Nederlands – Turks [L]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223937
Filename:
Nederlands – Turks [L]
Updated:
2013-06-15 10:28:05
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. lamlendig : uyuşuk, üşengeç, tembel

    •Ik slaap al een tijdje slecht en nu voel ik me lamlendig.
    Bir süredir iyi uyuyamıyorum ve şimdi kendimi uyuşuk hissediyorum.
  2. lamlendig : çekilmez, kötü

    •Het werd een lamlendige zondagnamiddag.
    Çekilmez bir Pazar öğleden sonrası oldu.
  3. het lamsvlees : kuzu eti

    •Moslims eten geen varkensvlees, maar wel lamsvlees.
    Müslümanlar domuz eti yemezler, ama kuzu eti yerler.
  4. laten vallen : düşürmek

    •Die heb ik laten vallen.
    Onu düşürdüm.
  5. laten vallen : düşürmek

    •Hé, je hebt de vaas laten vallen!
    Hey, vazoyu düşürdün!
  6. laten vallen : düşürmek

    •Het was niet de eerste keer dat de ober een steakje liet vallen.
    Garsonun bifteği düşürmesi ilk kez değildi.
  7. laten vallen : düşürmek

    •Ik liet het glas vallen.
    Bardağı düşürdüm.
  8. laten vallen : düşürmek

    •Ze hebben iets in het ziekenhuis laten vallen.
    Onlar hastanede bir şey düşürdüler.
  9. later : daha sonra

    •Kunnen we hier later over praten?
    Bunu daha sonra konuşabilir miyiz?
  10. lever : karaciğer

    •De lever heeft anderhalf uur werk om een glas alcoholische drank af te breken.
    Karaciğer bir kadeh içkiyi yok etmek için bir buçuk saat çalışmakta.
  11. lever : karaciğer

    •Kinderen zijn bijzonder kwetsbaar omdat hun lever nog niet volgroeid is.
    Çocuklar fevkalade hassastır, çünkü karaciğerleri daha tam büyümemiştir.
  12. lokaal : yerel, bir yere ait, mahalli, yöresel

    •Het vieren van Sint-Maarten is een lokaal verschijnsel.
    Sint-Maarten kutlamak yöresel bir olaydır.
  13. lokaal : yerel, bir yere ait, mahalli, yöresel

    •Je stijgt op en landt op een lokaal vliegveld.
    Yerel bir havaalanından havalanıyorsun ve yere iniyorsun.
  14. lokaal : yerel, bir yere ait, mahalli, yöresel

    •Vroeger werden levensmiddelen lokaal geproduceerd en geconsumeerd.
    Eskiden temel gıda maddeleri mahalli olarak üretilir ve tüketilirdi.
  15. het lokaal : salon, sınıf

    •Een lokaal met 50 studenten kan afschrikwekkend zijn.
    50 öğrencili bir sınıf korkutucu olabilir.
  16. het lokaal : salon, sınıf

    •In welk lokaal hebben we na de pauze les?
    Teneffüsten sonra hangi sınıfta dersimiz var?
  17. de longontsteking : akciğer iltihabı

    •Hij overleed aan een longontsteking.
    Akciğer iltihabından öldü.
  18. lopen : yürümek

    •Achter ons liepen twee mensen.
    Arkamızdan iki kişi yürüyordu.
  19. lopen : yürümek

    •De protesterende jongeren liepen in de richting van het consulaat.
    Protesto eden gençler konsolosluğa doğru yürüdüler.
  20. lopen : yürümek

    •Het is te ver om te lopen.
    Yürümek için çok uzak.
  21. lopen : yürümek

    •Het water is goed genoeg bevroren om op te lopen.
    Su, üzerinde yürünecek kadar donmuş.
  22. lopen : yürümek

    •Hij kan niet lopen, zo te zien heeft hij te veel gedronken.
    Yürüyemiyor, anlaşılan çok içmiş.
  23. lopen : yürümek

    •Hij kan niet meer lopen.
    • Artık yürüyemiyor.
    • Yürümez oldu.
  24. lopen : yürümek

    •Ken je de mensen die daar lopen?
    • Orada yürüyenleri tanıyor musun?
    • Orada yürüyen insanları tanıyor musun?
  25. lopen : yürümek

    •Loop met me mee.
    Birlikte yürüyelim.
  26. lopen : yürümek

    •Op straat lopen mensen.
    Sokakta insanlar yürüyor.
  27. lopen : yürümek

    •Was jij aan het lopen?
    Yürüyor muydun?
  28. lopen : yürümek

    •Was jij niet aan het lopen?
    Yürümüyor muydun?
  29. lopen : yürümek

    •Wij liepen tot aan huis.
    Eve kadar yürüdük.
  30. lopen : yürümek

    •Zullen we gaan lopen?
    Yürüyelim mi?
  31. lopen : yürümek

    •Zullen we lopen?
    Yürüyelim mi?
  32. lopen : yürümek

    •Zullen we niet lopen?
    Yürümesek mi?
  33. lopen : koşmak

    •Loop je achter ’n man aan die niet van je houdt?
    Seni sevmeyen bir adamın peşinden mi koşuyorsun?
  34. lopen : gitmek, ilerlemek

    •Alles loopt gesmeerd.
    Her şey tıkırında gidiyor.
  35. lopen : gitmek, ilerlemek

    •Deze trein loopt ’s zondags niet.
    Bu tren pazar günleri gitmez.
  36. lopen : çalışmak, işlemek

    •De motor loopt langzaam.
    Motor yavaş çalışıyor.
  37. lopen : akmak

    •De tranen lopen over haar wangen.
    Onun yanaklarından gözyaşları akıyor.
  38. lopen : akmak

    •Het bloed loopt uit de wond.
    Yaradan kan akıyor.
  39. lopen : akmak

    •Het water loopt door de kraan.
    Su musluktan akıyor.
  40. lopen : sürmek, devam etmek

    •Dat onderzoek loopt over heel wat jaren.
    O araştırma yıllardır sürüyor.
  41. lopen : sürmek, devam etmek

    •Het contract loopt nog.
    Kontrat daha devam ediyor.
  42. lopen : yürümeye uygun olmak

    •Deze schoenen lopen gemakkelijk.
    Bu ayakkabılarla kolay yürünür.
  43. lopen : meşgul olmak

    •Hij liep maar te lachen.
    O hep gülüyordu.
  44. lopen : gelmek, varmak, yaklaşmak

    •De zaak loopt op zijn einde.
    Bu işin sonu geliyor.
  45. lopen : gelmek, varmak, yaklaşmak

    •Het loopt tegen zes uur.
    Saat altıya geliyor.
  46. lopen : gelmek, varmak, yaklaşmak

    •Hij loopt tegen vijftig.
    O elli yaşına yaklaşıyor.
  47. niet lopen : kusurlu olmak

    •Deze zin loopt niet.
    Bu cümle kusurlu.
  48. in een valstrik lopen : tuzağa düşmek

    •We zijn in een valstrik gelopen.
    Tuzağa düştük.
  49. lopend : yürüyerek

    •Hij woont vlakbij het station, hij gaat altijd lopend naar het station.
    İstasyona yakın oturuyor, devamlı istasyona yürüyerek gider.
  50. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Als hij naar mij zou luisteren, dan gaat hij veel geld verdienen.
    Beni dinlese, çok para kazanacak.
  51. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Als je niet naar mij luistert, dan zul je het berouwen.
    Sözümü dinleme hele, pişman olursun.
  52. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Er is geluisterd naar de kritiek.
    • Eleştiri dinlenildi.
    • Eleştiriye kulak asıldı.
  53. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Er is nooit naar ons geluisterd.
    • Hiç bizi dinleyen olmadı.
    • Biz hiç dinlenilmedik.
    • Bize hiç kulak veren olmadı.
  54. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Had ik maar naar jou geluisterd!
    Keşke seni dinleseydim!
  55. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Hé, buurvrouw, luister!
    Hu, komşu, dinle!
  56. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Hier moet je naar luisteren, want dit gaat jou aan.
    Bunu dinlemelisin, çünkü seni ilgilendiriyor.
  57. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Hij luistert toch naar niemand.
    Kimi dinliyor ki?
  58. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Iedere morgen luister ik naar het weerbericht.
    Her sabah hava raporunu dinlerim.
  59. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik had naar je moeten luisteren.
    Seni dinlemeliydim.
  60. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik heb hem alles uitgelegd, maar hij heeft toch niet naar mij geluisterd.
    Her şeyi anlattım, gene de beni dinlemedi.
  61. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik heb naar de mensen geluisterd.
    İnsanları dinledim.
  62. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik heb naar jullie geluisterd.
    Sizi dinledim.
  63. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik heb ook heel goed naar u geluisterd.
    Ben de sizi çok iyi dinledim.
  64. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik kan de hele dag naar muziek luisteren en erover praten.
    Bütün gün müzik dinleyebilirim ve o konuda konuşabilirim.
  65. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik luister elke dag naar de radio.
    Her gün radyo dinlerim.
  66. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik luister niet.
    Dinlemiyorum.
  67. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik luister niet meer naar jou.
    • Artık seni dinlemek istemiyorum.
    • Artık seni dinlemiyorum.
  68. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik was bang dat hij niet naar mij zou luisteren.
    Onun beni dinlemeyeceğinden korkuyordum.
  69. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik was bang dat jij niet naar mij zou luisteren.
    Senin beni dinlemeyeceğinden korkuyordum.
  70. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Ik zal de hele tijd luisteren.
    • Sürekli dinleyeceğim.
    • Sürekli dinliyor olacağım.
  71. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •In plaats van naar mij te luisteren, keek hij uit het raam.
    Beni dinleyeceğine camdan dışarıya bakıyordu.
  72. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Je luistert niet naar je moeder.
    Anneni dinlemiyorsun.
  73. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Je moet luisteren naar wat ik je vertel.
    Sana anlattığım şeyi dinlemelisin.
  74. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Jij luistert toch niet.
    • Sen söz dinlemezsin ki.
    • Dinlemiyorsun ki.
  75. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Jullie moeten leren te luisteren!
    Dinlemeyi öğrenmelisiniz!
  76. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister.
    Dinle.
  77. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister eens!
    Dinle hele!
  78. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister er een voor een naar.
    Şimdi teker teker dinle.
  79. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister heel goed naar mij!
    Beni çok dikkatli dinle!
  80. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister, hoe heet je?
    Dinle, senin adın ne?
  81. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister, ik denk dat we ons het best in twee groepen splitsen.
    Dinleyin, bence en iyisi iki gruba ayrılmalıyız.
  82. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister, ik heb een hoop te doen, ok?
    Bak, bugün yapacak çok şeyim var tamam mı?
  83. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister ik niet naar u? Natuurlijk wel.
    Sizi dinlemez olur muyum?
  84. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister je?
    • Dinliyor musun?
    • Duyuyor musun?
  85. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister je naar me?
    Beni dinliyor musun?
  86. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister meid, je hebt talent.
    Dinle kızım, sende yetenek var.
  87. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister, mijn vrouw wil een fatsoenlijk en beleefd iemand.
    Dinle, eşim düzgün ve kibar birini istiyor.
  88. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister naar de docent en herhaal.
    Öğretmeni dinleyin ve tekrar edin.
  89. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister naar hem.
    Onu dinle.
  90. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister naar het gesprek.
    Konuşmayı dinleyin.
  91. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister naar me.
    • Beni dinle.
    • Beni dinleyin.
  92. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister naar pa.
    Babanı dinle.
  93. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister nu naar mij.
    Şimdi beni dinle.
  94. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luister, vertel geen onzin.
    Bak, laf salatası istemiyorum.
  95. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luistert hij?
    Dinliyor mu?
  96. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Luistert u?
    • Dinliyor musunuz?
    • Duyuyor musunuz?
  97. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Met uitzondering van rock, luisterde hij naar alle soorten muziek.
    • Rok müstesna, dinlemediği müzik türü yoktu.
    • Rok hariç, her çeşit müziği dinlerdi.
  98. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Nee. Ik ga nu luisteren.
    Hayır. Şimdi dinleyeceğim.
  99. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Niemand luistert naar me.
    Kimse beni dinlemiyor.
  100. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Of ik hem nu waarschuw of niet, hij luistert toch niet.
    Uyarsam da, uyarmasam da, beni dinlemiyor.
  101. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Op een dag zullen ze naar mij luisteren.
    Bir gün benim sözümü dinleyeceklerdir.
  102. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Rock uitgezonderd, luisterde hij naar alle soorten muziek.
    • Rok müstesna, dinlemediği müzik türü yoktu.
    • Rok hariç, her çeşit müziği dinlerdi.
  103. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •U hebt weer goed naar uw moeder geluisterd.
    Annenizi tekrar iyi dinlediniz.
  104. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Waarom luistert u niet naar hen?
    Neden onları dinlemiyorsunuz?
  105. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Wij hebben heel zorgvuldig geluisterd.
    Çok dikkatli dinledik.
  106. luisteren (naar) : dinlemek, duymak, itaat etmek

    •Zolang hij niet naar mij luistert, praat ik niet met hem.
    Beni dinlemedikçe onunla konuşmayacağım.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview