Nederlands – Turks [E]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223928
Filename:
Nederlands – Turks [E]
Updated:
2013-06-16 09:02:40
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. echt : gerçek, gerçekten

    •Dit is echt belangrijk.
    Bu gerçekten önemli.
  2. eenvoudig : kolay, basit

    •Dit zou erg eenvoudig moeten zijn.
    • Bu çok kolay olmalı.
    • Bu iş oldukça kolay hallolur.
  3. eenvoudig : kolay, basit

    •Niets is eenvoudiger.
    Bundan daha kolay bir şey yok.
  4. eenvoudig : kolay, basit

    •Zo makkelijk en eenvoudig?
    O kadar kolay ve basit mi?
  5. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Bemoei je met je eigen zaken.
    • Sen kendi işine bak.
    • Sen kendi işlerinle ilgilen.
  6. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Dat is zijn eigen fout.
    Bu onun kendi hatası.
  7. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •De mannequin is voor eigen reclame vijf keer getrouwd en gescheiden.
    Manken kendi reklamı için beş kez evlenip boşandı.
  8. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •De schrijver zal een paar stukjes uit zijn eigen roman lezen.
    Yazar kendi romanından bazı bölümler okuyacak.
  9. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Dit huis koopt hij met zijn eigen geld.
    Bu evi kendi parasıyla alıyor.
  10. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Dit is je eigen rekening.
    Bu senin kendi hesabın.
  11. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Dit is voor je eigen bestwil.
    Bu senin kendi iyiliğin için.
  12. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Gedraag je je zo in je eigen huis?
    Kendi evinde böyle mi davranıyorsun?
  13. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Geloof je je eigen ogen niet?
    Kendi gözlerine inanmıyor musun?
  14. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Het is niet toegestaan reclame te maken voor een eigen bedrijf of firma.
    • Şahsi şirket veya firma için reklam yapmak yasaktır.
    • Kendi şirketiniz veya firmanız için reklama izin verilmez.
  15. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Het is voor je eigen veiligheid.
    Bu kendi güvenliğin için.
  16. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Het Syrische regime zal niet twijfelen om chemische wapens te gebruiken tegen de eigen bevolking.
    Suriye rejimi kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmaya tereddüt etmeyecek.
  17. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Hij graaft zijn eigen graf met zijn eigen handen.
    Kendi eliyle kendi mezarını kazıyor.
  18. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Hij verwoordt zijn eigen gedachten.
    Kendi düşüncelerini dile getiriyor.
  19. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Ik heb eigen grond.
    Benim kendi toprağım var.
  20. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Ik ken mijn eigen krachten niet.
    • Kendi güçlerimi tanımıyorum.
    • Gücümün farkında değilim.
  21. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Ik zeg dit vanuit mijn eigen ervaringen.
    Kendi tecrübelerime dayanarak bunu söylüyorum.
  22. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Je hebt je eigen leven in gevaar gebracht.
    Kendi hayatını tehlikeye attın.
  23. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •Waarom leren Engelsen niet hun eigen taal?
    Neden İngilizler kendi dillerini öğrenmezler?
  24. eigen : kendi, kendine ait olan; öz; hususi, özel, şahsi

    •We bouwden onze eigen wereld.
    Kendi dünyamızı inşa ettik.
  25. voor zijn eigen belang : kendi çıkarı için

    •Hij heeft haar naar de mond gepraat voor zijn eigen belang.
    Onu, kendi çıkarı için pohpohluyordu.
  26. eigenwijs : kendini beğenmiş, kasıntılı, dikkafalı, inatçı, saygısız

    •Als je koppig of eigenwijs bent wil je gewoon altijd gelijk hebben.
    Eğer inatçı ya da dikkafalı isen normal olarak devamlı haklı olmak istersin.
  27. eigenwijs : kendini beğenmiş, kasıntılı, dikkafalı, inatçı, saygısız

    •Hij vindt haar nogal eigenwijs.
    Onu oldukça kendini beğenmiş görüyor.
  28. eigenwijs : kendini beğenmiş, kasıntılı, dikkafalı, inatçı, saygısız

    •Je bent echt eigenwijs, hè?
    Sen gerçekten dikkafalısın, değil mi?
  29. eigenwijs : kendini beğenmiş, kasıntılı, dikkafalı, inatçı, saygısız

    •Waarom ben je toch zo eigenwijs?
    • Niye o kadar inatçısın?
    • Neden böyle dikkafalısın?
  30. erg : fena, kötü, ağır, ciddi, vahim

    •Is het zo erg?
    • Bu kadar kötü, ha?
    • O kadar kötü mü?
  31. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Als hij zijn woord niet had gehouden, was ik erg boos geworden.
    Sözünde durmasaydı, çok kızacaktım.
  32. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Als u het zou zien, zou het u erg bevallen.
    Görseniz, çok beğenirsiniz.
  33. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Boven is het erg warm.
    Yukarısı çok sıcak.
  34. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dat is erg aardig van u.
    Çok naziksiniz.
  35. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dat is erg romantisch.
    Bu çok romantik.
  36. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dat vind ik niet erg.
    Bence mahzuru yok.
  37. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dat was erg moedig.
    Gerçekten çok cesurcaydı.
  38. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dat was niet erg aardig.
    Bu hiç hoş değil.
  39. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •De kaft van het boek is erg mooi.
    Kitabın yüzü çok güzel.
  40. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •De lezing was erg goed.
    Konuşma çok iyiydi.
  41. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •De reizigers die de trein gemist hebben, waren erg boos.
    Treni kaçırmış bulunan yolcular çok kızdı.
  42. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •De ring die je aan haar gaf was erg mooi.
    Ona verdiğin yüzük çok güzeldi.
  43. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •De tassen waren erg zwaar en ik was (daardoor) doodmoe geworden.
    Çantalar çok ağırdı, ben de çok yorulmuştum.
  44. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Deze plaats hier is erg mooi.
    Burası çok güzel.
  45. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Die plaats daar is erg mooi.
    Orası çok güzel.
  46. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Die toerist spreekt erg goed Turks.
    Şu turist çok güzel Türkçe konuşuyormuş.
  47. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dit is erg belangrijk.
    Bu çok önemli.
  48. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dit lammetje is erg mager.
    Bu kuzu çok yağsız.
  49. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Dit vlees is erg vet.
    Bu et çok yağlı.
  50. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het feest was erg leuk.
    Eğlence çok güzel oldu.
  51. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het is een kind dat erg gehecht is aan zijn moeder.
    Annesine çok bağlı bir çocuk.
  52. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het is hier erg benauwd.
    Burası çok boğucu.
  53. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het is hier erg mooi, maar erg koud.
    Burası çok güzel, ama çok soğuk.
  54. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het is niet erg, broertje, want we zijn nu weer bij elkaar.
    Çok fazla önemi yok kardeşim, çünkü artık yeniden birlikteyiz.
  55. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het spijt me erg, meneer.
    • Çok özür dilerim, efendim.
    • Çok üzgünüm, beyefendi.
  56. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het spijt me heel erg.
    Bunun için gerçekten üzgünüm.
  57. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het was erg druk in het museum.
    Müze aşırı kalabalıktı.
  58. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Het weer hier is erg mooi.
    Buranın havası çok güzel.
  59. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij heeft erg veel pijn.
    Çok fazla ağrısı var.
  60. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij is een erg ziek man.
    O çok hasta bir adam.
  61. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij is erg dankbaar.
    O çok müteşekkir.
  62. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij is erg rijk!
    • Çok zenginmiş!
    • O çok zengin!
  63. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij is erg zuinig, hij is een echte Nederlander.
    Çok tutumludur, tam bir Hollandalı.
  64. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij is rijk, en wel erg rijk.
    O zengin, hem de çok zengin.
  65. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij is vast erg slim.
    Çok akıllı olmalı.
  66. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij lijkt heel erg op Elton John.
    O, Elton John'a çok benziyor.
  67. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij moet vroeger erg rijk geweest zijn.
    Eskiden çok zenginmiş.
  68. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hij was erg geëmotioneerd.
    Morali bozuktu.
  69. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Hoewel ons hotel niet duur was, was het erg chique.
    Otelimiz pahalı olmamakla birlikte, çok şıktı.
  70. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik ben echt erg lui met koken.
    Ben gerçekten yemek pişirmekte çok tembelim.
  71. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik ben een erg aardige man.
    Ben hoş bir adamım.
  72. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik ben erg blij dat je terugkomt.
    Geri döndüğüne çok sevindim.
  73. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik ben erg onder de indruk.
    Çok etkilendim.
  74. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik heb het op dit moment erg druk, ik kan voor die karweitjes geen tijd vrijmaken.
    Şu an çok yoğunum, o işlere ayıracak vaktim yok.
  75. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik houd erg van garnalensalade.
    Karides salatasını çok severim.
  76. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik stel het erg op prijs dat ik mag rondkijken.
    Etrafa göz atmama izin verirseniz çok memnun olurum.
  77. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik was erg verbaasd toen ik voor het eerst naar Istanbul kwam.
    İstanbul’a ilk geldiğimde çok şaşırmıştım.
  78. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik wil hem erg graag zien.
    Onu görmeği çok istiyorum.
  79. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ik zei al dat het me erg spijt.
    Dedim ya, kusuruma bakma.
  80. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je bent een erg belangerijk man in deze stad.
    Bu şehirde çok önemli bir adamsın.
  81. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je bent een erg rijk man.
    Çok zengin bir adamsın.
  82. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je bent erg gewond.
    Kötü yaralanmışsın.
  83. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je bent erg stout geweest.
    Çok kötü bir şey yaptın.
  84. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je toonde erg veel begrip vanavond.
    Bugün olan olaydan sonra çok anlayışlıydın.
  85. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je vader en ik waren erg streng.
    Baban ve ben çok katıydık.
  86. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je vader zal je net zo erg missen als ik.
    Benim gibi baban da seni çok özleyecek.
  87. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je weet wel erg veel over me.
    Benim hakkımda çok fazla (şey) biliyorsun.
  88. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Je ziet er erg goed uit.
    Çok iyi görünüyorsun.
  89. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Jij lijkt niet erg ziek.
    Çok hasta gibi gözükmüyorsun.
  90. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ma, de soep smaakt erg lekker.
    Anne, çorba çok güzelmiş.
  91. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Maar ik ben erg boos.
    • Fakat çok sinirlendim.
    • Ama çok kızgınım.
  92. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Mijn zus is erg ziek.
    Kızkardeşim çok hasta.
  93. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Omdat het het einde van het jaar is, hebben we erg veel werk.
    • Yıl sonu nedeniyle işlerimiz oldukça yoğun.
    • Yıl sonu olduğu için, çok fazla işimiz var.
  94. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ook al kent u nog zo goed Turks, dit boek is erg moeilijk voor u.
    Çok iyi Türkçe bile bilseniz, bu kitap sizin için çok zor.
  95. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Paula is erg zenuwachtig.
    • Paula çok tedirgin.
    • Paula çok heyecanlı.
  96. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Privacy is erg belangrijk voor m’n klanten.
    Gizlilik müşterilerime karşı bir görevimdir.
  97. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Sommige mensen, bijvoorbeeld Halim, zijn erg verzot op mode.
    Bazı insanlar, örneğin Halim, modaya çok düşkün oluyorlar.
  98. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •’t Is niet zo erg.
    O kadar kötü değil.
  99. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Toen ik een kind was, was ik erg ondeugend, zeggen ze.
    Çocukken çok yaramazmışım.
  100. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •U bent wel erg jong voor een agent.
    Polis olmak için çok gençsiniz.
  101. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Vind je dat niet erg?
    Karşı çıkmaz mısın?
  102. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Vind je het erg als ik rook?
    Sigara içmemin bir mahsuru var mı?
  103. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Vindt u het erg dat hij dood is?
    Ölümüne üzüldünüz mü?
  104. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Vooral op bruiloften gaan de vrouwen erg mooi gekleed.
    Özellikle düğünlerde kadınlar çok süslü giyiniyorlar.
  105. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •We hebben te maken met iemand die erg gevaarlijk en erg ziek is.
    Karşımızda çok tehlikeli ve hasta biri var!
  106. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •We zijn allemaal erg trots op je.
    Hepimiz seninle gurur duyuyoruz.
  107. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ze is de laatste tijd erg chagrijnig.
    Son günlerde çok asık suratlı.
  108. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ze is heel erg ziek.
    O çok kötü hasta.
  109. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ze zijn erg laat.
    Çok geciktiler.
  110. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ze zijn erg modern.
    Çok modernler.
  111. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Ziekenhuizen kunnen erg gevaarlijk zijn.
    Hastaneler çok tehlikeli yerler olabilir.
  112. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Zij heeft een erg leuke dochter.
    Çok sevimli bir kızı var.
  113. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Zij is erg ziek.
    O çok hasta.
  114. erg : çok, çok fena, berbat, felaket

    •Zowel ik, als mijn vrouw en de kinderen zijn erg blij dat je gekomen bent.
    Gerek ben, gerek hanım, gerekse çocuklar geldiğine çok sevindik.
  115. ernstig : ciddi, ağırbaşlı

    •Dat is niet ernstig.
    • Ciddi değil.
    • Şaka yapıyor olmalısın.
  116. ernstig : ciddi, ağırbaşlı

    •Ernstig vertelde hij wat er gebeurd was.
    Ne olduğunu ciddi (bir şekilde) anlattı.
  117. ernstig : ciddi, ağırbaşlı

    •Ik heb dit niet ernstig genomen.
    Bunu ciddiye almadım.
  118. ernstig : ciddi, ağırbaşlı

    •Op een ernstige toon sprak de meester zijn leerlingen toe.
    Öğretmen öğrencilerine ciddi bir tonda hitap etti.
  119. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •De situatie in Palestina is ernstig.
    Filistin’de durum vahim.
  120. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •De situatie is ernstig.
    Durum vahim.
  121. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Dit stelt ernstig teleur.
    Bu ciddi şekilde hayal kırıklığına uğratır.
  122. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Ik maak daar ernstig bezwaar tegen.
    Ben ona sert bir şekilde itiraz ederim.
  123. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Ik was ernstig verbrand.
    Ciddi şekilde yanmıştım.
  124. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Je bent in ernstige problemen.
    • Başın büyük belada.
    • Ciddi sorunlar içindesin.
  125. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Wat er is gebeurd, is heel ernstig.
    Olan şey çok vahim.
  126. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Ze heeft een ernstige ziekte.
    Ciddi bir hastalığı var.
  127. ernstig : ciddi, ciddi şekilde, vahim, sert, sert bir şekilde

    •Zijn toestand is uitermate ernstig.
    • Durumu aşırı derecede ciddi.
    • Vaziyeti çok çok vahim.
  128. ernstig : ciddi, önemli, mühim, ehemmiyetli

    •Dat is een ernstig nadeel.
    Bu önemli bir dezavantaj.
  129. ernstig : ciddi, önemli, mühim, ehemmiyetli

    •Dit is een ernstig probleem.
    • Bu önemli bir sorun.
    • Bu ciddi bir sorun.
  130. ernstig : ciddi, önemli, mühim, ehemmiyetli

    •Geef toe: dit is niet ernstig.
    Kabul et: bu mühim değil.
  131. de explosie : patlama, infilak

    •Dit specifieke geval ontketende een explosie aan volkswoede.
    Bu özel olay halkın öfkesinin bir patlamasının başlamasına neden oldu.
  132. de explosie : patlama, infilak

    •In Libië zijn twee mensen omgekomen door een explosie bij een koptische kerk.
    Libya’da bir Kıpti kilisesinde meydana gelen bir patlamada iki kişi öldü.
  133. de explosie : patlama, infilak

    •Na de explosie ontstond brand.
    Patlamadan sonra yangın çıktı.
  134. bomexplosie : bomba patlaması

    •Bij een bomexplosie in een bus op de Filipijnen zijn zeven mensen gewond geraakt.
    Filipinler’de bir otobüste meydana gelen bir bomba patlamasında yedi kişi yaralandı.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview