Nederlands – Turks [T]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223914
Filename:
Nederlands – Turks [T]
Updated:
2013-06-15 09:24:54
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. de taak : vazife, iş, görev, ödev

    •Dit was mijn taak.
    •Bu benim işimdi.
  2. tamelijk : oldukça, hayli, bayağı

    •De introductie van zulke producten is tamelijk complex.
    •Böyle ürünlerin tanıtımı oldukça karışık.
  3. tamelijk : oldukça, hayli, bayağı

    •Deze man is tamelijk rijk.
    •Bu adam oldukça zengin.
  4. tamelijk : oldukça, hayli, bayağı

    •Die evaluatie is in principe tamelijk gunstig.
    •O değerlendirme prensip olarak oldukça olumlu.
  5. tamelijk : oldukça, hayli, bayağı

    •In een dergelijke situatie is men eigenlijk tamelijk radeloos.
    •Öylesi bir durumda insan aslında oldukça çaresizdir.
  6. tamelijk duur : oldukça pahalı, bayağı pahalı

    •Dit tijdschrift is tamelijk duur.
    •Bu dergi oldukça pahalı.
  7. tamelijk duur : oldukça pahalı, bayağı pahalı

    •Het leven in Nederland is tamelijk duur.
    •Hollanda’da yaşam oldukça pahalı.
  8. tamelijk goed : oldukça iyi, bayağı iyi

    •Hij is tamelijk goed in wiskunde.
    •O matematikte oldukça iyidir.
  9. tamelijk veel : birçok, oldukça çok, oldukça fazla, epeyce

    •Ik heb tamelijk veel gegeten.
    •Oldukça fazla yedim.
  10. de tas : çanta

    •Dat is mijn geld in die rooie tas, hè?
    •Şu kırmızı çantadaki benim param, değil mi?
  11. de tas : çanta

    •Die tas is van mij.
    •O çanta benim(dir).
  12. de tas : çanta

    •Heeft er iemand soms zijn tas vergeten?
    •Çantasını unutan oldu mu?
  13. de tas : çanta

    •Ik heb een tas bij me.
    •Yanımda bir çanta var.
  14. de tas : çanta

    •Van wie is deze tas?
    •Bu çanta kimin?
  15. de handtas : el çantası

    •Waar is je handtas?
    •El çantan nerede?
  16. telkens : tekrar tekrar, devamlı, sürekli, mütemadiyen

    •Hij viel telkens flauw.
    •Düşüp düşüp bayıldı.
  17. telkens : tekrar tekrar, devamlı, sürekli, mütemadiyen

    •Ze keerde zich telkens om en lachte.
    •Dönüp dönüp güldü.
  18. telkens als … : her ne zaman ...

    •Telkens als het avond wordt, word ik bevangen door weemoed.
    • •Akşam olur olmaz, beni bir hüzün basar.
    • •Akşam olmaz mı, beni bir hüzün basar.
    • •Her ne zaman akşam olsa, beni bir hüzün basar.
  19. telkens als … : her ne zaman ...

    •Telkens als hij begint op te scheppen,baal ik zo.
    • •Böbürlenmez mi, işte benim canımı o sıkıyor.
    • •Her ne zaman övünmeye başlasa, öyle gına geliyor ki.
  20. telkens als … : her ne zaman ...

    •Telkens als hij bij ons komt, brengt hij bloemen mee.
    • •Bize geldikçe çiçek getirir.
    • •Her ne zaman bize gelse, çiçek getirir.
  21. telkens als … : her ne zaman ...

    •Telkens als hij te veel drinkt, begint hij te schelden.
    • •İçip içip küfür ediyor.
    • •Her ne zaman çok fazla içse, küfür etmeye başlar.
  22. telkens als … : her ne zaman ...

    •Telkens als ik het doe …
    •Her ne zaman onu yapsam …
  23. telkens wanneer … : her ne zaman ...
     
    •Telkens wanneer ik de krant open, keert mijn maag van walging om.
    •Her ne zaman gazeteyi açsam, midem tiksintiden tersine döner.
  24. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Als hij tenminste maar niet rookte.
    •Bari sigara içmese.
  25. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Het is tenminste gestopt met regenen.
    • •En azından yağmur durdu.
    • •En azından yağmur kesildi.
  26. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Hij heeft tenminste niet gelogen.
    •Hiç değilse yalan söylememiş.
  27. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Ik moest toch tenminste één keer met hem gaan spreken.
    •Onunla en az bir defa konuşmalıydım.
  28. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Je kon tenminste proberen om vriendelijk te zijn tegen mijn vader.
    •En azından babamla iyi geçinmeye çalışabilirdin.
  29. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Maar de methode is zeer omstreden om tenminste twee redenen.
    •Ama yöntem, en azından iki nedenden dolayı çok tartışmalı.
  30. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Tenminste één van hen heeft het begrepen.
    •En azından onlardan biri anladı.
  31. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Vertel me tenminste hoe je heet.
    •En azından adını söyle.
  32. tenminste : en azından, hiç olmazsa, hiç değilse, bari

    •Zeg me tenminste waarom.
    •Hiç olmazsa bana bir sebep göster.
  33. tevreden : memnun, hoşnut

    •Hij is er tevreden mee.
    •Ondan memnun.
  34. tevreden : memnun, hoşnut

    •Hij kwam tevreden terug uit Turkije.
    •Türkiye’den memnun döndü.
  35. tevreden : memnun, hoşnut

    •Nu tevreden?
    •Şimdi memnun oldun mu?
  36. tevreden : memnun, hoşnut

    •Tevreden?
    •Memnun musun?
  37. de theorie : teori, kuram, nazariye

    •Als je je rijbewijs wilt halen, moet je een theorie-examen en een praktijkexamen doen.
    Eğer ehliyetini almak istiyorsan, bir teori sınavı ve bir uygulama sınavı yapmak zorundasın.
  38. de theorie : teori, kuram, nazariye

    •Wie heeft de theorie van de zwartekracht ontwikkeld?
    Yerçekimi teorisini kim keşfetti?
  39. in theorie : teoride

    •Hoewel dit in theorie een duidelijke zaak is, is dit niet zo in de praktijk.
    Bu her ne kadar teoride belli bir iş olsa da pratikte öyle değildir.
  40. in theorie : teoride

    •We weten dat het bestaat, niet alleen in theorie, maar ook in de praktijk.
    Onun mevcut olduğunu biliyoruz, sadece teoride değil ama pratikte de.
  41. tientallen : onlarca

    •In België zijn tijdens de jaarwisseling tientallen jongeren gedrogeerd.
    • /span>
    • Belçika’da yılbaşı müddetince onlarca genç uyarıcı aldı.
  42. tientallen gewonden : onlarca yaralı

    •Er zijn ook tientallen gewonden.
    Onlarca da yaralı var.
  43. de toekomst : gelecek, istikbâl

    •Die zaak heeft geen toekomst.
    • O işin geleceği yok.
    • O işin istikbâli yok.
  44. de toerist : turist, gezgin, gezmen

    •Die toerist spreekt erg goed Turks.
    •Şu turist çok güzel Türkçe konuşuyor(muş).
  45. de toerist : turist, gezgin, gezmen

    •De toeristen liggen naakt op het strand.
    •Sahilde turistler çıplak yatıyordu.
  46. de toerist : turist, gezgin, gezmen

    •Sinds de laatste terroristische acties blijven de toeristen weg uit onze stad.
    •Son terör olaylarından sonra artık şehrimize turist gelmez oldu.
  47. de toerist : turist, gezgin, gezmen

    •Toeristen hebben op het strand eenvuurtje gestookt.
    •Turistler sahilde ateş yaktılar.
  48. de toerist : turist, gezgin, gezmen

    •Vergeleken met vorig jaar kwamen er dit jaar meer toeristen naar ons land.
    •Geçen seneye bakarak ülkemize daha fazla turist geldi.
  49. de toerist : turist, gezgin, gezmen

    •We zijn geen toeristen.
    •Bizler turist değiliz.
  50. de toeschouwer : izleyici, seyirci

    •Zeven toeschouwers kwamen om het leven.
    •Yedi seyirci hayatını kaybetti.
  51. een toespraak houden : söylev vermek, nutuk çekmek

    •De commissaris van de Koninging hield een toespraak tot de Provinciale Staten.
    •Vali İl İdaresine bir söylev verdi.
  52. een toespraak houden : söylev vermek, nutuk çekmek

    •De directeur houdt aan het begin van ieder schooljaar een toespraak tot de leerlingen.
    •Müdür her okul yılının başında öğrencilere bir nutuk çeker.
  53. totaal : bütün, tam, tüm, yekûn; hepten, baştan sona, tamamen

    •Ik ben totaal op.
    •Tamamen bitkinim.
  54. totaal : bütün, tam, tüm, yekûn; hepten, baştan sona, tamamen

    •Ik moet volhouden voordat ik ook totaal gek wordt.
    •Ben de tamamen delirmemek için dayanmalıyım.
  55. totaal : bütün, tam, tüm, yekûn; hepten, baştan sona, tamamen

    •Je bent totaal onvoorbereid.
    • •Bunun için hazır değilsin.
    • •Bunun için tamamen hazırlıksızsın.
  56. totaal geschift : tamamen kaçık, tamamen zırzop, hepten üşütük

    •Je bent totaal geschift.
    • •Sen hepten üşütüksün.
    • •Sen kesinlikle delisin.
  57. totaal : toplam, yekûn, tutar; hepsi, bütünü

    •Melk, een zak aardappels en brood, dat is € 6 totaal.
    •Süt, bir torba patates ve ekmek, toplam 6 avro.
  58. in totaal : hepsi birlikte, topyekûn

    •Dat is in totaal dan vijftien euro.
    •O zaman hepsi birlikte 15 avro.
  59. in totaal : hepsi birlikte, topyekûn

    •Hoeveel vraag je in totaal voor deze druiven?
    •Bu üzümlere topyekûn ne kadar istiyorsun?
  60. het touw : ip; kınnap, sicim; urgan,halat, palamar

    •De hond zat met een touw aan de boom vast.
    •Köpek bir iple ağaca bağlıydı.
  61. het touw : ip; kınnap, sicim; urgan,halat, palamar

    •Hij trekt aan de touwtjes.
    •İpleri çekiyor.
  62. het touw : ip; kınnap, sicim; urgan,halat, palamar

    •Ik maakte ’n touw.
    •Bir ip yaptım.
  63. het touw : ip; kınnap, sicim; urgan,halat, palamar

    •U hebt de touwtjes in handen.
    • •İpler elinizde.
    • •Komuta sizde.
  64. in de touwen : zor durumda

    •Ik moet toegeven, hij heeft me behoorlijk in de touwen.
    •Kabul etmek zorundayım, beni oldukça zor durumda bıraktı.
  65. in touw zijn : çok meşgul olmak, işi olmak

    •De hele dag was zij voor de kinderen in touw.
    •Bütün gün çocuklar için meşguldü.
  66. in touw zijn : çok meşgul olmak, işi olmak

    •Ik ben de hele dag in touw geweest.
    • •Bütün gün işim vardı.
    • •Bütün gün iş başındaydım.
  67. de trek : çekme, çekiş

    •Hij stak een sigaret op en nam een trekje.
    •Bir sigara yaktı ve bir fırt çekti.
  68. de trek : çekme, çekiş

    •Wil je een trekje?
    •Bir fırt ister misin?
  69. geen trek (in iets) hebben : (bir şeyde) iştahı olmamak

    •Ik heb geen trek.
    •Hiç iştahım yok.
  70. trek (in iets) hebben : (bir şeyde) iştahı olmak, acıkmak

    •Ik heb trek.
    • •Ben acıktım.
    • •İştahım var.
  71. in trek zijn : revaçta olmak

    •Dit merk is tegenwoordig erg in trek.
    •Şimdi(lerde) bu marka bayağı revaçta.
  72. troebel : bulanık, donuk

    •Dit is troebel en ruikt echt slecht.
    •Bu bulanık ve gerçekten kötü kokuyor.
  73. troebel : bulanık, donuk

    •Het is een soort van troebel water.
    •O bir çeşit bulanık su.
  74. troebel : bulanık, donuk

    •Het water was erg troebel.
    •Su çok bulanıktı.
  75. troebel : bulanık, donuk

    •Het zijn dus twee verschillende producten, het ene licht en helder, het andere vies, troebel en stinkend.
    •Yâni bunlar iki farklı üründür : biri hafif ve berrak, diğeri pis, bulanık ve kokucu.
  76. in troebel water vissen : bulanık suda balık avlamak

    ▪In troebel water is het goed vissen.
    ▪Kurt dumanlı havayı sever.
  77. trots : gurur, kibir, iftihar, övünç, kıvanç

    •Zet je trots aan de kant.
    • •Gururunu bir kenara bırak.
    • •Kibrini bir kenara bırak.
  78. trots : gururlu, kibirli, kurumlu

    •Wees niet trots.
    • •Gururlu olma.
    • •Kibirli olma.
  79. trots : gururlu, kibirli, kurumlu

    •Wees trots op wat je bent.
    • •Kim olduğundan asla utanma.
    • •Ne olduğunla gurur duy.
  80. trots zijn op (iemand) : (biriyle) övünmek, (biriyle) iftihar etmek, (biriyle) gurur duymak

    •Ik ben er trots op dat uit mijn land een goed bericht komt.
    •Ülkemden iyi bir haber gelmesinden gurur duyuyorum.
  81. trots zijn op (iemand) : (biriyle) övünmek, (biriyle) iftihar etmek, (biriyle) gurur duymak

    •Ouders zijn trots op het succes van hun kinderen.
    •Anne ve babalar çocuklarının başarılarıyla gurur duyarlar.
  82. trots zijn op (iemand) : (biriyle) övünmek, (biriyle) iftihar etmek, (biriyle) gurur duymak

    •Hier kunnen we trots op zijn.
    •Bununla gurur duyabiliriz.
  83. trots zijn op (iemand) : (biriyle) övünmek, (biriyle) iftihar etmek, (biriyle) gurur duymak

    •We kunnen trots zijn op de Europese bijstand in Duitsland.
    •Almanya’ya Avrupa yardımından gurur duyabiliriz.
  84. de trut : huysuz kız, baş belası kız; orospu, fahişe

    •Ik zou je kunnen kussen, trut!
    •Seni öpebilecektim, orospu!
  85. de trut : huysuz kız, baş belası kız; orospu, fahişe

    •Je kwetst mijn gevoelens, jij trut!
    •Duygularımı incitiyorsun, orospu!
  86. de trut : huysuz kız, baş belası kız; orospu, fahişe

    •Open die verdomde deur, jij stomme trut!
    •Aç şu kahrolası kapıyı, seni aptal fahişe!

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview