Nederlands – Turks [I]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223935
Filename:
Nederlands – Turks [I]
Updated:
2013-06-15 15:09:20
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. idee : fikir

    •Ik heb geen idee wat jij zoekt.
    Ne aradığın hakkında hiçbir fikrim yok.
  2. de inbreker : (zorla bir yere giren) hırsız

    •De inbrekers zijn opgepakt en worden berecht.
    Hırsızlar yakalanıp hapse atıldı ve yargılanıyor.
  3. de inbreker : (zorla bir yere giren) hırsız

    •De politie pakte de inbreker.
    Polis hırsızı yakaladı.
  4. het incident : kaza, (görünmeyen) olay, hadise, vaka

    •Hoewel grote incidenten lijken uitgebleven, zijn hulpverleners ook deze jaarwisseling doelwit geworden van geweld.
    Büyük hadiseler olmamış gibi gözükse de, yardım elemanları bu yılbaşında da şiddetin hedefi oldular.
  5. het incident : kaza, (görünmeyen) olay, hadise, vaka

    •Na de voetbal wedstrijd deden zich gelukkig geen incidenten voor.
    Futbol maçından sonra iyi ki hiç olay çıkmadı.
  6. inderdaad : gerçekten, hakikaten, sahiden

    •Dat lijkt me inderdaad een goede jongen.
    •Bana gerçekten iyi bir çocukmuş gibi geliyor.
  7. inderdaad : gerçekten, hakikaten, sahiden

    •Hij had inderdaad een openhartoperatie ondergaan.
    •Gerçekten açık kalp ameliyatı olmuştu.
  8. inderdaad : gerçekten, hakikaten, sahiden

    •Inderdaad!
    •Aynen öyle!
  9. inderdaad : gerçekten, hakikaten, sahiden

    •Je hebt inderdaad te veel fantasie.
    •Evet gerçekten büyük bir hayal gücün var.
  10. inderdaad : gerçekten, hakikaten, sahiden

    •We moeten nu inderdaad weg, maar we zijn rond middernacht terug.
    •Şimdi gerçekten gitmeliyiz, ama gece yarısı geri gelmiş oluruz.
  11. indien :eğer

    •Indien mogelijk.
    Mümkünse.
  12. indrukwekkend : etkili, tesirli, etkileyici, heybetli, muhteşem

    •Dat is erg indrukwekkend!
    Bu çok etkileyici!
  13. indrukwekkend : etkili, tesirli, etkileyici, heybetli, muhteşem

    •Erg indrukwekkend!
    Çok etkileyici!
  14. indrukwekkend : etkili, tesirli, etkileyici, heybetli, muhteşem

    •Indrukwekkend. Heel erg mooi.
    Etkileyici. Çok çok güzel.
  15. indrukwekkend : etkili, tesirli, etkileyici, heybetli, muhteşem

    •Je staat van dienst is indrukwekkend.
    Özgeçmişin çok etkileyici.
  16. indrukwekkend : etkili, tesirli, etkileyici, heybetli, muhteşem

    •Zeer indrukwekkend!
    Çok etkileyici!
  17. het inkomen : gelir, kazanç, varidat, irat

    •Aangezien zij geen inkomen heeft, is zij afhankelijk van anderen.
    Geliri olmadığından, başkalarına muhtaç.
  18. het inkomen : gelir, kazanç, varidat, irat

    •Het is de plicht van iedereen die een inkomen heeft, om belasting te betalen.
    •Vergi vermek geliri olan herkesin borcudur.
  19. inkrimpen : çekmek, büzülmek, kasılmak, küçülmek, azalmak

    •Deze invoeren moeten plaatsvinden, omdat in de crisistijd de binnenlandse veestapel wegens gebrek aan veevoeder is ingekrompen.
    Bu ithalatlar olmalı, çünkü kriz zamanında hayvan yeminin azlığında dolayı ülke içinde büyükbaş hayvanlar azaldı.
  20. inkrimpen : çekmek, büzülmek, kasılmak, küçülmek, azalmak

    •We weten allemaal dat de vloot van de EU moet inkrimpen.
    Hepimiz biliyoruz ki AB’nin donanması küçülmelidir.
  21. inkrimpen : (şirket) küçülmek

    •De financiële sector is één van de belangrijkste oorzaken van de wereldwijde crisis en moet drastisch ingekrompen worden.
    Mali sektör dünya çapındaki krizin en önemli nedenlerinden biridir ve etkin küçülmek zorundadır.
  22. inkrimpen : (şirket) küçülmek

    •Door de dalende verkoop moet het bedrijf inkrimpen.
    Düşen satış yüzünden şirket küçülmek zorunda.
  23. instappen : (taşıta) binmek

    •Als ik jou was, zou ik toch maar instappen.
    Yerinde olsam, yine de binerdim.
  24. instappen : (taşıta) binmek

    •Hij stapte in de auto.
    Arabaya bindi.
  25. instappen : (taşıta) binmek

    •Hij stopte de trein zodat die jongen kon instappen.
    Şu genç binebilsin diye treni durdurdu.
  26. instappen : (taşıta) binmek

    •Ik zag Okan toen hij in de bus stapte.
    Okan'ı, otobüse binerken gördüm.
  27. instappen : (taşıta) binmek

    •Stap maar in.
    Binin.
  28. instappen : (taşıta) binmek

    •Toen ik in de bus stapte, zag ik Okan.
    • Otobüse binerken, Okan'ı gördüm.
    • Otobüse bindiğimde, Okan'ı gördüm.
  29. instappen : (taşıta) binmek

    •Turan stapte achter hem in.
    Turan, onun ardından bindi.
  30. instappen : içeri girmek, katılmak, girmek

    •Zij is halverwege ingestapt in de cursus.
    O, kursa yarı yolda katıldı.
  31. instemmen met : ile mutabık olmak, uyuşmak, aynı görüşte olup onamak, onaylamak

    •Het Amerikaanse Huis van Afgevaardigden heeft vannacht ingestemd met het begrotingsakkoord.
    Amerikan Temsilciler Meclisi dün gece bütçe anlaşmasını onayladı.
  32. intussen : o arada, bu arada, (bu) esnada, o ara

    •Het eten was intussen koud geworden.
    •Yemek bu arada soğumuştu.
  33. intussen : o arada, bu arada, (bu) esnada, o ara

    •Intussen kunt u een kopje thee en zo drinken.
    •Bu arada çay falan içersiniz.
  34. intussen : o arada, bu arada, (bu) esnada, o ara

    •Intussen zou ik het prijs stellen als jullie het op mijn manier doen.
    •Bu arada, bu işi benim tarzımla yaparsanız minnettar kalacağım.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview