  1793. nocturnal
    gecesel
  1794. nod
    başıyla onaylamak, kafasını sallayarak evet demek
  1795. nomad
    göçebe
  1796. nominate
    aday göstermek (isim: nomination = aday gösterme veya gösterilme)
  1797. nomination
    aday gösterme veya gösterilme
  1798. nondescript
    tasviri olanaksız, şekilsiz, amorf, tuhaf, ne idüğü belirsiz
  1799. nostalgia
    nostalji, geçmişe özlem
  1800. notable, noted
    ünlü
  1801. notably
    özellikle, bilhassa
  1802. notary
    noter
  1803. noteworthy
    dikkate değer
  1804. notice
    1. ilan, duyuru; 2. önceden verilen haber, mühlet tanıma
  1805. notify
    haber vermek, bildirmek, önceden haber vererek mühlet belirtmek
  1806. notion
    kavram, nosyon
  1807. notorious
    adı çıkmış, kötü şöhretli (isim: notoreity)
  1808. notwithstanding
    buna rağmen, hernekadar, yine de
  1809. nought
    sıfır
  1810. nourish
    beslemek, besin olarak yararlı olmak (nourishing = besleyici; nourishment = beslenme, gıda)
  1811. nourishing
    besleyici
  1812. nourishment
    beslenme, gıda
  1813. novel
    1. yeni, yenilik değeri olan; 2. roman (novelist = roman yazarı; novelty = yenilik)
  1814. novelist
    roman yazarı
  1815. novelty
    yenilik
  1816. novice
    acemi, yeni başlayan
  1817. noxious
    nahoş, istenmedik, muzır
  1818. nude
    çıplak (nudity = çıplaklık)
  1819. nudity
    çıplaklık
  1820. nuisance
    musibet, cansıkan şey, başbelası
  1821. nullify
    hükümsüz ilan etmek
  1822. numb
    uyuşmuş, hissiz
  1823. nun
    rahibe (nunnery = rahibe manastırı)
  1824. nunnery
    rahibe manastırı
  1825. nuptial
    evlenme ve düğüne ilişkin, zifafa ilişkin
  1826. nurse
    1. emzirmek, bebeğe bakmak, büyütmek; 2. hastaya bakmak
  1827. nursery
    bebek odası, bebek bakım koğuşu
  1828. nursing
    hemşirelik mesleği
  1829. nurture
    beslemek, büyütmek, yetiştirmek (veya isim olarak)
  1830. nutriment
    - besin, gıda
  1831. nymph
    orman/su/vb perisi; erişkin ve cinsel çekiciliği (ve arzusu) olan kadın
  1832. oasis
    vaha
  1833. oath
    yemin (bazen "küfür" anlamında da rastlanabilir)
  1834. obedience
    itaat (fiil: to obey; sıfat: obedient = itaatkâr, uysal ve boyun eğen)
  1835. obedient
    itaatkâr, uysal ve boyun eğen
  1836. obituary
    gazetede yayınlanan ölüm ilanı ve kısa biyografi yazısı
  1837. object (to)
    karşı olmak / çıkmak, itiraz etmek (isim: objection)
  1838. objective
    1. nesnel, objektif; 2. hedef, amaç
  1839. obligation
    zorunluluk, mecburiyet, üstlenmişlik (sıfat: obligatory = zorunlu, mecburi)
  1840. obligatory
    zorunlu, mecburi
  1841. obliterate
    varlığını silmek, tümüyle yoketmek
  1842. oblivion
    çevrenin farkında olmama, unutmuş ve/ya unutulmuş olma (sıfat: oblivious)
  1843. obnoxious
    nahoş, itici
  1844. obscene
    müstehçen
  1845. obscure
    tanınmayan/bilinmeyen, karanlıkta, anlaması zor (isim: obscurity = toplum tarafından tanınmazlık, adı sanı bilinmezlik, şöhret sahibi olmamazlık)
  1846. obscurity
    toplum tarafından tanınmazlık, adı sanı bilinmezlik, şöhret sahibi olmamazlık
  1847. observant
    dikkatli, iyi gözlemleyen (fiil: to observe)
  1848. observatory
    gözlemevi, rasathane
  1849. obsessed
    takıntılı (isim: obsession = takıntı)
  1850. obsession
    takıntı
  1851. obsolete
    devri geçmiş, kullanımdan düşmüş (isim: obsolescence)
  1852. obstacle
    engel, mania
  1853. obstinate
    inatçı (isim: obstinacy =inatçılık, dikkafalılık)
  1854. obstinacy
    inatçılık, dikkafalılık
  1855. obstruct
    tıkamak, engel olmak (isim: obstruction; sıfat: obstructive)
  1856. obtain
    sağlamak, elde etmek
  1857. obvious
    besbelli, apaçık, ortada
  1858. occasion
    1. vesile; 2. önemli gün, özel olay
  1859. occasional
    arada bir olan, düzensiz aralıklarla ve seyrek
  1860. occidental
    tersi: oriental
  1861. occult
    gizli, gizemli
  1862. occupation
    1. işgal; 2. iş, meslek, meşguliyet (fiil: occupy)
  1863. occur
    meydana gelmek (occurrence = ortaya çıkma, oluşma, görülme, olay... recurrence = yeniden ortaya çıkma, nüks etme; sıfat: recurrent = tekrarlayan, nüks eden)
  1864. occurrence
    ortaya çıkma, oluşma, görülme, olay
  1865. recurrence
    yeniden ortaya çıkma, nüks etme
  1866. recurrent
    tekrarlayan, nüks eden
  1867. ocular
    göze ilişkin
  1868. odd
    1. tuhaf, acaip; 2. odd numbers = tek sayılar (even numbers = çift sayılar)
  1869. odd numbers
    tek sayılar
  1870. even numbers
    çift sayılar
  1871. odious
    iğrenç, nefret verici, menfur
  1872. odour
    koku (örnek: maladorous = kötü kokulu)
  1873. maladorous
    kötü kokulu
  1874. offence
    kabahat, gücendirme, küçük suç (fiil: offend = gücendirmek; örnek: "No offence." = "Lütfen alınmayınız, sizi gücendirmek istemedim.") Sıfat: offensive (tersi: defensive = saldırma X savunma)
  1875. offend
    gücendirmek
  1876. No offence.
    "Lütfen alınmayınız, sizi gücendirmek istemedim."
  1877. defensive
    saldırma X savunma
  1878. offering
    sunulan şey, kurban
  1879. off-hand
    hazırlıksız, oracıkta ve öylesine, "ha deyince"
  1880. official
    1. resmi; 2. yetkili, memur, resmi kişi
  1881. officious
    işgüzar, havalar takınarak kendine iş edinir
  1882. offspring
    bir ebeveynin dünyaya getirdiği kendinden sonraki bireyler ve kuşaklar, zürriyetinden olanlar, çoluk çocuğu
  1883. ointment
    melhem
  1884. old-fashioned
    modası geçmiş
  1885. olfactory
    koku alma duyusuna ilişkin
  1886. omen
    gelecek için kötü işaret (ominous = meş'um, tehditkâr, uğursuzluk getireceği işareti veren)
  1887. ominous
    meş'um, tehditkâr, uğursuzluk getireceği işareti veren
  1888. omission
    devre dışı bırakma, kullanmama, dahil etmeme (fiil: to omit)
  1889. omnipotence
    tam ve mutlak kudret (sıfat: omnipotent = Tanrının niteliklerinden) ... Ayrıca, omniscient = "herşeyi bilen" ve omnipresent = "heryerde")
  1890. omnipotent
    Tanrının niteliklerinden
  1891. omniscient
    herşeyi bilen
  1892. omnipresent
    heryerde
  1893. onerous
    ağır, külfetli, ağır bir yük olarak
  1894. opaque
    saydam olmayan
  1895. operating-theatre
    ameliyat odası
  1896. opinion
    fikir, görüş, bakış
  1897. opinionated
    katı fikirli, başkalarının görüşlerini dikkate almayan
  1898. opponent
    rakip, hasım (fiil: to oppose)
  1899. oppress
    baskı ve zulüm altında tutmak (oppressor, oppression) (oppressive = 1. zulmedici, ezici; 2. kasvetli, sıkıcı, insanı boğan)
  1900. oppressive
    1. zulmedici, ezici; 2. kasvetli, sıkıcı, insanı boğan
  1901. opt (for)
    seçmek, o seçeneği kullanmak (option = seçenek) (optional = seçime bağlı, zorunlu değil)
  1902. option
    seçenek
  1903. optional
    seçime bağlı, zorunlu değil
  1904. oration
    nutuk, hitabe (orator = hatip)
  1905. orator
    hatip
  1906. orchestrate
    yönetmek
  1907. orphan
    öksüz, yetim (orphanage = yetimhane)
  1908. orphanage
    yetimhane
  1909. ostensible
    görünürdeki, zahiri (zarf: ostensibly)
  1910. ostentatious
    gösterişsever, şatafatlı (isim: ostentation)
  1911. ostracise
    bir kimseyi toplumdan menetmek, hertürlü ilişkiyi ve görüşmeyi kesmek
  1912. oust
    bir kimseyi yerinden etmek, mevkiinden düşürmek
  1913. outbreak
    patlak verme (savaş, salgın vb)
  1914. outclass
    sürklase etmek
  1915. outcome
    sonuç, netice
  1916. outline
    özet, ana çizgiler
  1917. outlive
    bir başkasından veya şeyden daha uzun yaşamak
  1918. outnumber
    sayıca üstün olmak
  1919. outshine
    gölgede (geride) bırakmak
  1920. outskirts
    dış mahalleler, civar
  1921. outspoken
    sözünü esirgemez
  1922. output
    ürün, verim, çıktı
  1923. outrageous
    öfke ve nefret uyandıran, akıl veya ahlak açısından küstahça rezilane
  1924. outwit
    -den daha kurnazca davranmak, zekaca yenmek
  1925. oven
    fırın
  1926. overcharge
    aşırı fiatla satmak, fazla hesap almak
  1927. overcome
    üstesinden gelmek
  1928. overdraw
    bankadaki hesabında eksi bakiyeye düşmek
  1929. overdue
    vadesi geçmiş, mühleti geçmiş, gecikmiş
  1930. overemphatic
    aşırı vurgulu
  1931. overhear
    kulak misafiri olarak işitmek
  1932. overland
    karadan
  1933. overlook
    1. yüksekten görmek, nâzır olmak; 2. görememek atlamak (hata vb); 3. bilerek görmezden gelmek, bağışlamak
  1934. overseas
    deniz aşırı topraklar, yabancı ülkeler
  1935. oversimplify
    aşırı basitleştirmek; gereğinden fazla basite indirgemek
  1936. overstate
    abartmak
  1937. overt
    açıkça, gizlisi saklısı yok (tersi: covert)
  1938. overtake
    yetişip geçmek
  1939. overthrow
    devirmek, alaşağı etmek (yönetimi, kralı, vb)
  1940. overtime
    mesai dışı veya üstü çalışma
  1941. overturn
    devirmek, tepe üstü getirmek
  1942. overwhelm
    eze eze yenmek, karşı koyamaz duruma getirmek
  1943. owe
    borcu olmak
  1944. pace
    1. adım; 2. yürüyüş hızı; 3. (mecazi) ilerleme hızı
  1945. pagan
    putperest, kâfir
  1946. pageant
    debdebeli yürüyüş alayı
  1947. pal
    arkadaş
  1948. palate
    1. damak; 2. kabul edebilmek, razı olabilmek (unpalatable = yenilmez yutulmaz, nahoş)
  1949. unpalatable
    yenilmez yutulmaz, nahoş
  1950. pale
    solgun, soluk
  1951. palliate
    geçici olarak dindirmek, hafifletmek (palliative = "palyatif")
  1952. palliative
    palyatif
  1953. palmistry
    el falı (palmist)
  1954. palpable
    elle tutulur gözle görülür, somut
  1955. pamper
    övgüleriyle şımartmak
  1956. pandemonium
    velvele, gürültü patırtılı kargaşa (pan-demon-ium = bütün şeytanlar toplanıp tepinirlerse ne olur?)
  1957. pan-demon-ium
    bütün şeytanlar toplanıp tepinirlerse ne olur?
  1958. parable
    ders verici, öğretici hikaye
  1959. paramount
    üstün, üstün nitelikte veya önemde
  1960. paraphrase
    başka sözcükler kullanarak aynen ifade etmek
  1961. parity
    denklik, parite
  1962. parsimony
    cimrilik derecesinde tutumluluk
  1963. partial
    1. kısmi; 2. taraf tutan (partiality X impartiality)
  1964. participate (in)
    katılmak, katılımda bulunmak (participant = katılımcı)
  1965. participant
    katılımcı
  1966. parting
    ayrılma, veda
  1967. partisan
    tarafgir, partizan
  1968. patent
    1. patent; 2. aşikar, apaçık
  1969. pathetic
    pek acıklı, pek dokunaklı (pathos = dokunaklılık, acıklılık)
  1970. pathos
    dokunaklılık, acıklılık
  1971. patriot
    yurtsever
  1972. patron
    1. müşteri; 2. hâmi
  1973. pattern
    örüntü, temel çizgiler
  1974. peasant
    köylü... peasantry 1. köylülük; 2. köylüler (toplu anlamda)
  1975. peculiarity
    1. kendine özgü özellik; 2. tuhaflık, gariplik (sıfat: peculiar)
  1976. pedestal
    heykel kaidesi (yüksekte görülme, aziz tutulma nüansı ile)
  1977. pedestrian
    yaya
  1978. pedigree
    1. şecere, soy; 2. safkan, cins
  1979. pedlar
    sokak satıcısı, seyyar satıcı
  1980. penal
    cezaya ilişkin (penal code = ceza yasası; to penalize = cezalandırmak; penalty kick = ceza vuruşu, penaltı)
  1981. penal code
    ceza yasası
  1982. to penalize
    cezalandırmak
  1983. penalty kick
    ceza vuruşu, penaltı
  1984. penetrate
    içine işlemek, girmek, nüfuz etmek
  1985. penultimate
    sondan bir önceki
  1986. perceive
    algılamak (isim: perception = algı)
  1987. perception
    algı
  1988. perceptive
    gözünden kaçırmayan, sezgisi/algıları kuvvetli
  1989. perennial
    daimi, yıl be yıl
  1990. perfect
    kusursuz, mükemmel (tersi: imperfect = defolu)
  1991. imperfect
    defolu
  1992. perfunctory
    yarım yamalak, dostlar alışverişte görsün diye
  1993. peril
    tehlike (perilous = dangerous, risky, hazardous)
  1994. perimeter
    çevre, civar, muhit
  1995. perjury
    yalan yere yemin etme, yalancı şahitlik
  1996. persecute
    zulmetmek (isim: persecution)
  1997. persevere
    sebat etmek
  1998. persuade
    ikna etmek (isim: persuasion) (sıfat: persuasive)
  1999. pertinent
    1. konuya ilişkin; 2. uygun (davranış) (impertinent = saygısız)
  2000. impertinent
    saygısız
  2001. perturb
    rahatsızlık ve tedirginlik vermek
  2002. perverse
    ters, aksi, huysuz (perversion = sapıklık; pervert = sapık)
  2003. perversion
    sapıklık
  2004. pervert
    sapık
  2005. pioneer
    1. öncülük etmek, ilk olarak yolu açmak; 2. öncü, ilk araştıran
  2006. pest
    başbelası, haşere (pestilence = öldürücü bulaşıcı hastalık salgını)
  2007. pestilence
    öldürücü bulaşıcı hastalık salgını
  2008. plentiful
    bol; bereketli
  2009. plunge (into)
    dalarak atlamak, tereddütsüz dalmak
  2010. poll
    seçim oylaması, anket
  2011. pollute
    kirletmek (isim: pollution)
  2012. postpone
    ertelemek (oysa, cancel = iptal etmek)
  2013. cancel
    iptal etmek
  2014. poverty
    fakirlik (sıfat: poor)
  2015. praise
    övgü
  2016. pray
    dua etmek (prayer = dua)
  2017. prayer
    dua
  2018. precarious
    zorlukla ve güçlükle sürebilen veya sürdürülebilen, ucuucuna yeterli, varlığı risk altında, az, yetersiz
  2019. precaution
    önlem, tedbir
  2020. precisely
    tam olarak; kesinlikle
  2021. precocious
    vaktinden önce gelişmiş, çabuk gelişmiş
  2022. preclude
    meydan vermeyecek şekilde önceden önlemek veya yasaklamak
  2023. predecessor
    selef, kendinden önce gelen (zaman boyutunda)
  2024. successor
    halef, yerine geçen)
  2025. predict
    kehanette bulunmak (isim: prediction)
  2026. premium
    prim, sigorta primi
  2027. prescribe
    tavsiye etmek, reçetelemek
  2028. preside (over)
    başkanlık etmek (isim: president)
  2029. presume
    varsaymak
  2030. presumably
    galiba, herhalde, büyük olasılıkla, öyle varsaymamız gerekir ki
  2031. presumptious
    hüsnü kuruntu sahibi, herkes onun istediğini yapacak sanan
  2032. pretend
    rol yapmak, gibi yapmak (isim: pretense = sahteci tavır)
  2033. pretense
    sahteci tavır
  2034. pretext
    bahane
  2035. preview
    ön-gösterim
  2036. previous
    önceki, önceden
  2037. prior to
    öncesinde (isim: priority = önem sırasında öncelik)
  2038. priority
    önem sırasında öncelik
  2039. privilege
    ayrıcalık, imtiyaz
  2040. proclaim
    ilan etmek, genele duyurmak
  2041. procrastinate
    işi geciktirmak, bugünün işini yarına bırakmak (isim: procrastination)
  2042. prodigal
    mirasyedi, müsrif
  2043. profound
    derin, derunî
  2044. prolific
    çok eser veren, velûd
  2045. promote
    1. terfi ettirmek; 2. arttırmak, geliştirmek 3. tanıtımını, reklamını yapmak
  2046. promotion
    1. terfi, 2. arttırma, geliştirme; 3. tanıtım, reklam
  2047. proofread
    metni yeniden okuyarak düzelti yapmak
  2048. propensity
    eğilim, temayül
  2049. prophecy
    kehanet (prophet: 1. kâhin; 2. peygamber)
  2050. propose
    1. teklif etmek, önermek; 2. evlenme teklif etmek (isim: proposal = 1. teklif; 2. evlenme teklifi)
  2051. proposal
    1. teklif; 2. evlenme teklifi
  2052. prosecute
    aleyhine dava açmak (public prosecutor = savcı)
  2053. public prosecutor
    savcı
  2054. prospects
    gelecekte başarı umudu/şansı
  2055. protagonist
    hikayenin kahramanı (tersi: antagonist = hikayenin kötü adamı)
  2056. antagonist
    hikayenin kötü adamı
  2057. province
    il, taşra bölgesi (provincial = 1. taşralı, taşraya ilkişkin; 2. darkafalı, modalardan uzak)
  2058. provincial
    1. taşralı, taşraya ilkişkin; 2. darkafalı, modalardan uzak
  2059. provision
    1. tedarik; 2. tedbir; 3. şart (provisions = erzak, levazım)
  2060. provisions
    erzak, levazım
  2061. publicize
    halka tanıtmak, yaygın bilinirlik kazandırmak
  2062. punctual
    dakik (isim: punctuality)
  2063. purify
    arındırmak, saflaştırmak
  2064. purchase
    satın almak, mübayaa etmek
  2065. pursue
    izinden gitmek, peşini sürmek, takip etmek
  2066. quack
    sahte doktor, şarlatan
  2067. quadruple
    dört katı (quadruped = dörtayaklı; quadruplets = dördüzler)
  2068. quadruped
    dörtayaklı
  2069. quadruplets
    dördüzler
  2070. qualitative
    niteliksel (qualified = kalifiye, uzman)
  2071. qualified
    kalifiye, uzman
  2072. quantitative
    kantitatif, miktarsal, sayısal
  2073. quarantine
    1. karantina; 2. karantinaya almak
  2074. quarrelsome
    kavgacı, huysuz
  2075. quarry
    1. avlanan hayvan; 2. taş ocağı
  2076. quarter
    1. çeyrek; 2. bölge, semt; 3. daire, yaşam alanı
  2077. quarterly
    üç ayda bir yayınlanan dergi
  2078. quarter-final
    çeyrek final
  2079. quay
    rıhtım, iskele
  2080. quasi
    (bir önek olup "yarı, neredeyse, hemen hemen ama tam değil, sanki, güya" gibi anlamlar verir)
  2081. queen-mother
    ana kraliçe
  2082. queer
    1. tuhaf, acaip; 2. eşcinsel
  2083. quench
    gidermek, doyum sağlamak (örnek: quench one's thirst)
  2084. query
    soru
  2085. quest
    büyük bir amaç uğruna araştırmak
  2086. questionnaire
    anket formu, soru kağıdı
  2087. queue
    sıra kuyruğu
  2088. quick-sand
    "insan yutan" kumluk
  2089. quick-silver
    civa
  2090. quick-tempered
    çabuk öfkelenen
  2091. quick-witted
    çabuk kavrayan
  2092. quintessence
    özün özü, asıl niteliği ve temeli
  2093. quintuplets
    beşizler
  2094. quit
    bırakmak, vazgeçmek, ayrılmak, istifa etrmek (=leave, give up)
  2095. quixotic
    Don Kişot gibi hem idealist hem hayalperest
  2096. quota
    kota, hisse, pay
  2097. quote
    1. alıntı yapmak; 2. fiyat vermek
  2098. quotation
    alıntı
  2099. race
    1. ırk; 2. yarış (racial = ırksal; racism, racist = ırkçılık, ırkçı; race horse = yarış atı; racing team = yarış ekibi)
  2100. racial
    ırksal
  2101. racist
    ırkçılık, ırkçı
  2102. race horse
    yarış atı
  2103. racing team
    yarış ekibi
  2104. radiance
    ışıksaçarlık (radiant = parlak, ışıkveren, aydınlık) (fiil: to radiate; isim: radiation = 1. ışın yayma; 2. bir merkezden çevreye yayılım)
  2105. radiant
    parlak, ışıkveren, aydınlık
  2106. radiation
    1. ışın yayma; 2. bir merkezden çevreye yayılım
  2107. radical
    kökten
  2108. radius
    dairenin yarıçapı (diameter = çap)
  2109. diameter
    çap
  2110. rage
    büyük öfke (to enrage = çok öfkelendirmek) (sıfat: raging = kudurmuşçasına şiddetli; örnek "a raging storm")
  2111. to enrage
    çok öfkelendirmek
  2112. raging
    kudurmuşçasına şiddetli; örnek "a raging storm"
  2113. raid
    1. baskın, akın; 2. baskın yapmak veya baskın yaparak yağmalamak
  2114. rainproof
    yağmur geçirmez
  2115. raise
    1. yukarı kaldırmak; 2. artırmak; 3. yetiştirmek (genelde hayvan; fakat çocuk için de işitilir)
  2116. ramifications
    bir olay veya davranışın dallanıp budaklanma şeklinde yol açacağı/açtığı etkileri
  2117. rancid
    ekşimiş, bozulmuş, kokmuş (örnek: "rancid butter")
  2118. random
    rastgele, gelişigüzel (random study = rastgele örneklem yoluyla yapılan araştırma çalışması)
  2119. random study
    rastgele örneklem yoluyla yapılan araştırma çalışması
  2120. rank
    rütbe, sıra, yatay sıra konumu, saf (saf tutmuş durumda) (DİKKAT: rankness = sıradanlık, bayağılık)
  2121. rankness
    sıradanlık, bayağılık
  2122. ransack
    çapulculuk amacıyla altüst ederek araştırmak
  2123. rape
    ırza tecavüz (rapist = tecavüzcü)
  2124. rapist
    tecavüzcü
  2125. rapid
    çok hızlı (zarf: rapidly)
  2126. raproachment
    yakınlaşma, barışma
  2127. rarity
    ender bulunan/rastlanan şey (Dikkat: to rarefy = yoğunluğunu azaltmak)
  2128. to rarefy
    yoğunluğunu azaltmak
  2129. rashness
    acele ve tebbirsizce davranma (sıfat: rash; örnek "a rash decision)
  2130. rate
    Türkçe'de "oran" veya "hız"
  2131. ratify
    onaylamak (meclis tarafından uluslararası bir anlaşmayı vb)
  2132. ratio
    oran
  2133. reactionary
    gerici, mürteci
  2134. readily
    kolayca, hemen, seve seve
  2135. realm
    ülke, devlet, krallık
  2136. reap
    ekin biçmek, hasat yapmak
  2137. rear
    arka, geri
  2138. reason
    1. akıl, mantık; 2. neden, sebep (rational = akla mantığa uygun)
  2139. rational
    akla mantığa uygun
  2140. rebate
    1. indirim, iskonto; 2. bir kısmını geri verme (örnek: tax rebate)
  2141. recession
    ekonomide durgunluk (fiil: to recede = "bizim bakış noktamız açısından giderek geride/uzakta kalmak")
  2142. to recede
    "bizim bakış noktamız açısından giderek geride/uzakta kalmak"
  2143. recipient
    alıcı, alacak olan / alan kişi (fiil: receive)
  2144. reciprocal
    karşılıklı (reciprocity = "mütekabiliyet", karşılıklılık ilkesi)
  2145. reciprocity
    "mütekabiliyet", karşılıklılık ilkesi
  2146. recite
    yüksek sesle okumak, şiir okumak (recital = 1. yüksek sesle okuma; 2. müzik sunusu)
  2147. recital
    1. yüksek sesle okuma; 2. müzik sunusu
  2148. reckless
    ihtiyatsızca cesur, pervasız (olumsuz nüans)
  2149. recollect
    hatırlamak (isim: recollection)
  2150. recompense
    tazmin etmek
  2151. reconcile
    uzlaştırarak barıştırmak, razı etmek (reconcliation = barışma)
  2152. reconcliation
    barışma
  2153. recondition
    yenilemek
  2154. reconnaissance
    keşif amaçlı harekât
  2155. reconstruct
    yeniden inşa etmek veya kurmak
  2156. recover
    1. iyileşmek, eski haline dönmek; 2., yeniden elde etmek
  2157. recrimination
    karşılıklı şikayet / suçlama
  2158. recruit
    askere almak, taraftar toplamak
  2159. recuperate
    sağlığını yeniden kazanmak, nekahatte olmak
  2160. redundant
    fazlalık, gereksiz, mesaisi boşa geçen (isim: redundancy)
  2161. refectory
    yemekhane
  2162. refined
    rafine
  2163. reflect
    1. düşünmek; 2. yansıtmak (reflection = 1. düşünme; 2. yansıma, yansıtma)
  2164. reflection
    1. düşünme; 2. yansıma, yansıtma
  2165. refrain (from)
    kaçınmak, kendini tutmak ve uzak durmak
  2166. refugee
    mülteci, sığınmacı
  2167. refund
    parayı geri vermek
  2168. refute
    yalanlamak, çürütmek
  2169. regard (as)
    olarak görmek, öyle saymak, öyle kabul etmek
  2170. regiment
    askeri alay
  2171. regression
    geriye gitme, gerileme
  2172. rehearse
    prova etmek (rehearsal = prova) (terzi provası değil = fitting)
  2173. rehearsal
    prova
  2174. rejection
    red (fiil: to reject)
  2175. rejuvenate
    yenilemek ("gençleştirmek" kavramından)
  2176. relapse
    1. nüks; 2. nüksetmek
  2177. relay
    naklen yayınlamak
  2178. release
    salıvermek
  2179. relentless
    acımasız, aman vermez
  2180. reliance
    güvenme, itimat, eline bakıyor olma (sıfat: reliable; fiil to rely on)
  2181. relief
    1. kurtarma; 2. rahatlama, sıkıntının giderilmesi
  2182. relieve
    gidermek, rahatlatmak, kurtarmak
  2183. religion
    din (religious = 1. dinî; 2. dindar, sofu)
  2184. religious
    1. dinî; 2. dindar, sofu
  2185. relinquish
    bırakmak, terketmek, vazgeçmek
  2186. reluctant
    isteksiz, tereddütlü (isim: reluctance = isteksizlik, tereddüt)
  2187. reluctance
    isteksizlik, tereddüt
  2188. remainder
    geri kalanların hepsi / tamamı
  2189. remark
    demek (söylemek), belirtmek
  2190. remarkable
    dikkate değer ölçüde, sözü edilmeye değer
  2191. remedy
    çare, deva (sıfat: remedial)
  2192. reminiscence
    hatırlama veya hatırlanan şeyler
  2193. remove
    1. çıkarmak, temizlemek; 2. alıp götürmek, başka yere taşımak
  2194. remnants
    geride kalmış olanlar, bitmemiş olanlar, kalıntılar
  2195. remorse
    vicdan azabı
  2196. render
    kılmak (örnek: to render smb helpless = çaresiz duruma düşürmek)
  2197. to render smb helpless
    çaresiz duruma düşürmek
  2198. renew
    yenilemek (isim: renewal)
  2199. renounce
    vazgeçmek, feragat etmek (isim: renunciation yazılışa dikkat)
  2200. renovation
    yenileme, eski haline kavuşturma (fiil: to renovate)
  2201. renown
    ün, şan, şöhret, tanınırlık
  2202. repeal
    (yasa vb) feshetmek, kaldırmak
  2203. repel
    itici olmak, itmek (repelling = iğrenç; repellent = 1. iğrenç; 2. kaçırıcı/kovucu madde)
  2204. repelling
    iğrenç
  2205. repellent
    1. iğrenç; 2. kaçırıcı/kovucu madde
  2206. replace
    1. değiştirerek yerine bir başka şey koymak; 2. eksilen kısmı tamamlamak
  2207. represent
    temsil etmek (representation, representative = 1. temsil edici; 2. temsilci, milletvekili)
  2208. representation, representative
    1. temsil edici; 2. temsilci, milletvekili
  2209. reprimand
    paylamak, azarlamak
  2210. reprisal
    misilleme
  2211. repulse
    geri püskürtmek (repulsive = iğrenç; repulsion = 1. tiksinti; 2. birbirini itme)
  2212. repulsive
    iğrenç; repulsion
  2213. reputation
    ün, şan, şöhret
  2214. request
    1. rica; 2. (kibar emir kuvvetinde) istek, talep
  2215. require
    1. gerektirmek; 2. istemek (requirements; sıfat: requisite = gerekli)
  2216. requisite
    gerekli
  2217. rescue
    1. kurtarma; 2. kurtarmak
  2218. resemble
    benzemek, andırmak (resemblance = benzeyiş, benzerlik)
  2219. resemblance
    benzeyiş, benzerlik
  2220. reservation
    1. yer ayırtma; 2. şerh, isteksizlik, ihtiyat ve kuşku
  2221. reside
    ikamet etmek (residence, resident, residency, residential)
  2222. residue
    tortu, artık, geride kalanlar
  2223. resign
    istifa etmek, ayrılmak (isim: resignation)
  2224. resilient
    dayanıklı, esnek
  2225. resolve (be resolved)
    kararlı olmak (resolute = kararlı)
  2226. resolute
    kararlı
  2227. resolution
    1. kararlılık; 2. karar sureti, irade beyanı
  2228. resort
    1. tatil mekanı; 2. (to ile) -e başvurmak (genelde başka çare kalmadığı için; örnek: resort to violence)
  2229. resource
    kaynak, olanaklar (resourceful = yaratıcı, çare bulucu)
  2230. resourceful
    yaratıcı, çare bulucu
  2231. respect
    saygı (respected = saygın) (respectful = saygı gösteren, saygılı)
  2232. respected
    saygın
  2233. respectful
    saygı gösteren, saygılı
  2234. responsible
    1. sorumluluğunu bilen, sorumlu davranan; 2. sorumlu (= neden olmuşluk, suçluluk / kabahatlilik)
  2235. restraint
    geri tutma, dizginleme, sakinleştirme (fiil: restrain)
  2236. restriction
    sınırlama, kısıtlama
  2237. resultant
    sonuçta ortaya çıkan
  2238. retire
    1. emekliye ayrılmak; 2. (yatmak üzere veya özel işleri için) kendi odasına çıkmak, çekilmek (retirement = emeklilik)
  2239. retirement
    emeklilik
  2240. retrieve
    geri almak
  2241. retrospect
    geriye bakmak, maziye bakış (retrospective = geçmişe dönük)
  2242. retrospective
    geçmişe dönük
  2243. reunion
    yeniden biraraya gelme
  2244. reveal
    ifşa etmek, açığa vurmak, açıklamak
  2245. revenue
    gelir (özellikle de devlet gelirleri için)
  2246. revelation
    1. ifşa, ifşaat; 2. vahiy
  2247. revered
    saygı gösterilen (fiil: to revere)
  2248. reversal
    aksi yöne dönme / döndürme, tersine çevirme (fiil: to reverse)
  2249. review
    !. gözden geçirme; 2. eleştiri yazısı
  2250. revise
    gözden geçirmek, revize etmek (isim: revision)
  2251. revitalize
    canlandırmak, güçlendirmek
  2252. revive
    yeniden hayata döndürmek
  2253. revolve
    kendi etrafında dönmek
  2254. riddle
    bilmece, muamma
  2255. ridicule
    alaya almak, komik duruma düşürmek (ridiculous = gülünç derecede saçma)
  2256. ridiculous
    gülünç derecede saçma
  2257. rigid
    kaskatı, esnemez, bükülmez (isim: rigidity)
  2258. rigorous
    sert, şiddetli, kuvvet ve gayret uygulayarak
  2259. riot
    kargaşalık, ayaklanma, çalkantı, sokak gösterisi
  2260. ripe
    olgun, olgunlaşmış
  2261. rival
    rakip (isim: rivalry) (competition = ticari rekabet için kullanılır.)
  2262. competition
    ticari rekabet için kullanılır.
  2263. roar
    kükremek, gürlemek
  2264. rudimentary
    henüz gelişmemiş, başlangıç dönemlerinde
  2265. ruin
    1. mahfetmek, harab etmek; 2. harabe
  2266. rumour
    söylenti, kulaktan kulağa yayılan şey
  2267. runaway
    kaçak (fakat, runway = uçak pisti)
  2268. runway
    uçak pisti
  2269. rush
    aceleyle, hücum eder gibi koşmak veya hareket etmek
  2270. rust
    pas (rusty = paslı)
  2271. rusty
    paslı
  2272. rustic
    köy ve kır hayatına ilişkin
  2273. ruthless
    acımasız, zalim
  2274. saga
    destan
  2275. sage
    bilge kişi
  2276. saint
    aziz, veli
  2277. salient
    göze çarpan, bellibaşlı
  2278. salute
    selamlamak
  2279. salvage
    (batık gemi, şirket vb) -'den çıkarmak/kurtarmak
  2280. salvation
    kurtuluş, selamet, ruhun kurtuluşu
  2281. sample
    örnek, numune
  2282. sanction
    yaptırım, müeyyide
  2283. sanctuary
    dini dokunulmazlığı nedeniyle sığınılacak yer
  2284. sane
    aklı başında, deli değil (tersi: insane = deli, çılgın)
  2285. insane
    deli, çılgın
  2286. sanitary
    hijyenik, sıhhî (tersi: insanitary; isim: sanitation)
  2287. sarcasm
    kaba alay, ağız eğme
  2288. sarcophagus
    lâhit
  2289. sardonic
    alaycı, müztehzi
  2290. Satan
    Şeytan
  2291. satellite
    uydu
  2292. satiate
    doyum sağlamak, doyurmak
  2293. satire
    hiciv
  2294. satisfy
    tatmin etmek, memnun bırakmak (isim: satisfaction)
  2295. savage
    vahşi, yabani, acımasız
  2296. saviour
    kurtarıcı
  2297. savour
    tad, lezzet, çeşni
  2298. scaffold
    1. yapı iskelesi; 2. darağacı
  2299. scarce
    ender bulunur/rastlanır (scarcity = kıtlık, ender bulunurluk)
  2300. scarcity
    kıtlık, ender bulunurluk
  2301. scare
    1. korku; 2. korkutmak
  2302. scarlet
    al (renk)
  2303. scattered
    darmadağın çevreye saçılmış
  2304. scattered showers
    mevzii sağanaklar
  2305. schedule
    planlanmış program
  2306. scheme
    plan, tasarı
  2307. scholarly
    derin bilgili, bilimsel, âlimane
  2308. scrape
    ıskartaya ayırmak, kazıyıp çöpe atmak
  2309. scrutiny
    dikkatle inceleme
  2310. sculpture
    1. heykel sanatı; 2. heykel (sculptor = heykeltraş)
  2311. sculptor
    heykeltraş
  2312. seal
    1. mühür; 2. fok balığı
  2313. seaworthy
    denize çıkmağa elverişli, sağlam
  2314. seasoning
    salata vb'e çeşni katmak
  2315. sect
    tarikat
  2316. secular
    laik (secularism = laiklik)
  2317. secularism
    laiklik
  2318. secure
    1. sağlamak, temin etmek, olmasını sağlamak; 2. emniyetli
  2319. sedentary
    hareketsiz, oturarak
  2320. seed
    tohum
  2321. seek
    özlemle aramak, araştırmak, bulmaya çalışmak
  2322. segregate
    birbirinden ayrı tutmak, yalıtmak
  2323. seize
    yakalamak, el koymak, zaptetmek
  2324. selfish
    bencil (tersi: altruistic, considerate, charitable, helpful, etc)
  2325. semblance
    benzeyiş
  2326. senile
    bunak (isim: senility)
  2327. sensible
    akla yatkın, makul (sense = 1. duyu; 2. akıl, mantık, sağduyu)
  2328. sense
    1. duyu; 2. akıl, mantık, sağduyu
  2329. sense
    1. duyu; 2. akıl, mantık, sağduyu
  2330. sensitive
    duyarlı
  2331. sentence
    1. cümle; 2. mahkeme hükmü, ceza
  2332. separate
    1. birbirinden ayırmak; 2. ayrılmış, ayrı durumda
  2333. sequel
    bir şeyin devamı, arkası
  2334. serene
    sakin, huzur içinde
  2335. servitude
    kölelik, hizmetkârlık
  2336. settlement
    yerleşim merkezi
  2337. severe
    sert, şiddetli (mild/moderate/severe = hafif/orta/şiddetli)
  2338. mild/moderate/severe
    hafif/orta/şiddetli
  2339. sew (sewed, sewed/sewn)
    dikiş dikmek
  2340. sewage
    lağım
  2341. shabby
    kılıksız, pejmürde
  2342. shade
    1. gölgelik yer veya gölge veren şey; 2. renk nüansı
  2343. shame
    utanç (shameful = utanç verici; shameless = utanmaz)
  2344. shameful
    utanç verici
  2345. shameless
    utanmaz
  2346. shanty
    dermeçatma yapı; kulübe (shantytown = döküntü mahalle)
  2347. shantytown
    döküntü mahalle
  2348. shareholder
    hissedar
  2349. sharpen
    kesinleştirmek, bileylemek
  2350. shattered
    kırılıp dökülmüş, mahvolmuş, bitkin düşmüş
  2351. shelter
    korunak, barınak
  2352. shepherd
    çoban
  2353. shield
    kalkan, koruma
  2354. shift
    yer değiştirme, kaydırma, vardiya
  2355. shrewd
    kurnaz, açık göz (olumsuz nüans da taşıyabilir)
  2356. shy
    utangaç (isim: shyness)
  2357. signatory
    imza sahibi
  2358. signify
    işaret etmek, anlamına gelmek (signification = 1. belirtme... significance = anlam ve önem, mana ve ehemmiyet... significant = önemli, önemli derecede)
  2359. signification
    1. belirtme
  2360. significance
    anlam ve önem, mana ve ehemmiyet
  2361. significant
    önemli, önemli
  2362. simplify
    basitleştirmek
  2363. sinful
    günahkar (isim: sinner = günah işleyen, günahkar)
  2364. sinner
    günah işleyen, günahkar
  2365. sink
    batmak (bir sıvı içinde veya mecazi)
  2366. skill
    beceri (skilled = usta, kalifiye; unskilled = kalifiye olmayan)
  2367. skilled
    usta, kalifiye
  2368. unskilled
    kalifiye olmayan
  2369. skillful
    usta, becerikli, hünerli
  2370. slight
    pek az, hafif, önemsiz
  2371. slippery
    kaygan, kaypak
  2372. slope
    eğim, yamaç
  2373. sly
    sinsi
  2374. slumber
    uyuklamak
  2375. smart
    şık, zarif, zeki, açıkgöz
  2376. smooth
    pürüzsüz
  2377. sober
    ayık
  2378. sociable
    arkadaş canlısı, toplulukla kolay kaynaşan
  2379. soil
    toprak
  2380. soothe
    sakinleştirmek, rahatlatmak, acısını hafifletmek
  2381. sophisticated
    usta, bilgili, görgülü, yaşamış (sophisticated weapons = gelişmiş silahlar)
  2382. sophisticated weapons
    gelişmiş silahlar
  2383. sore
    dokununca acıyan
  2384. sorrow
    üzüntü, keder
  2385. soul
    ruh
  2386. spark
    1. kıvılcımını oluşturmak, başlatmak; 2. kıvılcım
  2387. specimen
    numune, örnek
  2388. spectacular
    şahane, hayranlık verici, görülmesi gerek
  2389. sphere
    1. küre; 2. etki alanı
  2390. splendid
    mükemmel
  2391. sporadic
    düzensiz aralıklarla
  2392. sprinkle
    serpiştirmek
  2393. spurious
    sahte, taklit, düzmece
  2394. squalor
    fakirlikten kaynaklanan sefalet ve pislik
  2395. stagnant
    durgun ve kokuşmuş
  2396. stamina
    takat, dayanıklılık, direnme gücü
  2397. stampede
    panik halinde birbirini ezerek koşuşmak
  2398. stanza
    şiir kıtası
  2399. starvation
    açlık
  2400. stationary
    hareketsiz, duran
  2401. stationery
    kırtasiye, kırtasiyeci
  2402. statue
    heykel
  2403. statute
    yasa, yönetmelik
  2404. stature
    boy-pos
  2405. steady
    düzenli, istikrarlı
  2406. stem from
    -den kaynaklanmak
  2407. stern
    sert, hoşgörüsü az
  2408. stiff
    kaskatı
  2409. stingy
    eli sıkı, cimri
  2410. stockholder
    hisse senedi sahibi
  2411. straighten
    doğrultmak
  2412. stray
    başıboş, belli bir hedefe yönelmeyen
  2413. stretch
    germek, uzatmak
  2414. strengthen
    güçlendirmek
  2415. stubborn
    inatçı, dediğim dedikçi, dik başlı
  2416. subsidize
    desteklemek, "sübvanse" etmek
  2417. substance
    madde, öz, cevher
  2418. substantial
    önemli derecede
  2419. substantiate
    kanıtlarla doğrulamak
  2420. substitute
    yedeği olarak veya esastan alternatifi olarak yerine koymak
  2421. subtle
    ince zeka işi, derine giden, yüzeysel olarak kolay anlaşılamayan
  2422. suburb
    banliyö (sıfat: suburban)
  2423. succulent
    sulu, lezzetli
  2424. succumb
    karşısında çökmek, kapılmak, boyun eğmek
  2425. sufficient
    yeterli (fiil: to suffice)
  2426. suffocate
    havasızlıktan boğmak / boğulmak
  2427. summarize
    özetlemek (summary = özet)
  2428. summary
    özet
  2429. summon
    çağırmak, celp etmek
  2430. superficial
    yüzeysel, üstünkörü
  2431. superior
    üstün
  2432. supplementary
    destek/takviye olarak, ek olarak
  2433. surgeon
    cerrah
  2434. surmount
    üstesinden gelmek, alt etmek
  2435. surpass
    aşmak, üstün olmak, ötesine geçmek
  2436. survive
    hayatta kalmak, ölmemek, hayatını idame ettirmek (isim: survival)
  2437. susceptible
    yatkın, kolay etkilenen, dayanıksız, hassas
  2438. suspend
    asmak, askıya almak
  2439. suspicion
    kuşku, şüphe
  2440. sustain
    devam ettirmek, korumak (sustainable = sürdürülebilir)
  2441. sustainable
    sürdürülebilir
  2442. swallow
    1. yutmak; 2. kırlangıç kuşu
  2443. swelling
    şişme, şişkinlik
  2444. swindle
    dolandırmak (isim: swindler)
  2445. syllabus
    müfredat programı
  2446. synopsis (summary)
    özet
  2447. tacit
    zımnî, söze dökülmemiş (örnek: tacit agreement)
  2448. taciturn
    az konuşur, sükutî
  2449. tabulate
    çizelge halinde düzenlemek
  2450. tackle
    önlemek, karşı durmak, çaresine bakmak; üstesinden gelmek
  2451. tactful
    1. tedbirli; 2. yolunu yordamını bilir. (tactless = patavatsız)
  2452. tactless
    patavatsız
  2453. tainted
    şerefi lekeli
  2454. talent
    yetenek (talented = yetenekli)
  2455. talented
    yetenekli
  2456. talisman
    tılsım, uğur getiren şey
  2457. tally
    1. çetele tutmak; çetele tutup denkleştirmek; 2. hesabı denk gelmek
  2458. tame
    uysal, ehlileştirilmiş
  2459. tamper (with)
    kurcalamak, kurcalayıp bozmak, müdahele etmek
  2460. tan
    güneş yanığı (olumlu nüans) (sıfat: tanned = "bronzlaşmış")
  2461. tanned
    "bronzlaşmış"
  2462. tangible
    elle tutulur gözle görülür, somut (tersi: intangible)
  2463. tantalize
    kışkırtmak, veriyormuş gibi yaparak üzmek
  2464. tap-water
    musluk suyu
  2465. taper
    ucuna doğru sivrileşerek sonlanmak; gitgide azalarak bitmek
  2466. tapestry
    elişi duvar halısı
  2467. tardy
    ağır, yavaş, gecikmiş
  2468. task
    görev
  2469. taunt
    alayla yüzüne vurmak, iğnelemek
  2470. tavern
    meyhane
  2471. tax
    vergi ("tax-exempt" = vergiden muaf)
  2472. tax-exempt"
    vergiden muaf
  2473. tease
    kızdırmak ve kışkırtmak (örneğin, strip tease = soyunarak kışkırtmak)
  2474. strip tease
    soyunarak kışkırtmak
  2475. tedious
    sıkıcı, bıktırıcı
  2476. telltale
    gerçekleri açığa vuran (örnek: telltale signs)
  2477. temper
    huy, mizaç (good-tempered, bad-tempered)
  2478. temperance
    1. ılımlılık; 2. içki içmezlik, içkiden uzak durma
  2479. temperate
    yumuşak iklimli
  2480. temporary
    geçici
  2481. tempt
    ayartmak, baştan/yoldan çıkartmak (isim: temptation = içinden gelen veya dışardan dürtü, şeytan dürtmesi)
  2482. temptation
    içinden gelen veya dışardan dürtü, şeytan dürtmesi
  2483. tentative
    şimdilik kaydıyla
  2484. testimony
    tanıklık, ifade (fiil: testify = 1. ifade vermek, tanıklık etmek; 2. teyid etmek)
  2485. testify
    1. ifade vermek, tanıklık etmek; 2. teyid etmek
  2486. thaw
    buzları çözülmek, buzları erimek
  2487. theft
    hırsızlık
  2488. thicken
    kalınlaşmak / kalınlaştırmak
  2489. thorn
    diken (thorny = problemli, çözülmesi zor)
  2490. thorny
    problemli, çözülmesi zor
  2491. thorough
    tam, eksiksiz, titiz
  2492. threshold
    eşik (somut veya mecazi)
  2493. thrifty
    tutumlu
  2494. thrill
    zevk ve heyecan; 2. zevk ve heyecan vermek
  2495. tighten
    sıkılaştırmak
  2496. tiny
    minicik, ufacık
  2497. trace
    iz
  2498. tranquil
    sakin, huzurlu ("trankilizanlar" bu işe yarıyor)
  2499. transaction
    ticari işlem
  2500. treachery
    hainlik, hıyanet, içerden/arkadan vurma
  2501. treatment
    1. muamele, davranış; 2. tedavi
  2502. trial
    1. deneme, sınama; 2. duruşma (mahkemede)
  2503. triple
    üç katı
  2504. triumph
    zafer (sıfat: triumphant)
  2505. trivial
    entipüften, önemsiz
  2506. troubleshoot
    sorunu bulup gidermek
  2507. tutor
    özel öğretmen
  2508. ulterior motive
    gizli maksat, görülenin dışında gizli bir hesap
  2509. ultimate
    nihai, en son, en sondaki
  2510. ultimatom
    ültimatom, "bu son sözümüzdür, gereği yapıla"
  2511. umbilical
    göbek bağına ilişkin
  2512. umpire
    hakem
  2513. unaccountable
    nedenini açıklamak olanaksız, anlaşılmaz ve tuhaf
  2514. unaided
    yardım almaksızın, yardım görmeksizin
  2515. unanimous
    ittifakla, farklı görüş olmaksızın (unanimity = aynı görüşte olmak, ittifak)
  2516. unanimity
    aynı görüşte olmak, ittifak
  2517. unarmed
    silahsız
  2518. unassuming
    mütevazi
  2519. unavoidable
    kaçınılmaz
  2520. unbearable
    tahammül edilemez, dayanılmaz
  2521. uncalled for
    yersiz, gereksiz, hak edilmemiş (= not deserved)
  2522. unceasing
    kesintisiz
  2523. unceremoniously
    direkt ve teşrifata gerek görmeksizin, hatta oldukça kabaca
  2524. uncharted
    insan ayağı basmamış, bilinmeyen ("haritası yapılmamış")
  2525. unchecked
    denetimsiz, başıboş
  2526. uncivil
    nezaketsiz, kaba
  2527. uncommon
    ender, az görülür
  2528. uncommunicative
    az konuşur, ketum, iletişim pek kurmaz
  2529. uncomplimentary
    övücü olmayan, yerici ve oldukça kaba
  2530. uncompromising
    uzlaşmaz
  2531. unconditional
    kayıtsız şartsız, kesin
  2532. unconscionable
    vicdansız
  2533. unconscious
    baygın
  2534. unconventional
    geleneklere uymayan, alışılmış olmayan
  2535. uncouth
    görgüsüz, yontulmamış
  2536. uncover
    meydana çıkarmak, gerçeğini keşfetmek
  2537. undecided
    henüz karar verilmemiş veya kararsız
  2538. undefinable
    tanımlanamaz, tarifsiz
  2539. undeniable
    inkar edilemez
  2540. underestimate
    az/düşük olarak tahmin etmek, hafife almak (ve yanılmak nüansı ile)
  2541. undergo
    başına gelmek, geçirmek (örnek: to undergo an operation = ameliyat olmak)
  2542. to undergo an operation
    ameliyat olmak
  2543. undergraduate
    üniversite öğrencisi
  2544. underground
    1. yeraltı; 2. gizli; 3. metro
  2545. underlie
    altında yatmak, temeli veya görünmeyen nedeni olmak
  2546. undermine
    baltalamak, temelini çürüterek çökertmek, gizli ayakoyunları ile zarar vermek
  2547. underrate
    hafife almak, küçümsemek
  2548. undersell
    bir başka kimseden daha ucuza satmak, fiat kırmak
  2549. undersized
    normalden küçük
  2550. undertake
    üstlenmek, sorumluluğunu almayı kabul etmek
  2551. undertone
    nüans, önplana çıkmayan anlam
  2552. undeviating
    yolundan şaşmayan, dosdoğru giden ve inatçı
  2553. undisguised
    açıkça, gizlenmekzin
  2554. undisputed
    tartışılamaz, kimsenin karşı çıkmadığı, kesin
  2555. undivided
    bölünmemiş, yekpare, yekvücut halinde
  2556. undo
    yapılmış olanı bozmak veya eski haline döndürmek
  2557. undoubtedly
    hiç kuşkusuz, kesinlikle
  2558. undreamt (of)
    akla hayale gelmez,kimsenin aklından geçmeyecek
  2559. undress
    soymak veya soyunmak, giysilerini çıkartmak
  2560. undue
    yersiz derecede, fazla veya hakkedilmemiş ölçüde
  2561. undulate
    dalgalı, inişli çıkışlı seyir izlemek
  2562. undying
    bitmeyen, sürüp giden
  2563. unearth
    1. toprağı kazarak bulmak ve açığa çıkarmak; 2. keşfetmek, açığa çıkarmak
  2564. uneasy
    huzursuz, tedirgin
  2565. unemployed
    işsiz (unemployment = işsizlik, istihdam yokluğu)
  2566. unemployment
    işsizlik, istihdam yokluğu
  2567. unequivocal
    sözü dolandırmadan, apaçık, kesin bir dille, oraya buraya çekilemeyecek dille
  2568. unerring
    hatasız, hataya düşmeyen, şaşmaz isabetle
  2569. uneven
    düzgün olmayan, pürüzlü, engebeli, bir düzeyde değil
  2570. unexpected
    beklenmedik, umulmadık
  2571. unexplored
    keşfedilmemiş, araştırılmamış, ayak basmamış
  2572. unfailing
    şaşmaz, istikrarlı
  2573. unfair (unjust)
    adil olmayan, adaletsiz, haksız, yantutan
  2574. unfaltering
    gözünü kırpmadan, sapmadan ve duraksamasız
  2575. unfamiliar
    alışılmadık, aşina değil, bildik veya tanıdık değil
  2576. unfashionable
    modadan düşmüş, moda olmaktan uzak
  2577. unfathomable
    anlaşılamaz, kavrayışımızın ötesinde ("dibi bulunamaz" kavramından)
  2578. unfilial
    oğula yakışmaz, oğuldan beklenmez, babaya yapılmaz
  2579. unfit
    uygun değil, uymaz, sağlıksız, çürük, elverişsiz
  2580. unflattering
    övgü sayılamayacak, yeren
  2581. unflinching
    gözünü kırpmaz, yüzünü dönmez, yiğitçe, cesur
  2582. unfold
    katlanmış veya rulo yapılmış vb birşeyi açmak, gözler önüne sermek
  2583. unfounded
    mesnetsiz, dayanaktan yoksun, yersiz, uydurma
  2584. unfulfilled
    1. yerine getirilmemiş (söz, görev, vb); 2. gerçekleşmemiş, tatmin olmamış (istek, kader, vb)
  2585. unguarded
    tetikte değilken, gardını (tedbirini) almamış durumda
  2586. unhesitatingly
    tereddütsüz
  2587. unilateral
    tek taraflı olarak
  2588. union
    1. birlik; 2. sendika (= trade union)
  2589. unique
    eşsiz, benzersiz, biricikliği olan, dünyada tek
  2590. unison
    uyum, uyumlu birliktelik
  2591. unjust (unfair)
    adil olmayan, adaletsiz, haksız, yantutan
  2592. unkindly
    insafsız, nazik veya dostane olmayan
  2593. unlawful
    yasalara aykırı
  2594. unlock
    kilidini açmak
  2595. unpalatable
    yenilmez yutulmaz (mecazi de olabilir)
  2596. unparalleled
    eşsiz, emsalsiz, misli görülmemiş
  2597. unpardonable
    affedilmez
  2598. unpleasant
    tatsız, nahoş
  2599. unprecedented
    şimdiye değin örneği görülmemiş, daha önce hiç olmamış, tarihte örneği yok
  2600. unpredictable
    önceden tahmin edilemez, ne yapacağı veya olacağı önceden bilinemez
  2601. unprincipled
    ilkesiz, ahlaksız
  2602. unquestionable
    su götürmez, şüphesiz, kesin
  2603. unreasonable
    akla mantığa ters, makul olmayan
  2604. unrest
    kargaşa, huzursuzluk (toplumsal)
  2605. unrestrained
    denetimsiz, başıboş
  2606. unseemly
    yakışık almaz, ileri geri, göze/kulağa hoş gelmeyen
  2607. unsettle
    dengesini ve istikrarını bozmak
  2608. unsolicited
    istenilmemiş, talep edilmemiş
  2609. unspeakable
    ağza alınmaz, iğrenç
  2610. untimely
    zamansız, yanlış zamanda veya vaktinden önce
  2611. unveil
    açığa çıkarmak, gerçeği ortaya koymak ("peçesini açmak" kavramından)
  2612. unwillingly
    gönülsüzce, istemeye istemeye (isim: unwillingness; sıfat: unwilling)
  2613. unwittingly
    bilmeden veya farkında olmadan, kasti değil
  2614. unyielding
    boyun eğmez, dediğim dedikçi
  2615. upbringing
    yetişme, yetiştirme (çocuk)
  2616. upheaval
    apansız ve büyük değişiklik veya kargaşa
  2617. upright
    başı dik, alnı açık, namuslu, dik duruşlu
  2618. uprising
    ayaklanma
  2619. uproar
    velvele, bağırtı çağırtı
  2620. uproot
    1. kökünden çıkarmak, köklerinden oynatmak; 2. yerinden yurdundan etmek
  2621. upset
    1.konumunu bozmak, yerinden oynatmak; 2. üzmek, asabını bozmak, kızdırmak
  2622. upstart
    türedi, zıpçıktı
  2623. urban
    kentsel. (urbanization = kentleşme)
  2624. urbanization
    kentleşme
  2625. urbane
    nazik, uygar, centilmen
  2626. usurp
    başkasınıon mevkiini veya otoritesini gaspederek kendi yararına kullanmak
  2627. utensil
    kap kacak, alet, kullanışlı şey
  2628. utilitarianism
    yararcılık felsefesi
  2629. utilize
    kullanmak
  2630. utmost
    son derece, en çok, en fazla
  2631. utter
    1. demek, söylemek, ağzından çıkmak (utterance = söz bölüğü, ifade); 2. tam, tüm, katışıksız (örnek: "utter nonsense" = tam anlamıyla saçmalık )
  2632. utterance
    söz bölüğü, ifade
  2633. utter nonsense
    tam anlamıyla saçmalık
  2634. vacant
    boş, içinde kimse yok, tutulmamış
  2635. vacate
    boşaltmak, tahliye etmek
  2636. vacation
    tatil, izine ayrılma
  2637. vaccinate
    aşı yapmak (tıbbî) (isim: vaccination)
  2638. vaccine
    aşı (aşının maddesi kastedilerek)
  2639. vagabond
    boştagezer, serseri
  2640. vague
    belirsizlik taşıyan, müphem, belli belirsiz
  2641. vain
    1. kendini beğenmiş; 2. boşuna, nafile, beyhude
  2642. vainglorious
    kendini beğenmiş, mağrur
  2643. valet
    şahsi uşak, oda hizmetkârı
  2644. valiant
    cesur, yiğit, kahraman
  2645. valid
    geçerli, cari (invalid: 1. geçersiz; 2. yatalak hasta)
  2646. validate
    geçerli kılmak, onaylamak (validity = geçerlik)
  2647. validity
    geçerlik
  2648. valuable
    değerli (DİKKAT: "invaluable" = paha biçilmez, son derece değerli demektir)
  2649. invaluable
    paha biçilmez, son derece değerli demektir
  2650. valve
    sübap
  2651. vanguard
    öncü
  2652. vanish
    ortalıktan yok olmak, sıvışmak, gözden kaybolmak
  2653. vanity
    boş kibir, kendini beğenmişlik
  2654. vantage point
    herhangi bir şeyi veya çevreyi, olayı vb incelemek/görmek için seçtiğimiz temel nokta, bu amaçla bulunduğumuz yer, gözlem için en uygun yer
  2655. vapour
    buhar, buğu (fiil: vaporize / vapourize)
  2656. vary
    1. değişmek / farklılık ve/ya çeşitlilik göstermek; 2. değiştirmek, çeşitlendirmek veya farklılaştırmak
  2657. variable
    değişken
  2658. varnish
    vernik, cila
  2659. varsity
    üniversite
  2660. vassal
    tabi olmuş yabancı halk
  2661. vast
    çok geniş, engin
  2662. veal
    dana eti
  2663. vegetation
    bitki örtüsü
  2664. vehemence
    hiddet, şiddet (sıfat: vehement)
  2665. vehicle
    araç (genelde veya özel olarak "motorlu araç")
  2666. vein
    1. damar (genel anlamda); 2. toplardamar, ven
  2667. velocity
    hız, sür'at
  2668. velvet
    kadife
  2669. vendetta
    kan davası
  2670. venerable
    yaşlı ve muhterem (fiil: venerate)
  2671. venereal
    zührevî (venereal diseases = cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar)
  2672. venereal diseases
    cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar
  2673. vengeance
    öc, intikam
  2674. venom
    zehir (=poison) (sıfat: venomous)
  2675. ventilate
    havalandırmak
  2676. venture
    girişim, cesaret işi, riskli iş
  2677. verdict
    mahkeme veya jüri kararı, verilen karar
  2678. verge
    kenar (örnek: on the verge of war = savaşa girmeğe ramak kalmış)
  2679. on the verge of war
    savaşa girmeğe ramak kalmış
  2680. verify
    doğrulamak, gerçek olduğunu söylemek veya araştırarak öğrenmek
  2681. vermin
    bit, pire türünden zararlı haşerat
  2682. vernacular
    konuşma dili, halk dili
  2683. versatile
    yaratıcı, çok yönlü
  2684. verse
    şiir, nazım (well versed in = bir konuda uzman, usta, iyi biliyor)
  2685. well versed in
    bir konuda uzman, usta, iyi biliyor
  2686. versus
    karşı (örnek: GS versus FB)
  2687. vertebrate
    omurgalı (vertebra = omur)
  2688. vertebra
    omur
  2689. vessel
    1. tekne (denizcilik); 2. damar
  2690. vestige
    iz, yokolmuş bir şeyden kalmış iz
  2691. veteran
    emektar, kıdemli, deneyimli, eski tüfek
  2692. vexed
    canı sıkılmış, bıkkıntı ve öfke duyuyor, sabrı isyan ediyor (fiil: vex)
  2693. vibrate
    vibrasyon yapmak (isim: vibration)
  2694. vicariously
    kendisini başkasının yerine koyarak hissederek (gizlice yapılan / yapılmaması gereken bir eylem olarak olumsuz nüans taşır)
  2695. vice
    1. günah, kötülük; 2. mengene
  2696. vice-
    ikinci, yardımcı (vice president, vice admiral)
  2697. vice versa
    "aksi de doğrudur" "öteki türlü de doğrudur" anlamına bir söz
  2698. vicinity
    yakın çevre alanlar, civar yerler
  2699. vicious
    hırçın, şiddetli ve kötülük isteyen
  2700. vicious circle
    kısır döngü
  2701. victim
    kurban (işlenen bir suçun veya haksızlığın kurbanı)
  2702. victory
    zafer (isim: victor; sıfat: victorious)
  2703. vigil
    uyanık ve hazırlıklı durma (vigilance, vigilant)
  2704. vigour
    güç kuvvet, kan can (vigorous = güçlü kuvvetli, canlı başlı, istekli ve şevkli)
  2705. vigorous
    güçlü kuvvetli, canlı başlı, istekli ve şevkli
  2706. vile
    adi, alçak, iğrenç ve aşağılık
  2707. vindicate
    savunmak ve karşı tarafın yanılmış olduğunu kanıtlamak
  2708. vindictive
    öc alıcı
  2709. vine
    asma kütüğü, bağ (vinyard = üzüm bağı)
  2710. vinyard
    üzüm bağı
  2711. vintage
    eski günlerden, geçmiş zamandan, yıllanmış şarap değerinde
  2712. violate
    çiğnemek (kural vb), ihlal etmek
  2713. violent
    şiddetli, sert (isim: violence)
  2714. virile
    erkeğe ilişkin, erkeklik gücü yüksek
  2715. virtual
    hemen hemen gerçek, hakikisi de sayılsa olur, gerçeğinin yerine geçebilecek derecede ("sanal" olarak çevrilmesi bir talihsizlik olmuştur)
  2716. virtually
    hemen hemen, neredeyse, %99.9 oranında
  2717. visage
    yüz, çehre
  2718. visible
    gözle görülür (visibility = görünürlük)
  2719. visibility
    görünürlük
  2720. vital
    yaşamsal önemde
  2721. vivacious
    canlı, neş'eli, hayat dolu
  2722. vivid
    parlak, canlı
  2723. vivisection
    canlı üzerinde tıbbi araştırma amacıyla kesip biçme
  2724. vocation
    meslek, doğuştan yetenek, hayat yolu
  2725. vogue (=fashion)
    moda
  2726. void
    1. boş, boşluk; 2. geçersiz
  2727. volatile
    oynak, değişken (isim: volatility)
  2728. volunteer
    gönüllü olmak, kendi rızasıyla üstlenmeğe aday olmak
  2729. voluntarily
    gönüllü olarak (tersi: involuntarily = elinde olmaksızın veya istemeye istemeye)
  2730. involuntarily
    elinde olmaksızın veya istemeye istemeye
  2731. vomit
    kusmak
  2732. vortex
    girdap
  2733. vote
    1. oy; 2. oy vermek
  2734. vow
    1. yemin, söz verme; 2. yemin etmek, tövbe etmek
  2735. voyage
    deniz yolculuğu
  2736. vulgar
    adi, bayağı, galiz, ayaktakımına yaraşır, zevksiz
  2737. vulnerable:
    saldırıya hassas, kolay yaralanabilir
  2738. wail
    1. feryad figan; 2. hayıflanarak ağlamak
  2739. wake (in the wake of)
    ardından, ardından izleyerek
  2740. wallet
    cüzdan
  2741. wander
    başıboş avare dolaşmak
  2742. wane
    eriyip solmak, zeval bulmak
  2743. warrant
    izin, ruhsat
  2744. warrior
    savaşçı
  2745. wary
    temkinli, tedirgin ve ihtiyatlı
  2746. wastage
    israf
  2747. wasteful
    savurgan, müsrif
  2748. weakness
    1. güçsüzlük; 2. zaaf
  2749. wealth
    zenginlik
  2750. wealthy
    zengin
  2751. weapon
    silah (genel anlamda)
  2752. weary
    yorgun, bıkkın
  2753. weave
    (wove, woven) dokumak
  2754. weep
    ağlamak
  2755. weigh
    1. tartmak; 2. tartıda ağırlığı o kadar gelmek
  2756. weird
    tuhaf, acaip, garip ve pek rastlanmaz türden
  2757. welfare
    esenlik ve refah
  2758. well-bred
    iyi yetiştirilmiş, terbiyeli, görgülü
  2759. werewolf
    kurtadam
  2760. wharf
    rıhtım, iskele
  2761. wheat
    buğday
  2762. wheelbarrow
    el arabası
  2763. whence (from where)
    nereden? ki oradan
  2764. whirl
    1. olduğu yerde dönmek; 2. pek hızlı hareket
  2765. whirling dervishes
    Mevlevilik'te semazenler
  2766. whirlpool
    girdap
  2767. wholesalers
    toptancı
  2768. wicked
    pek kötü, habis ruhlu, zalim
  2769. widespread
    yaygın, geniş ölçekli
  2770. wise
    akıllı, bilge
  2771. wisdom
    bilgelik
  2772. wistful
    hüzünlü bir özlem içinde
  2773. withdraw
    1. geri çekmek; 2. geri çekilmek
  2774. withdrawal symptoms
    uyuşturucu bırakma semptomları
  2775. wither
    sararıp solmak, kuruyup ölmek
  2776. withhold
    vermemek, esirgemek, geri tutmak, kendine saklamak
  2777. withstand
    dayanmak, karşı koymak
  2778. witness
    1. tanık olmak (olayı görmek); 2. tanık (kişi)
  2779. wizard
    sihirbaz, büyücü
  2780. woe
    keder, elem, dert
  2781. wondrous
    hayranlık verici, olağanüstü
  2782. woolen
    yünlü
  2783. works
    tesis, fabrika; public works = bayındırlık işleri
  2784. public works
    bayındırlık işleri
  2785. worship
    tapmak, tapınmak
  2786. worthwhile
    yapamaya değer, dişe dokunur
  2787. wrap
    sarıp sarmalamak
  2788. wrath
    büyük öfke, gazap
  2789. wreath
    çelenk
  2790. wreck
    enkaz
  2791. wrestle (with)
    güreşmek, büyük çaba göstermek
  2792. wretch
    1. biçare adam; 2. aşağılık kötü adam
  2793. wring (wrung, wrung)
    bükerek sıkmak
  2794. wrinkle
    1. kırışık; 2. kırıştırmak (=buruşturmak)
  2795. writ
    yazı, resmi yazı, ferman
  2796. wrought
    (work fiilinden) işlenmiş
  2797. wrought iron
    dövme demir
  2798. wrinkle
    buruşmak, kırışmak / buruşturmak, kırıştırmak
  2799. xenophobe
    özellikle ecnebilere yönelik olmak üzere, yabancılara (kişilere veya başka şeylere de) karşı nefret ve/ya korku duyan
  2800. xenophobia
    bu şekildeki duygular, yabancı fobisi
  2801. yacht
    yat (denizcilik) (isim yachting, yachtsman)
  2802. yard
    1. avlu, binanın önünde (front yard) veya arkasında (backyard) küçük alan, kısmen kapalı da olabilir. (Bitişik ve ayrı yazıma dikkat; "backyard" ayrıca "destek temin edilen yer, oluşum tabanı" anlamıyla mecazi de kullanılır); 2. yarda (uzunluk ölçüsü: 0.914 m)
  2803. yardstick
    karşılaştırma yapmak için ana ölçüt alınan şey; belli ve/ya önemli nokta
  2804. yarn
    1. dokuma iplik; bükülmüş pamuk veya yün ipliği; 2. yalan, uydurma
  2805. yawn
    esnemek
  2806. yearling
    1 yaşına gelmiş hayvan
  2807. yearn (for, after)
    özlemini çekmek (yearning = özlem)
  2808. yearning
    özlem
  2809. yeast
    maya (e.g. bira, ekmek)
  2810. yell
    bağırmak
  2811. yellow-bellied
    ödlek, korkak
  2812. yield (to)
    1. boyun eğmek; 2. verim (ürün)
  2813. yoke
    1. boyunduruk (büyükbaş hayvan için); 2. boyunduruk, kölelik, egemenliğini yitirme (örnek: to throw off the yoke of sultanate)
  2814. youngster
    genç delikanlı
  2815. youth
    1. gençlik çağı, genç olma; 2. "gençler" karşılığı toplu ad: "O Turkish Youth!"
  2816. zeal (enthusiasm)
    heyecan dolu isteklilik ve gayret, şevk, heves (sıfat: zealous)
  2817. zealot
    1. gayretli kimse; 2. aşırı partizan kimse (zealotry = aşırı partizanlık)
  2818. zealotry
    aşırı partizanlık
  2819. zenith
    tepe noktası
  2820. zero
    to zero in on = hedefe odaklanarak bütün gayretini o noktaya yöneltmek
  2821. zest
    tad alma ve hoşlanma, haz duyma, zevk alma, isteklilik
  2822. zone
    bölge, yöre. mıntıka (sıfat: zonal)
  2823. zoom
    1. hızla dikine yükselmek; 2. (fotoğrafçılık) mesafeyi ayarlamak (zoom in = "büyütmek"; zoom out = "küçültmek")
  2824. zoom in
    büyütmek
  2825. zoom out
    küçültmek

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview