Nederlands – Turks [F]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223930
Filename:
Nederlands – Turks [F]
Updated:
2013-06-23 12:04:41
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. de fabriek : fabrika, üretimlik, imalathane

    •Bij deze fabriek werken ze in ploegendienst.
    •Bu fabrikada vardiyalı çalışıyorlar.
  2. de fabriek : fabrika, üretimlik, imalathane

    •Hij werkt al tien jaar in die fabriek.
    •On yıldır o fabrikada çalışıyor.
  3. de fabriek : fabrika, üretimlik, imalathane

    •In deze fabriek wisselen drie ploegen elkaar af.
    •Bu fabrikada üç vardiya değişiyor.
  4. de fabriek : fabrika, üretimlik, imalathane

    •In die fabriek daar maken de Duitsers bommen.
    •Oradaki o fabrikada Almanlar bomba yapıyorlar.
  5. de fabriek : fabrika, üretimlik, imalathane

    •In deze fabriek produceren we olieën zoals olijf- en zonnebloemolie.
    •Bu fabrikada zeytin, ayçiçeği gibi sıvıyağ üretiyoruz.
  6. de fakkel : fener, meşale

    •Nou, laten we gaan voordat ze de fakkels aansteken.
    •Şimdi onlar meşaleleri yakmadan gidelim.
  7. falen : yanılmak, hataya düşmek, ihlal etmek

    •Als je faalt deze omstandigheden uit te voeren zal ik je vinden.
    •Bu şartlardan herhangi birini ihlal edersen seni bulurum.
  8. de familie : aile

    •Dit is uw familie.
    •Bu sizin aileniz.
  9. de familie : aile

    •Families hebben zelfs geen geld voor brood.
    •Ailelerin ekmek alacak paraları bile yok.
  10. de familie : aile

    •Ga naar je familie, meisje.
    •Ailenin yanına dön, kızım.
  11. de familie : aile

    •Ik heb geen familie.
    •Benim ailem yok.
  12. de familie : aile

    •Tot welke familie behoort hij?
    • •Kimlerden?
    • •Hangi aileye ait?
    • •Hangi aileye mensup?
  13. de familie : aile

    •Wij hebben geen familie in Nederland.
    • •Hollanda'da ailemiz yok.
    • •Hollanda'da akrabamız yok.
  14. de familie : aile

    •Wij zijn geen familie.
    •Biz bir aile değiliz.
  15. de fan : hayran, tutkun kimse

    •Ik ben een hele grote fan van Disneyland.
    Ben Disneyland’ın çok büyük bir hayranıyım.
  16. de fan : hayran, tutkun kimse

    •We zijn fans van u.
    Sizin hayranınızız.
  17. de fan : hayran, tutkun kimse

    •Zij is een fan van Ajax.
    O bir Ajax hayranı.
  18. de fanaticus : bağnaz, fanatik, tutucu

    •De fanaticus kent per definitie geen gesprekspartners, slechts vijanden.
    •Fanatik tanım olarak hiç konuşma arkadaşı tanımaz, sadece düşmanlar(ı tanır).
  19. de fantasie : hayal gücü

    •Gebruik je fantasie!
    •Hayâl gücünü kullan!
  20. fascinerend : büyüleyici

    •Absoluut fascinerend.
    Kesinlikle büyüleyici.
  21. favoriet : gözde, favori, çok sevilen, beğenilen

    •Jullie zijn onze favoriete müziekgroep.
    •Siz en sevdiğimiz müzik grubusunuz.
  22. flauwvallen : bayılmak, güçsüz düşmek

    •Ik viel flauw.
    • •Bayıldım.
    • •Bayılmıştım.
  23. flauwvallen : bayılmak, güçsüz düşmek

    •Nu is ze flauwgevallen.
    •Şimdi o bayıldı.
  24. flauwvallen : bayılmak, güçsüz düşmek

    •We liepen tot we flauwvielen van de warmte.
    •Sıcaklıktan bayılıncaya dek yürüdük.
  25. flauwvallen : bayılmak, güçsüz düşmek

    •Zij viel flauw toen ze het slechte nieuws hoorde.
    • •Kötü haberi duyduğu zaman bayıldı.
    • •Kötü haberi duyunca bayılmıştı.
  26. foutief : kusurlu, hatalı, özürlü; yanlış, ters

    •Er staat een foutieve opgave in die tabel.
    • •O tabloda yanlış bir bildiri var.
    • •O cetvelde hatalı bir alıştırma var.
  27. foutief : kusurlu, hatalı, özürlü; yanlış, ters

    •Hij gaf een foutief antwoord.
    •Yanlış bir cevap verdi.
  28. foutief : kusurlu, hatalı, özürlü; yanlış, ters

    •Met de gum kon hij die foutieve lijn uitwissen.
    •Silgiyle o hatalı çizgiyi silebildi.
  29. de fraude : yolsuzluk, suiistimal, dolandırıcılık, hile

    •Als fraude niet wordt aangetoond, moeten de rekeningen worden afgesloten.
    •Eğer yolsuzluk ispatlanmıyorsa, hesaplar kapatılmak zorunda.
  30. de fraude : yolsuzluk, suiistimal, dolandırıcılık, hile

    •Daarom is de fraude die heeft plaatsgevonden zo betreurenswaardig.
    •O yüzden yapılan yolsuzluk çok esef verici.
  31. de fraude : yolsuzluk, suiistimal, dolandırıcılık, hile

    •De belangrijkste drijfveer van veel georganiseerde misdaad is financiële fraude.
    •Çoğu organize suçun en önemli sebebi mali yolsuzluktur.
  32. de fraude : yolsuzluk, suiistimal, dolandırıcılık, hile

    •De boekhouder heeft fraude gepleegd.
    •Muhasebeci yolsuzluk yaptı.
  33. de fraude : yolsuzluk, suiistimal, dolandırıcılık, hile

    •Fraude is een vorm van bedrog.
    •Yolsuzluk hilekârlığın bir şeklidir.
  34. de fraude : yolsuzluk, suiistimal, dolandırıcılık, hile

    •Ik vrees dat die fraude nu wordt verdoezeld.
    • •Korkarım ki o yolsuzluk şimdi örtbas edilir.
    • •Korkarım ki o yolsuzluk şimdi örtbas ediliyor.
  35. fronsen : (alnı) buruşturmak, (kaşları) çatmak

    •Er werd door velen gefronst toen het nieuws verteld werd.
    • •Haber anlatıldığı zaman çoklarının kaşları çatıldı.
  36. fronsen : (alnı) buruşturmak, (kaşları) çatmak

    •Ze fronst niet.
    • •Kaşlarını çatmıyor.
    • •Alnını buruşturmuyor.
  37. de wenkbrouwen fronsen : kaşları çatmak

    •De raadsleden zullen hun wenkbrauwen fronsen als ze horen hoeveel dit voorstel gaat kosten.
    •Belediye meclisi üyeleri, bu önerinin kaça mal olacağını duyarlarsa kaşlarını çatacaklar.
  38. de wenkbrouwen fronsen : kaşları çatmak

    •Hij fronste bedenkelijk met zijn wenkbrauwen.
    • •Ciddi bir şekilde kaşlarını çattı.
    • •Kuşkuyla kaşlarını çattı.
  39. het fruit : meyve, meyva

    •Een appel met schil eten kan geen kwaad als het fruit goed gespoeld wordt.
    •Kabuklu bir elma yemek, eğer meyve iyi yıkanırsa zararlı değildir.
  40. het fruit : meyve, meyva

    •Het onrijpe fruit mag nog niet gegeten worden.
    • •Olgunlaşmamış meyve henüz yenilmemelidir.
    • •Ham meyve henüz yenilmemelidir.
  41. het fruit : meyve, meyva

    •Vaak helpen buitenlanders mee met de pluk van fruit.
    •Meyve toplamada yabancılar sık sık yardım ederler.
  42. het fruit : meyve, meyva

    •Voldoende fruit eten is gezond.
    •Yeterli meyve yemek sağlıklıdır.
  43. de frustratie : aksiliğe çatma (hissi); hayal kırıklığı; hayal kırıklığı hissi

    •Naarmate er meer doelpunten vielen, nam zijn frustratie toe.
    Daha fazla gol oldukça, onun hayal kırıklığı arttı.
  44. frustreren : hayal kırıklığına uğratmak, boşa çıkartmak

    •Je hebt hem erg gefrustreerd met die aanpak.
    O yaklaşım ile onu çok hayal kırıklığına uğrattın.
  45. de functie : görev, iş, vazife

    •Hij is voor een belangrijke functie aangesteld.
    •Önemli bir vazifeye atandı.
  46. de functie : görev, iş, vazife

    •Kun je me een en ander vertellen over de functie?
    •İş hakkında bana bazı şeyler anlatabilir misin?
  47. de functie : görev, iş, vazife

    •De functie van bedrijfsarts staat in Nederland bloot aan kritiek.
    •İş hekiminin fonksiyonu Hollanda’da eleştiriye maruz.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview