Nederlands – Turks [D]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223926
Filename:
Nederlands – Turks [D]
Updated:
2013-06-15 10:03:29
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Bestaat er een dergelijk document?
    Öyle bir doküman var mı?
  2. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Dergelijke mensen zijn niet te vertrouwen.
    Öyle insanlara güvenilmez.
  3. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Een dergelijk iemand kent hij niet.
    Öyle birini tanımıyor.
  4. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Een dergelijke ongeduldigheid, dat kan echt niet!
    Böyle sabırsızlık olmaz!
  5. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Geen van hen komt uit een dergelijk gebied.
    Onların hiçbiri böyle bir bölgeden gelmiyor.
  6. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Het is verboden hier vuur en dergelijke te stoken.
    Burada ateş mateş yakmak yasak.
  7. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Ik heb eerder een dergelijk soort spel niet gezien.
    Daha önce bu tür bir oyun seyretmedim.
  8. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Ik houd niet van dergelijke affaires.
    Öyle şeylerden hoşlanmam.
  9. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Ik ken een dergelijk iemand niet.
    Öyle birini tanımıyorum.
  10. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Ik wens een dergelijk risico niet te nemen.
    Böyle bir risk almak istemiyorum.
  11. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Ik wil ook een dergelijke computer kopen.
    Böyle bir bilgisayar dab en almak istiyorum.
  12. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •In een dergelijke situatie is men eigenlijk tamelijk radeloos.
    Öylesi bir durumda insan aslında oldukça çaresizdir.
  13. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Je moet niet proberen dergelijke grappen hier uit te halen.
    Öyle şakaları burada yapmaya kalkışma.
  14. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Op dergelijke mensen vertrouw ik niet.
    Bu gibi insanlara güvenmem.
  15. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Op het feest is officiële kleding en dergelijke niet nodig.
    Eğlencede resmi kıyafete falan gerek yok.
  16. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Wat is de rol van een dergelijk mechanisme?
    Böyle bir mekanizmanın rolü nedir?
  17. dergelijk : böylesi, benzer, benzeri, böyle, şöyle, öyle, öylesi

    •Wat zou een dergelijk idee echter betekenen?
    Böylesi bir fikir gerçekten ne anlama geliyor?
  18. iets dergelijks : öyle bir şey, böyle bir şey, buna benzer bir şey, böylesi

    •Hebben jullie geen plan, een programma of iets dergelijks?
    Sizde plan program diye bir şey yok mu?
  19. iets dergelijks : öyle bir şey, böyle bir şey, buna benzer bir şey, böylesi

    •Iets dergelijks is nooit eerder vertoond.
    Böylesi hiç görülmedi.
  20. iets dergelijks : öyle bir şey, böyle bir şey, buna benzer bir şey, böylesi

    •Ik heb iets dergelijk niet gezegd.
    Ben böyle bir şey söylemedim.
  21. desondanks : buna rağmen, yine de

    •Hij wist wat hij zou gaan zeggen, maar desondanks aarzelde hij even.
    Ne diyeceğini biliyordu, ama yine de bir süre duraksadı.
  22. desondanks : buna rağmen, yine de

    •Ik had alles verteld, desondanks geloofden ze mij niet.
    Her şeyi anlattım, buna rağmen bana inanmadılar.
  23. diabetes : şeker hastalığı

    •Dat jij moe bent na de lunch hoeft natuurlijk absoluut niet te betekenen dat je diabetes hebt.
    Öğle yemeğinden sonra yorgun olmanız, elbette ki mutlaka şeker hastalığınız olduğu anlamına gelmez.
  24. het doelwit : amaç, hedef, maksat

    •Het vliegveld was het doelwit van vijandelijke aanvallen.
    Havaalanı düşmanca saldırıların hedefiydi.
  25. het doelwit : amaç, hedef, maksat

    •Hoewel grote incidenten lijken uitgebleven, zijn hulpverleners ook deze jaarwisseling doelwit geworden van geweld.
    Büyükhadiseler olmamış gibi gözükse de, yardım elemanları bu yılbaşında da şiddetin hedefi oldular.
  26. doen : yapmak

    •Wat denk je dat ik heb gedaan de laatste 20 jaar?
    Son 20 yıldır ne yapıyorum sanıyorsun?
  27. doen : yapmak

    •Wat doe jij hier?
    Burada ne yapıyorsun?
  28. dronken : sarhoş

    •Als er hier iemand dronken is, dan ben jij dat wel.
    Burada bir kişi sarhoşsa, o da sensin.
  29. dronken : sarhoş

    •Als hij twee glazen achterover slaat, wordt hij dronken.
    İki bardak atınca, sarhoş oluyor.
  30. dronken : sarhoş

    •Ben je soms dronken?
    Sarhoş musun yoksa?
  31. dronken : sarhoş

    •De oude man is dronken.
    Yaşlı adam sarhoş.
  32. dronken : sarhoş

    •Hij dronk wijn na de raki en werd toen dronken.
    Rakının üzerine şarap içti ve sarhoş oldu.
  33. dronken : sarhoş

    •Hij is dronken.
    O sarhoş.
  34. dronken : sarhoş

    •Ik ben misschien dronken, maar jij bent lelijk.
    Ben belki sarhoşum, ama sen çirkinsin.
  35. dronken : sarhoş

    •Ik keek en zag dat de man dronken was.
    Baktım ki adam sarhoş.
  36. dronken : sarhoş

    •Ik was gisteren zo dronken dat ik neerviel en de grond miste.
    Dün o kadar sarhoştum ki yere düştüm ve yeri tutturamadım.
  37. dronken : sarhoş

    •Je bent dronken!
    Sarhoşsun sen!
  38. dronken : sarhoş

    •Je hebt niets gedronken, hoe kun je dan dronken zijn?
    Sen bir şey içmedin ki, nasıl sarhoş olabilirsin?
  39. dronken : sarhoş

    •Kortom, hij werd dronken.
    • Senin anlayacağın, sarhoş oldu.
    • Kısaca, sarhoş oldu.
  40. dronken : sarhoş

    •Wij zijn niet dronken.
    Sarhoş değiliz.
  41. droom : rüyâ, hayâl

    •Als dit een droom is, …
    • Eğer bu bir rüyâ ise, …
    • Bu bir rüyâysa, …
  42. droom : rüyâ, hayâl

    •Bedreigen heeft geen zin in een droom, is het niet?
    Rüyâda birini tehdit etmek anlamsız, değil mi?
  43. droom : rüyâ, hayâl

    •Dansen in die show is mijn droom
    O şovda dans etmek benim hayâlim.
  44. droom : rüyâ, hayâl

    •Het creëren van een kunstmatig wezen is de droom van elke wetenschapper.
    Yapay bir canlı yaratmak her bilimadamının hayâlidir.
  45. droom : rüyâ, hayâl

    •Het was maar een droom.
    Sadece bir rüyâymış.
  46. droom : rüyâ, hayâl

    •In mijn droom gelden mijn regels.
    Benim rüyâmda benim kurallarım geçerlidir.
  47. droom : rüyâ, hayâl

    •Je zei dat je een droom had gehad.
    Bir hayâlin olduğunu söylemiştin.
  48. droom : rüyâ, hayâl

    •Jij bent bezocht door de droom.
    Seni rüyâmda gördüm.
  49. droom : rüyâ, hayâl

    •Kortom, wat ik gezien had, was een droom.
    Velhasıl gördüklerim bir rüyâ imiş.
  50. tot dusver : şimdiye kadar, henüz

    •De strijd in Syrië heeft tot dusver aan meer dan 200.000 mensen het leven gekost.
    Suriye’deki çatışma şimdiye kadar 200.000 insanın hayatına mal oldu.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview