Nederlands – Turks [U]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223917
Filename:
Nederlands – Turks [U]
Updated:
2013-06-15 09:27:44
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Dat is mijns inziens uitermate belangrijk.
    • •Bu bence çok çok önemli.
    • •Bu bana göre aşırı derecede önemli.
  2. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Dit is uitermate belangrijk.
    • •Bu aşırı derecede önemli.
    • •Bu çok çok önemli.
  3. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Guatemala heeft een uitermate gevarieerd landschap.
    •Guatemala pek çok değişik manzaraya sahip.
  4. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Het onderwerp is uitermate ernstig.
    • •Konu aşırı derecede ciddi.
    • •Konu çok çok vahim.
  5. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Hij is uitermate bang voor vleermuizen.
    •Yarasalardan aşırı derecede korkar.
  6. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Thermische olie is uitermate geschikt voor het verwarmen tot hoge temperaturen.
    •Termik yağ, yüksek sıcaklıklara kadar ısıtmak için çok çok uygun.
  7. uitermate : çok çok, pek, pek çok, aşırı derecede

    •Zijn toestand is uitermate ernstig.
    • •Durumu aşırı derecede ciddi.
    • •Vaziyeti çok çok vahim.
  8. (zich) uitkleden : soyunmak

    •Hij kleedde zich helemaal uit.
    •Tamamen soyunmuştu.
  9. (zich) uitkleden : soyunmak

    •Kleed je uit!
    •Soyun!
  10. (zich) uitkleden : soyunmak

    •In de eerste tent kunnen besmette personen zich uitkleden.
    •İlk çadırda hastalık bulaşmış kişiler soyunabilirler.
  11. de uitbarsting : patlama, infilak

    •De laatste grote uitbarsting was eind 2000.
    •En son büyük patlama 2000 yılının sonundaydı.
  12. uitkleden : soymak, giysilerini çıkarmak, soyunmak

    •Uitkleden!
    •Soyunun!
  13. uitkleden : soymak, giysilerini çıkarmak, soyunmak

    •Zij kleedde de kinderen uit en zij bracht ze naar bed.
    •Çocukların elbiselerini çıkarttı ve onları yatağa götürdü.
  14. uitkleden : soymak, giysilerini çıkarmak, soyunmak

    •Zij wil haar man financieel uitkleden.
    •O (kadın) kocasını maddi bakımdan soymak istiyor.
  15. uitkleden : soymak, giysilerini çıkarmak, soyunmak

    •Zijn advocaat heeft hem echt uitgekleed.
    •Avukatı onu iyice soydu.
  16. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Als dank voor zijn hulp heb ik hem voor het eten uitgenodigd.
    •Yardımına karşılık onu yemeğe davet ettim.
  17. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Ayfer nodigt de klas uit voor haar feest.
    •Ayfer sınıfı eğlencesine davet ediyor.
  18. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Ik had iedereen uitgenodigd, alleen hij kwam.
    •Herkesi çağırdım, bir o geldi.
  19. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Laten we iedereen uitnodigen die ons heeft geholpen.
    •Bize yardım eden herkesi davet edelim.
  20. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Waarom hebt u die heren niet uitgenodigd voor ’t eten?
    •O beyleri niye yemeğe çağırmadınız?
  21. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Wat vriendelijk van u me uit te nodigen!
    •Beni davet etmeniz ne kibarca!
  22. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •We moeten hem uitnodigen.
    • •Onu çağırmalıyız.
    • •Onu davet etmeliyiz.
  23. uitnodigen : davet etmek, çağırmak

    •Wie heeft haar uitgenodigd?
    •Onu kim çağırdı?
  24. de uitspraak : söyleyiş, telaffuz

    •Haar uitspraak is erg slecht.
    •Telaffuzu çok bozuk.
  25. de uitspraak : söyleyiş, telaffuz

    •Ik vind de uitspraak van sommige woorden moeilijk.
    •Bazı sözcüklerin telaffuzu bana zor geliyor.
  26. de uitspraak : söyleyiş, telaffuz

    •Onze leraar Engels legt de nadruk op spelling en niet op de uitspraak.
    •İngilizce öğretmenimiz telaffuza değil imlâya dikkat çekiyor.
  27. de uitspraak : söyleyiş, telaffuz

    •Zij heeft een erg slechte uitspraak.
    •Çok bozuk bir telaffuzu var.
  28. uitspugen : püskürtmek

    •De Merapi is de actiefste vulkaan in Indonesië en hij spuugt sinds gisterochtend hete as en grote brokken steen uit.
    •Merapi Endonezya’da en aktif yanardağdır ve dün sabahtan beri sıcak kül ve taş parçaları püskürtüyor.
  29. de uitzending : yayım, radyo veya televizyon yayımı

    •De uitzending begint zo.
    •Yayım birazdan başlıyor.
  30. (er) uitzien : görünmek

    •Dat ziet er prachtig uit.
    •Bu harika görünüyor.
  31. (er) uitzien : görünmek

    •Dat ziet er veelbelovend uit.
    •Bu, cezbedici görünüyor.
  32. (er) uitzien : görünmek

    •De derde ziet er groter uit.
    •Üçüncüsü daha büyük görünüyor.
  33. (er) uitzien : görünmek

    •Die slaaf daar, hij ziet er klein uit.
    •Oradaki köle, küçük görünüyor.
  34. (er) uitzien : görünmek

    •Haar gezicht ziet eruit alsof het door engelen is gemaakt.
    •Yüzü sanki melekler tarafından yapılmış gibi görünüyor.
  35. (er) uitzien : görünmek

    •Haar haar zag er erg onverzorgd uit.
    •Saçları çok bakımsız görünüyordu.
  36. (er) uitzien : görünmek

    •Het ziet er goed uit wat mij betreft.
    •Bence iyi görünüyor.
  37. (er) uitzien : görünmek

    •Het ziet er waardeloos uit.
    • •Değersiz görünüyor.
    • •İşe yaramaz görünüyor.
    • •Bombok bir şeye benziyor.
  38. (er) uitzien : görünmek

    •Hij kijkt alsof ie weet hoe ik er zonder hemd uitzie.
    •Elbisesiz nasıl göründüğümü biliyormuş gibi bakıyor.
  39. (er) uitzien : görünmek

    •Hoe ziet hij er uit?
    • •Nasıl birine benziyor?
    • •Nasıl biri?
    • •Neye benziyor?
  40. (er) uitzien : görünmek

    •Hoe zie ik er uit?
    • •Nasıl görünüyorum?
    • •Nasılım?
  41. (er) uitzien : görünmek

    •Ik zie er te dik uit.
    •Çok şişman görünüyorum.
  42. (er) uitzien : görünmek

    •Ik zie er vreselijk uit.
    • •Berbat görünüyorum.
    • •Korkunç görünüyorum.
  43. (er) uitzien : görünmek

    •Je hond ziet er niet best uit.
    •Köpeğin çok iyi görünmüyor.
  44. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er afgemat uit.
    •Bitkin gözüküyorsun.
  45. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er geweldig uit.
    • •Görünüşün harika.
    • •Harika görünüyorsun.
  46. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er goed uit.
    •İyi görünüyorsun.
  47. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er knap uit.
    •Yakışıklı görünüyorsun.
  48. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er moe uit.
    •Yorgun görünüyorsun.
  49. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er mooi uit.
    •Güzel görünüyorsun.
  50. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er prachtig uit.
    •Harika görünüyorsun.
  51. (er) uitzien : görünmek

    •Jij ziet er vandaag erg slordig uit.
    •Bugün çok derbeder görünüyorsun.
  52. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er verdwaald uit.
    • •Kaybolmuş gibi görünüyosun.
    • •Kaybolmuş gibisin.
  53. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er vreselijk uit.
    • •Berbat görünüyorsun.
    • •Korkunç görünüyorsun.
  54. (er) uitzien : görünmek

    •Je ziet er zorgelijk uit.
    • •Sıkıntılı görünüyorsun.
    • •Endişeli görünüyorsun.
  55. (er) uitzien : görünmek

    •Jij ziet er niet uit als een alcoholist.
    •Sen alkoliğe benzemiyorsun.
  56. (er) uitzien : görünmek

    •Jullie zien er goed uit.
    •İyi görünüyorsunuz.
  57. (er) uitzien : görünmek

    •Jullie zien er schuldig uit.
    •Suçlu gibi görünüyorsunuz.
  58. (er) uitzien : görünmek

    •Mama en Papa zien er blij uit om ons te zien.
    •Annem ve babam bizi gördükleri için ne kadar mutlular.
  59. (er) uitzien : görünmek

    •U ziet er goed uit.
    •İyi görünüyorsunuz.
  60. (er) uitzien : görünmek

    •U ziet er niet goed uit, zeg.
    •Hiç de iyi görünmüyorsunuz.
  61. (er) uitzien : görünmek

    •Waarom zie je er niet zo uit?
    •Niye sen öyle görünmüyorsun?
  62. (er) uitzien : görünmek

    •Wanneer ze haar haar in een knot deed zag ze er jonger uit?
    •Saçlarını topuz yaptığı zaman daha genç görünüyordu?
  63. (er) uitzien : görünmek

    •Ze zag er droevig uit.
    •Çok üzgün görünüyordu.
  64. (er) uitzien : görünmek

    •Ze zag er volkomen radeloos uit.
    • •Çok çaresiz görünüyordu.
    • •Çok çaresiz bir hali vardı.
  65. (er) uitzien : görünmek

    •Ze ziet er goed uit.
    •İyi görünüyor.
  66. (er) uitzien : görünmek

    •Ze ziet eruit als een slet.
    •O bir sürtüğe benziyor.
  67. (er) uitzien : görünmek

    •Zij ziet eruit als een fotomodel.
    • •Fotomodel gibi görünüyor.
    • •Manken gibi görünüyor.
  68. zijn straf uitzitten : cezasını tamamen çekmek

    •PKK-leider Öcalan zit sinds 1999 een levenslange gevangenisstraf uit.
    •PKK-lideri Öcalan 1999’dan beri ömür boyu hapis cezası çekiyor.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview