Nederlands – Turks [H]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223934
Filename:
Nederlands – Turks [H]
Updated:
2013-06-15 10:16:55
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. de hagel : dolu

    •Wat een slecht weer, de hagel tikt tegen het raam!
    Ne kötü bir hava, dolu pencereye vuruyor!
  2. hagelen : dolu yağmak, dolu düşmek

    •Het hagelde stenen.
    Dolu gibi taş yağıyordu.
  3. hagelen : dolu yağmak, dolu düşmek

    •Het hagelde hard, daardoor raakte de auto beschadigd en barstte de ruit.
    Çok şiddetli dolu yağıyordu, bu yüzden araba hasara uğradı ve ön cam patladı.
  4. hagelen : dolu yağmak, dolu düşmek

    •Tijdens het hagelen raakte de auto beschadigd en barstte de ruit.
    Dolu yağdığı esnada araba hasara uğradı ve ön cam patladı.
  5. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Al dat werk is helemaal voor niets geweest.
    Bunca emek boşa gitti.
  6. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Al die moeite is helemaal voor niets geweest.
    Bunca emek boşa gitti.
  7. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Begin helemaal opnieuw.
    Tamamen yeniden başla.
  8. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ben je nu helemaal?
    • İyisin ya?
    • Deli misin?
    • Üşüttün galiba!
  9. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Dat is helemaal fout.
    O tamamen yanlış.
  10. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Dat is niet helemaal waar.
    Tamamen doğru değil.
  11. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •De televisie is vorige week helemaal kapot gegaan.
    Televizyon geçen hafta tamamen arızalandı.
  12. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •De vaas, die een aandenken was, ligt helemaal in stukken.
    Yadigâr vazo paramparça oldu.
  13. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Die techniek leert hij helemaal niemand.
    O, bu tekniği kimseye öğretmez.
  14. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Dit boek is helemaal beschadigd.
    • Bu kitap tamamen hasarlı.
    • Bu kitap tamamen hasar görmüş.
  15. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Helemaal verkeerd, hè?
    Tamamen yanlış, öyle değil mi?
  16. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Het weer was helemaal in de war.
    • Hava fena karışmıştı.
    • Hava tamamen karıştı.
  17. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Hij heeft helemaal geen geld.
    Hiç parası yok.
  18. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Hij heeft helemaal geen spijt van wat hij allemaal gedaan heeft.
    O, yaptıklarından hiç pişman değil.
  19. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Hij is helemaal gratis.
    Tamamen bedava.
  20. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Hij kleedde zich helemaal uit.
    Tamamen soyundu.
  21. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik heb helemaal geen slaap.
    Hiç uykum yok.
  22. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik heb helemaal niks gezien.
    Ben hiçbir şey görmedim.
  23. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik heb helemaal niks te maken met wat daar gebeurt.
    Benim orada olanlarla hiçbir alâkam yok.
  24. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik heb hem helemaal nergens kunnen vinden.
    Onu hiçbir yerde bulamadım.
  25. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik heb uw woorden niet helemaal begrepen.
    Sözlerinizi tam anlamış değilim.
  26. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik houd van helemaal niemand.
    Hiç kimseyi sevmiyorum.
  27. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik snap het nu helemaal.
    Şimdi tamamen anlıyorum.
  28. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik verdien helemaal niks.
    Hiçbir şey kazanmıyorum.
  29. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik zie helemaal geen vliegtuig.
    Hiç uçak görmüyorum.
  30. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ik zie helemaal niemand.
    Kimseyi görmüyorum.
  31. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Je hebt me helemaal natgespoten.
    • Beni tamamen ıslattın.
    • Beni ıpıslak ettin.
  32. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Lieve hemel, jij hebt toch ook helemaal geen smaak!
    Sende hiç zevk yok mu, Allah aşkına!
  33. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Maar wat kan je binnen een termijn van een maand nou helemaal doen?
    • Bir aylık bir sürede ne yapılabilir ki?
    • Ama bir aylık bir sürede ne yapabilirsin ki?
  34. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Shit, ik vind dit helemaal niks, man.
    Kahretsin, bu hiç hoşuma gitmedi, adamım.
  35. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Sorry, ik verknalde het helemaal.
    • Kusura bakma, kendimi kaybettim.
    • Üzgünüm, tamamen tadını kaçırdım.
  36. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •U heeft helemaal gelijk.
    • Kesinlikle haklısınız.
    • Tamamen haklısınız.
  37. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Weet je dat helemaal zeker?
    • Bundan tamamen emin misin?
    • Yüzde 100 emin misin?
  38. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Ze voelen helemaal niks.
    Hiçbir şey hissetmiyorlar.
  39. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Zoveel moeite is helemaal voor niets geweest.
    Bunca emek boşa gitti.
  40. helemaal : tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi

    •Zoveel werk is helemaal voor niets geweest.
    Bunca emek boşa gitti.
  41. helemaal alleen : yapayalnız, tek başına, tek başıma

    •Ik zou daar sterven, helemaal alleen.
    Orada ölecektim, tek başıma.
  42. helemaal alleen : yapayalnız, tek başına, tek başıma

    •Ze is helemaal alleen op vakantie.
    O tatile yapayalnız çıktı.
  43. helemaal leeg : tamamen boş, bomboş

    •Deze doos is helemaal leeg.
    • Bu kutu tamamen boş.
    • Bu kutu bomboş.
  44. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Dat is helemaal niet mooi.
    Bu hiç te güzel değil.
  45. helemaal niet : hiç … (değil)

    •De stad die wij vorig jaar hebben bezocht, is ons helemaal niet bevallen.
    Geçen yıl gittiğimiz şehir hiç hoşumuza gitmedi.
  46. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Die film die wij gezien hebben was helemaal niet mooi.
    Gördüğümüz film hiç güzel değildi.
  47. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Helemaal niet slecht.
    Hiç fena değil.
  48. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Het bevalt mij helemaal niet dat hij in aanwezigheid van zijn vader zoveel vloekt.
    Babasının yanında bu kadar küfür etmesi hiç hoşuma gitmiyor.
  49. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Hij had een vlotte babbel, maar ik mocht hem helemaal niet.
    Güzel konuşurdu, ama onu hiç sevmezdim.
  50. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Hij keek helemaal niet om.
    Arkasına hiç bakmadı.
  51. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Ik was helemaal niet oud.
    Ben hiç de yaşlı değildim.
  52. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Je doet het graag of helemaal niet.
    Ya severek yaparsın, ya da hiç yapmazsın.
  53. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Nee, helemaal niet.
    Hayır, hiç de değil.
  54. helemaal niet : hiç … (değil)

    •Niet gek. Helemaal niet gek.
    Fena değil. Hiç fena değil.
  55. helemaal niets : hiçbir şey

    •Ik denk helemaal niets.
    Hiçbir şey düşünmüyorum.
  56. helemaal niets : hiçbir şey

    •Ik geef helemaal niets aan hem.
    Ona hiçbir şey vermiyorum.
  57. helemaal niets : hiçbir şey

    •Ik weet helemaal niets van dat onderwerp.
    • O konu hakkında hiç bilgim yok.
    • O konuda hiçbir şey bilmiyorum.
  58. helemaal niets : hiçbir şey

    •Je hebt helemaal niets.
    • Hiçbir şeyin yok.
    • Elinde kanıt yok.
  59. helemaal niets : hiçbir şey

    •Je krijgt helemaal niets van me!
    Benden bir şey alamazsın!
  60. helpen : yardım etmek

    •Alleen jij kan mij helpen.
    Bana yalnız sen yardım edebilirsin.
  61. helpen : yardım etmek

    •Als hij was gekomen, had hij mij geholpen.
    Gelseydi, bana yardım ederdi.
  62. helpen : yardım etmek

    •Als je daar toch staat, kan je me net zo goed even helpen.
    Eğer orada duracaksan, bana biraz yardım da edebilirsin.
  63. helpen : yardım etmek

    •Als je mij mijn geld teruggeeft, dan help ik je wel.
    • Paramı getir, sana yardım ederim.
    • Bana paramı geri verirsen, sana yardım ederim.
  64. helpen : yardım etmek

    •Als je mij zou kennen, dan zou je mij helpen.
    Beni tanısan, bana yardım edermişsin.
  65. helpen : yardım etmek

    •Als jullie willen helpen, mij best.
    Yardım ederseniz edin.
  66. helpen : yardım etmek

    •Apotheker, kan je me helpen?
    Eczacı, bana yardım edebilir misin?
  67. helpen : yardım etmek

    •Daar kan ik je misschien bij helpen.
    • Bu konuda belki sana yardım edebilirim.
  68. helpen : yardım etmek

    •Dit helpt niet.
    • İşe yaramıyor.
    • Bu işe yaramaz.
  69. helpen : yardım etmek

    •Dit is de persoon die u gaat helpen.
    Size yardım edecek kişi bu.
  70. helpen : yardım etmek

    •Dit werk komt niet af zolang u niet mee helpt.
    Siz yardım etmeyince, bu iş bitmez.
  71. helpen : yardım etmek

    •Dus je helpt me niet?
    Yâni bana yardım etmiyorsun?
  72. helpen : yardım etmek

    •Eén van deze zou moeten helpen.
    Bunlardan biri işe yarıyor olmalı.
  73. helpen : yardım etmek

    •Ga naar Selma, zij helpt je.
    Selma'ya git, o sana yardım eder.
  74. helpen : yardım etmek

    •Had ik hem maar geholpen.
    Keşke ona yardım etseydim.
  75. helpen : yardım etmek

    •Hallo, kan ik u helpen?
    Merhaba, size yardımcı olabilir miyim?
  76. helpen : yardım etmek

    •Heb jij iemand die je helpt?
    Yardım edenin var mı?
  77. helpen : yardım etmek

    •Help!
    İmdat!
  78. helpen : yardım etmek

    •Help haar ’n handje.
    Ona yardımcı ol.
  79. helpen : yardım etmek

    •Help hem zodat hij op het rechte pad komt.
    Ona yardım et de doğru yola gelsin.
  80. helpen : yardım etmek

    •Help! Ik ben beroofd!
    İmdat! Soyuldum!
  81. helpen : yardım etmek

    •Help me even.
    Bana yardım et.
  82. helpen : yardım etmek

    •Help me hem vast te houden.
    Onu tutmama yardım et.
  83. helpen : yardım etmek

    •Help ons.
    • Yardım et bize.
    • Bize yardım edin.
  84. helpen : yardım etmek

    •Hij helpt mij.
    Bana yardım ediyor.
  85. helpen : yardım etmek

    •Hij hielp me met m’n paspoortprobleem.
    Pasaport sorunumda bana etti.
  86. helpen : yardım etmek

    •Hij schijnt iedereen te helpen.
    Herkese yardım ediyormuş.
  87. helpen : yardım etmek

    •Hij zou ons wel geholpen hebben, maar hij heeft gasten uit Turkije over.
    Bize yardım edermiş, ama Türkiye'den misafiri gelmiş.
  88. helpen : yardım etmek

    •Hoe helpt dat ons?
    Bunun bize ne yardımı olacak?
  89. helpen : yardım etmek

    •Hoe helpt het mij?
    Bana nasıl yardımı olacak?
  90. helpen : yardım etmek

    •Iedereen moet de armen helpen, zoveel hij kan.
    Herkes, elinden geldiğince fakirlere yardım etmelidir.
  91. helpen : yardım etmek

    •Ik beloof je te helpen.
    Sana yardım edeceğime söz veriyorum.
  92. helpen : yardım etmek

    •Ik beloof terug te komen om je te helpen.
    Geri gelip sana yardım edeceğime söz veriyorum.
  93. helpen : yardım etmek

    •Ik ben hier om u te helpen.
    Size yardım etmek için buradayım.
  94. helpen : yardım etmek

    •Ik dacht dat je zou helpen.
    Yardım edeceğini sanıyordum.
  95. helpen : yardım etmek

    •Ik doe wat ik kan om u te helpen.
    Size yardım etmek için elimden geleni yaparım.
  96. helpen : yardım etmek

    •Ik ga nog liever dood dan dat ik jou help.
    Sana yardım etmektense ölmeyi tercih ederim.
  97. helpen : yardım etmek

    •Ik heb er fout aan gedaan om jou te helpen.
    Sana yardım etmekle hata etmişim.
  98. helpen : yardım etmek

    •Ik heb je gezegd dat ik je zou helpen als ik kon.
    Eğer yapabilirsem sana yardım edeceğimi söyledim.
  99. helpen : yardım etmek

    •Ik heb ze alleen maar geholpen.
    Onlara sadece yardım ettim.
  100. helpen : yardım etmek

    •Ik help je met alles wat je nog moet doen.
    Yapman gereken her şeyde sana yardım ederim.
  101. helpen : yardım etmek

    •Ik help je wel.
    Sana elbette yardım ederim.
  102. helpen : yardım etmek

    •Ik kan je niet helpen.
    Sana yardım edemem.
  103. helpen : yardım etmek

    •Ik kom u helpen.
    Size yardıma geldim.
  104. helpen : yardım etmek

    •Ik kwam om je te helpen.
    Sana yardım etmeye geldim.
  105. helpen : yardım etmek

    •Ik liet mijn tas vallen, en ze hielp me met het oprapen.
    Çantamı düşürdüm, ve o benim onu yerden almama yardım etti.
  106. helpen : yardım etmek

    •Ik wil u graag helpen.
    Size seve seve yardımcı olmak isterim.
  107. helpen : yardım etmek

    •Ik wilde mensen helpen.
    İnsanlara yardım etmek istedim.
  108. helpen : yardım etmek

    •Ik zal je helpen.
    • Sana yardım edeceğim.
    • Sana yardım edeyim.
  109. helpen : yardım etmek

    •Ik zal noch jou noch hem helpen.
    Sana yardım etmeyeceğim gibi ona da yardım etmeyeceğim.
  110. helpen : yardım etmek

    •Ik zeg: praten helpt niet!
    Ben diyorum ki: konuşmak fayda etmez!
  111. helpen : yardım etmek

    •Ik zei toch dat ik zou komen helpen?
    Yardım etmeye geleceğimi söylemiştim, değil mi?
  112. helpen : yardım etmek

    •Is dat een manier om iemand die je helpt te behandelen.
    Sana yardım etmeye çalışan birine böyle mi cevap verirsin?
  113. helpen : yardım etmek

    •Je bent me komen helpen!
    Bana yardım için geldin!
  114. helpen : yardım etmek

    •Je hebt me geen geld gegeven en ook niet geholpen.
    Bana para verip yardım etmedin.
  115. helpen : yardım etmek

    •Je moet me helpen.
    • Bana yardım etmek zorundasın.
    • Bana yardım etmelisin.
  116. helpen : yardım etmek

    •Jullie moeten elkaar helpen.
    Birbirinize yardım etmelisiniz.
  117. helpen : yardım etmek

    •Kan ik je ergens mee helpen?
    Sana yardımcı olabilir miyim?
  118. helpen : yardım etmek

    •Kan ik je helpen Brenda?
    Yardımcı olabilir miyim Brenda?
  119. helpen : yardım etmek

    •Kan ik je helpen?
    Sana yardım edebilir miyim?
  120. helpen : yardım etmek

    •Kan ik je helpen?
    Yardımcı olabilir miyim?
  121. helpen : yardım etmek

    •Kan ik u ergens mee helpen?
    • Size yardımcı olabilir miyim?
    • Size nasıl yardımcı olabilirim?
  122. helpen : yardım etmek

    •Kan ik u helpen?
    Size yardım edebilir miyim?
  123. helpen : yardım etmek

    •Kan ik u misschien helpen?
    • Acaba size yardım edebilir miyim?
    • Acaba size yardımcı olabilir miyim?
  124. helpen : yardım etmek

    •Kunt u me ergens mee helpen?
    Bana yardım eder misiniz?
  125. helpen : yardım etmek

    •Kunt u me helpen?
    Bana yardım edebilir misiniz?
  126. helpen : yardım etmek

    •Kunt u me hiermee helpen?
    Bunda bana yardım eder misiniz?
  127. helpen : yardım etmek

    •Kunt u mij helpen?
    Bana yardım edebilir misiniz?
  128. helpen : yardım etmek

    •Laat ik u helpen.
    Size yardım edeyim.
  129. helpen : yardım etmek

    •Laat me helpen.
    • Yardım edeyim.
    • Bırak (sana) yardım edeyim.
  130. helpen : yardım etmek

    •Laat me je helpen op te staan.
    Kalkmana yardım edeyim.
  131. helpen : yardım etmek

    •Laat me je helpen.
    • Sana yardım edeyim.
    • Bırak sana yardım edeyim.
  132. helpen : yardım etmek

    •Laat me u alstublieft helpen uw weddenschap te winnen.
    Lütfen bahsi kazanmanıza yardım edeyim.
  133. helpen : yardım etmek

    •Laat mij je helpen.
    • Sana yardım edeyim.
    • Bırak sana yardım edeyim.
  134. helpen : yardım etmek

    •Laten we iedereen uitnodigen die ons heeft geholpen.
    Bize yardım eden herkesi davet edelim.
  135. helpen : yardım etmek

    •Lijkt erop dat het fruit helpt.
    Meyve işe yaramışa benziyor.
  136. helpen : yardım etmek

    •Ma, kun je me even helpen?
    Anne, bana yardım eder misin?
  137. helpen : yardım etmek

    •Men zegt dat wij hem moeten helpen.
    Ona yardım etmeliymişiz.
  138. helpen : yardım etmek

    •Misschien kunnen we elkaar helpen.
    Belki birbirimize yardım edebiliriz.
  139. helpen : yardım etmek

    •Niemand helpt haar.
    Kimse ona yardım etmiyor.
  140. helpen : yardım etmek

    •Niemand komt je helpen.
    Kimse sana yardıma gelmez.
  141. helpen : yardım etmek

    •Of dat zal helpen!
    Sanki bu işe yaracak!
  142. helpen : yardım etmek

    •Ook al heeft hij jou niet geholpen, mij zal hij (zeker wel) helpen.
    Sana yardım etmediyse de, bana yardım edecek.
  143. helpen : yardım etmek

    •Pardon, kunt u mij helpen?
    Pardon, bana yardım edebilir misiniz?
  144. helpen : yardım etmek

    •Schreeuwen helpt je niets.
    Bağırmanın sana hiçbir yararı yok.
  145. helpen : yardım etmek

    •Waarom hielp je hem niet?
    Neden ona yardım etmedin?
  146. helpen : yardım etmek

    •Waarom hielp je me niet?
    Neden bana yardım etmedin?
  147. helpen : yardım etmek

    •Wat goed dat hij je dat formulier heeft helpen invullen.
    Onun sana o formu doldurmana yardım etmesi ne kadar iyi.
  148. helpen : yardım etmek

    •We hadden hem moeten helpen.
    Ona yardım etmeliymişiz.
  149. helpen : yardım etmek

    •We zijn hier om je te helpen.
    Sana yardım etmek için buradayız.
  150. helpen : yardım etmek

    •Weet je waarom ik je help?
    Sana neden yardım ettiğimi biliyor musun?
  151. helpen : yardım etmek

    •Wie er ook komt, ik help niet.
    Kim gelirse gelsin, yardım etmem.
  152. helpen : yardım etmek

    •Wij kunnen u helpen.
    Size yardım edebiliriz.
  153. helpen : yardım etmek

    •Wij willen hem helpen.
    Ona yardım etmek istiyoruz.
  154. helpen : yardım etmek

    •Wij zijn hier om te helpen.
    Yardım etmek için buradayız.
  155. helpen : yardım etmek

    •Wil hij mij helpen?
    Bana yardım eder mi?
  156. helpen : yardım etmek

    •Wil je mij helpen?
    Bana yardım eder misin?
  157. helpen : yardım etmek

    •Zal ik u even helpen?
    Size biraz yardım edeyim mi?
  158. helpen : yardım etmek

    •Ze hielp me.
    Bana yardım etti.
  159. helpen : yardım etmek

    •Ze wil ons helpen.
    Bize yardım etmek istiyor.
  160. helpen : yardım etmek

    •Ze wilde me helpen.
    Bana yardım etmek istedi.
  161. helpen : yardım etmek

    •Zou je een handje kunnen helpen met dat bankstel?
    Şu koltuğun ucundan tutar mısın?
  162. van hen : onların

    •Een aantal van hen is zwaargewond.
    Onların bir kaçı ağır yaralı.
  163. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Als ik me goed herinner, …
    Eğer iyi hatırlıyorsam, …
  164. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Als u ’t zich herinnert, we verkozen Italiaans.
    Hatırlıyorsanız, biz İtalyanları seçtik.
  165. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Dat kan ik me niet herinneren.
    Hatırlayamıyorum.
  166. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Dat kunnen wij ons ook nog herinneren!
    Onu biz de daha hatırlayabiliyoruz!
  167. (zich) herinneren : hatırlamak

    •De wereld zal je naam blijven herinneren.
    Dünya adını hatırlayacak.
  168. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Excuses, ik herinnerde me u niet.
    Sizi hatırlayamadım, kusura bakmayın.
  169. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Herinner je deze plek?
    Bu yeri hatırlıyor musun?
  170. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Herinner je je Afghanistan nog?
    Afganistan’ı daha hatırlıyor musun?
  171. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Herinner je je het plan?
    Planı hatırlıyor musun?
  172. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Herinner je je mijn zoon?
    Oğlumu hatırlıyor musun?
  173. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Herinnert u zich de tsunami nog?
    • Tsunamiyi daha hatırlıyor musun?
    • Tsunamiyi hâlâ hatırlıyor musun?
  174. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Het helpt me te herinneren.
    Hatırlamama yardım ediyor.
  175. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Hij herinnert zich iets.
    Bir şey hatırlıyor.
  176. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner het me echt niet meer.
    Cidden hatırlamıyorum.
  177. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner het me niet.
    Onu hatırlamıyorum.
  178. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me dat uitstapje niet.
    O seyahati hatırlamıyorum.
  179. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me de waarheid niet.
    Gerçeği hatırlamıyorum.
  180. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me die auto.
    O arabayı hatırlıyorum.
  181. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me hem.
    Onu hatırlıyorum.
  182. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me hun aantal niet.
    Sayılarını hatırlamıyorum.
  183. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me je wel.
    • Seni hatırlıyorum.
    • Elbette seni hatırlıyorum.
  184. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me niet jouw mening gevraagd te hebben.
    Senin fikrini sorduğumu hatırlamıyorum.
  185. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinner me niet veel van de periode op de kleuterschool.
    Anaokulu zamanımı çok iyi hatırlayamıyorum.
  186. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik herinnerde me je liedje.
    Şarkınızı hatırladım.
  187. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik kan het me niet herinneren.
    Hatırlayamıyorum.
  188. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik kan me niet herinneren hoe het eruit ziet.
    Şeklini şemalini hatırlamıyorum.
  189. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ik wil het me weer herinneren.
    Tekrar hatırlamak istiyorum.
  190. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Ja, ik herinner me haar.
    Evet, onu hatırlıyorum.
  191. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Je herinnert het je niet meer, hé?
    Artık onu hatırlamıyorsun, değil mi?
  192. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Je stem zal men zich nooit herinneren.
    İnsanlar sesinizi hiç hatırlamyacak.
  193. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Jij herinnert je nooit het begin van een droom, nietwaar?
    Rüyanın başlangıcını hiç hatırlamazsın, değil mi?
  194. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Kun je je nog herinneren wanneer we naar de dierentuin zijn geweest?
    Hayvanat bahçesine gittiğimiz günü hatırlıyor musun?
  195. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Kunt u zich nog iets van ze herinneren?
    Onlar hakkında bir şey daha hatırlayabiliyor musunuz?
  196. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Meer kan ik me niet herinneren.
    Daha fazla hatırlayamıyorum.
  197. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Probeer zich te herinneren wat dat is.
    Onun ne olduğunu hatırlamaya çalışın.
  198. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Probeert u het zich te herinneren.
    Hatırlamaya çalışın.
  199. (zich) herinneren : hatırlamak

    •U moet u concentreren en proberen zich te herinneren wat dat is.
    Konsantre olmanızı ve onun ne olduğunu hatırlamaya çalışmanızı istiyorum.
  200. (zich) herinneren : hatırlamak

    •U herinnert zich me toch?
    Beni hatırlıyorsunuz, değil mi?
  201. (zich) herinneren : hatırlamak

    •U herinnert zich vast wel wat voor deugniet hij vroeger was.
    Hatırlayacaksınız, eskiden çok yaramazdı.
  202. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Voor zover ik me herinner, …
    Hatırladığım kadarıyla, …
  203. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Waarom is herinneren zo moeilijk?
    Hatırlaması neden bu kadar zor?
  204. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Waarom kan ik me niets herinneren?
    Neden hiçbir şey hatırlayamıyorum?
  205. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Wat herinnert u zich van vóór deze droom?
    Bu rüyadan önce ne hatırlıyorsunuz?
  206. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Wat is het verschil tussen ‘zich herinneren’ en ‘denken aan’?
    Hatırlamak ile anımsamak arasında ne fark var?
  207. (zich) herinneren : hatırlamak

    •Zoals u zich wel herinnert, …
    Hatırladığınız gibi, …
  208. heroveren : (şehri) tekrar zaptetmek, geri almak

    •Volgens het regeringsleger is de wijk heroverd, maar de opstandelingen spreken dat tegen.
    Hükümet ordusuna göre semt geri alındı, ama direnişçiler aksini iddia ediyorlar.
  209. hinderen : engellemek, mâni olmak, engel olmak, rahatsız etmek, sorun yaratmak; önlemek

    •Dit pak hindert me in mijn bewegingen.
    Bu elbise hareket etmemi engelliyor.
  210. hinderen : engellemek, mâni olmak, engel olmak, rahatsız etmek, sorun yaratmak; önlemek

    •Drie Fransen hinderden politiemensen in hun werk.
    • Üç Fransız polislerin işlerine engel oldu.
    • Üç Fransız polisleri işlerinde rahatsız etti.
  211. hinderen : engellemek, mâni olmak, engel olmak, rahatsız etmek, sorun yaratmak; önlemek

    •Het geluid van de radio hindert me niet bij mijn werk.
    • Radyonun sesi işime engel olmuyor.
    • Radyonun sesi işimde beni rahatsız etmiyor.
  212. hinderen : engellemek, mâni olmak, engel olmak, rahatsız etmek, sorun yaratmak; önlemek

    •Het hindert niet.
    • Sorun değil.
    • Önemli değil.
    • Rahatsız etmiyor.
  213. horen : duymak

    •Ik heb gehoord dat Brazilië leuk is.
    Duyduğuma göre Brezilya güzelmiş.
  214. houden van : sevmek, -den hoşlanmak

    •Ik hou van naar restaurants gaan.
    Lokantalara gitmekten hoşlanırım.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview