Nederlands – Turks [N]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223939
Filename:
Nederlands – Turks [N]
Updated:
2013-06-15 10:33:46
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. naakt : çıplak

    •De toeristen liggen naakt op het strand.
    Sahilde turistler çıplak yatıyordu.
  2. naakt : çıplak

    •Hij liep naakt de kamer door.
    Odadan çıplak geçti.
  3. helemaal naakt : tamamen çıplak, çırılçıplak

    •Zij is helemaal naakt.
    • O tamamen çıplak.
    • O çırılçıplaktır.
  4. naakt : tam, eksiksiz

    •Het is de naakte waarheid.
    O tam gerçektir.
  5. naar : hoşa gitmeyen, nahoş, cansıkıcı, sevimsiz, iğrenç

    •Het smaakt naar.
    Hoşa gitmeyen bir tadı var.
  6. naar : kötü, çirkin, fena, rahatsız edici, mide bulandırıcı

    •Daar wordt je naar van.
    Ondan miden bulanır.
  7. naar : kötü, çirkin, fena, rahatsız edici, mide bulandırıcı

    •Ik ben me naar geschrokken.
    Fena şekilde korktum.
  8. naar : kötü, çirkin, fena, rahatsız edici, mide bulandırıcı

    •Ik heb me naar gelachen.
    Gülmekten çatladım.
  9. naar : kötü, çirkin, fena, rahatsız edici, mide bulandırıcı

    •Ik heb me naar gezocht, gelopen.
    Deli gibi aradım, bulmak için kilometrelerce yürüdüm.
  10. een nare droom : kötü bir rüyâ

    •Ik had een nare droom.
    Kötü bir rüyâ gördüm.
  11. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Breng ons naar beneden, nu!
    Bizi aşağı götür, şimdi!
  12. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Draai ’t raam naar beneden.
    • Pencereyi aşağı çevir.
    • Camı indir.
  13. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Ga naar beneden!
    • Aşağı git!
    • Aşağı in!
  14. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Hij loopt naar beneden.
    • Aşağıya iniyor.
    • Aşağıya yürüyor.
  15. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Hou vol! Ik haal je naar beneden.
    Dayan! Seni aşağıya indireceğim.
  16. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Ik ging naar beneden.
    • Aşağıya gittim.
    • Aşağı kata indim.
  17. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Ik keek vanaf het balkon naar beneden.
    Balkondan aşağı baktım.
  18. naar beneden : aşağıya, aşağı

    •Ze komen weer naar beneden.
    Tekrar aşağı iniyorlar.
  19. naar binnen : içeri, içeriye

    •Als zij zitten te eten, ga dan niet naar binnen.
    Yemek yiyorlarsa, içeri girme.
  20. naar binnen : içeri, içeriye

    •Diegenen met een kaartje, mogen naar binnen.
    Biletleri olanlar içeri girebilir.
  21. naar binnen : içeri, içeriye

    •Nee, je mag niet naar binnen.
    Hayır, içeri giremezsin.
  22. naar binnen : içeri, içeriye

    •Toen het ging regenen, renden we naar binnen.
    Yağmur yağınca, içeri kaçtık.
  23. naar binnen : içeri, içeriye

    •We gaan naar binnen.
    İçeri giriyoruz.
  24. naar boven : yukarıya

    •Breng hem naar boven.
    • Onu yukarı getir.
    • Onu yukarı çıkar.
  25. naar boven : yukarıya

    •Ik moet naar boven.
    • Yukarı çıkmam gerekiyor.
    • Yukarıya çıkmalıyım.
  26. naar boven : yukarıya

    •Kom met mij naar boven voor een interview.
    • Mülâkat için benimle yukarı gel.
    • Görüşme için benimle yukarı gel.
  27. naar boven : yukarıya

    •Vooruit, kom mee! Laten we naar boven gaan.
    Hadi, gel! Yukarıya çıkalım.
  28. naar boven : yukarıya

    •Zij ging naar boven.
    Yukarıya çıktı.
  29. naar boven : yukarıya

    •Zij komt met mij naar boven.
    O benimle yukarıya geliyor.
  30. naar de toekomst : geleceğe

    Men moet zich dus naar de toekomst richten.
    • Bu yüzden insan geleceğe bakmalı.
    • Yani geleceğe bakalım.
  31. naar de zijkant : yan tarafa

    •Hij zal naar de zijkant vluchten.
    Yan tarafa kaçacak.
  32. naar huis : eve

    •Ik ga naar huis.
    Eve gidiyorum.
  33. naar huis : eve

    •Neem ’t niet mee naar huis.
    • Onu beraberinde eve götürme.
    • Onu eve alıp gitme.
  34. naar je : sana, kendine

    •Laat naar je kijken.
    • Kendine baktır.
    • Muayene ol.
  35. naar ons : bize

    •Zoals ik begrepen heb, komt hij morgen naar ons toe.
    Benim anladığıma göre, yarın bize gelecek.
  36. naar ons : bize

    •Zonder naar ons te kijken, liep hij voor ons langs.
    Bize bakmadan önümüzden geçip gitti.
  37. naar ons dorp : köyümüze

    •Ze zijn bezig een nieuwe weg aan te leggen naar ons dorp.
    Köyümüze yeni bir yol yapmaktalar.
  38. naar ons land : ülkemize

    •Vergeleken met vorig jaar kwamen er dit jaar meer toeristen naar ons land.
    Geçen seneye bakarak ülkemize daha fazla turist geldi.
  39. naar school : okula

    •Hé, meneer, ging u naar school?
    Hey, bayım, siz okula gittiniz mi?
  40. naar school : okula

    •Ik ga naar school.
    Okula gidiyorum.
  41. naar school : okula

    •Ik kom er elke dag voorbij op weg naar school.
    Her gün okula bu yoldan gidiyorum.
  42. naar school : okula

    •Je bent niet naar school gegaan.
    Okula gitmemişsin.
  43. naar Turkije : Türkiye’ye

    •Sinds hij in Nederland is, is hij nooit meer naar Turkije gegaan.
    Hollanda’ya geldiğinden beri hiç Türkiye’ye gitmedi.
  44. naar welke landen : hangi ülkelere

    •Naar welke landen heeft men het uitgevoerd?
    Bunu hangi ülkelere ihraç ettiler?
  45. naar wie : kime

    •Ik vraag me af naar wie iedereen kijkt.
    Acaba herkes kime bakıyor.
  46. naar wie : kime

    •Ik wil weten naar wie ik kijk.
    Kime baktığımı bilmek istiyorum.
  47. naar : -e göre, -e uygun olarak, gerektiği gibi

    •De kwaliteit is er dan ook naar.
    Kalite de fiyatına göredir.
  48. naar : -e göre, -e uygun olarak, gerektiği gibi

    •Het ziet er naar uit, dat …
    … -e benziyor.
  49. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Dat wordt steeds belangrijker naarmate het aantal deelnemers toeneemt.
    Katılımcıların sayısı arttıkça, bu gittikçe daha önem kazanıyor.
  50. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Deze problemen zijn groter naarmate de steden groter zijn.
    Şehirler büyüdükçe bu sorunlar daha büyüyor.
  51. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Dit soort rampen zal vermoedelijk gewoner worden naarmate de klimaatver-anderingen groter worden.
    İklim değişiklikleri daha büyük oldukça, bu çeşit facialar muhtemelen daha alışılmış olacak.
  52. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Helaas echter worden de auto’s duurder naarmate ze efficiënter omgaan met energie.
    Maalesef arabalar enerjiyi daha verimli kullandıkça daha pahalı oluyorlar.
  53. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Het prijsniveau wordt steeds lager naarmate de verkoper meer gedwongen wordt te verkopen.
    Satıcı satmak için daha fazla zorlandıkça, fiyat seviyesi gittikçe daha düşük oluyor.
  54. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate de dagen verstrijken, resten er ons minder.
    Gün geçtikçe ömrümüz bitiyor.
  55. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate de technologie voortschrijdt, wordt de kloof tussen auteur en consument steeds groter.
    Teknoloji ileri gittikçe, teknoloji bulucu ve tüketici arasındaki çatlak gittikçe daha büyüyor.
  56. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate de uren verstreken, begonnen ze de hoop op redding te verliezen.
    Saatler ilerledikçe, kurtulma ümitlerini yitirmeye başladılar.
  57. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate het uur van vertrek nadert, word ik triester.
    Hareket saati yaklaştıkça, içime bir üzüntü düşüyor.
  58. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate je economischer met je geld omgaat, is het mogelijk meer opzij te leggen.
    Tutumlu olduğun ölçüde, tasarruf yapabilirsin.
  59. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate je meer inzicht hebt in de kwestie, zul je de problemen beter de baas kunnen.
    Meseleyi kavrayabildiğin ölçüde, sorunların üstesinden gelebilirsin.
  60. naarmate : -dikçe, -diği ölçüde

    •Naarmate je zuiniger bent, kun je meer sparen.
    Tutumlu olduğun ölçüde, tasarruf yapabilirsin.
  61. de nadruk leggen op : dikkat çekmek, bir şeyi vurgulamak, bir şeye vurgu yapmak

    •Onze leraar Engels legt de nadruk op spelling en niet op de uitspraak.
    İngilizce öğretmenimiz telaffuza değil imlâya dikkat çekiyor.
  62. de nadruk leggen op : dikkat çekmek, bir şeyi vurgulamak, bir şeye vurgu yapmak

    •Zij legde de nadruk op zijn prestaties.
    • Onun performaslarına dikkat çekti.
    • Onun başarılı işlerine vurgu yaptı.
  63. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •Dat is precies wat in Europa nagenoeg nooit gebeurd is.
    Bu tam olarak Avrupada nerdeyse hiç olmamış bir şeydir.
  64. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •Dat jasje is nagenoeg nieuw.
    • O ceket nerdeyse yeni.
    • O manto hemen hemen yeni.
  65. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •Het betreft nagenoeg 500.000 ongelukken per jaar binnen de Europese Unie.
    Bu, Avrupa Birliği içinde yılda yaklaşık 500.000 kazayla ilgili.
  66. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •In het bedrijfsleven bekleden vrouwen nagenoeg geen leidinggevende functies.
    İş hayatında kadınlar nerdeyse hiç yönetici mevkisine sahip değil.
  67. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •Nagenoeg 45% van de uitvoer van dit land gaat naar de Europese Unie.
    Bu ülkenin ihracatının yaklaşık 45%’si Avrupa Birliğine gidiyor.
  68. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •Ongelooflijk, de namen van de twee slachtoffers zijn nagenoeg hetzelfde.
    İnanılmaz, iki kurbanın isimleri hemen hemen aynı.
  69. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •We konden nagenoeg niets zien.
    • Nerdeyse hiçbir şey göremedik.
    • Hemen hemen hiçbir şey göremedik.
  70. nagenoeg : nerdeyse, hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık

    •We zijn het nagenoeg met elkaar eens.
    • Hemen hemen birlikte aynı görüşteyiz.
    • Aşağı yukarı beraber uzlaşı içindeyiz.
  71. nalatig : ihmalci, ihmalkâr, savsakçı

    •Hij is nalatig in het voldoen van de contributie.
    Katkı ödemesinde ihmalkârdır.
  72. nalatig : kayıtsız, dikkatsiz

    •We kunnen op economisch vlak niet nalatig zijn.
    Ekonomik alanda kayıtsız olamayız.
  73. de narcis : nergis çiçeği, fulya

    •Er staan veel narcissen in de tuin.
    Bahçede çok nergis var.
  74. nat : ıslak, yaş; nemli, sulu, rutubetli

    •De verf is nog nat.
    Boya hâlâ yaş.
  75. nat : ıslak, yaş; nemli, sulu, rutubetli

    •Het regent. De straat is nat.
    Yağmur yağıyor. Sokak ıslak.
  76. nat : ıslak, yaş; nemli, sulu, rutubetli

    •Pas op! De muur is nat van de verf.
    • Dikkat et! Duvar boyalı.
    • Dikkat et! Duvar boyadan dolayı ıslak.
  77. nazeggen : (söyleneni) tekrarlamak, yinelemek

    •In de klas moeten we soms zinnen nazeggen.
    Sınıfta bazen cümleleri tekrarlamak zorunda kalıyoruz.
  78. het netnummer : telefon kod numarası

    •Het netnummer van Amsterdam is 020.
    Amsterdam’ın telefon kod numarası 020’dir.
  79. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •De vorige keer was u nogal gespannen.
    Geçen sefer oldukça gergindiniz.
  80. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Er zijn in Nederland nogal wat minderheidsgroeperingen.
    Hollanda’da bir çok azınlık grupları vardır.
  81. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Gerucht gaat dat het nogal complex is.
    Söylentilere göre oldukça karışıkmış.
  82. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Het is allemaal nogal snel gegaan.
    • Her şey çok hızlı gelişti.
    • Her şey oldukça hızlı gelişti.
  83. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Hij vindt haar nogal eigenwijs.
    Onu oldukça kendini beğenmiş görüyor.
  84. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Het laatste deel is nogal ongewoonlijk.
    Son kısmı oldukça acayip.
  85. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Hij doet nogal maf de laatste tijd.
    • Son zamanlarda çılgın gibi davranıyor.
    • Son zamanlarda epeyce serseri gibi davranıyor.
  86. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Hij zag er nogal afstotelijk uit.
    Oldukça itici görünüyordu.
  87. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Je bent nogal ambitieus, niet?
    Oldukça hırslısın, değil mi?
  88. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Je blijft nogal kalm.
    Oldukça sakin duruyorsun.
  89. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Je maakte me nogal nieuwsgierig.
    Beni epeyce meraklandırdın.
  90. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Lijkt me nogal makkelijk.
    Bana oldukça kolay gibi geliyor.
  91. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Maar dat was nogal logisch.
    Ama oldukça mantıklıydı.
  92. nogal : oldukça, bir hayli, epeyce

    •Weet je, hij is nogal maf.
    Biliyor musun, o oldukça serseri.
  93. nogal moeilijk : oldukça zor, bayağı zor, epeyce zor

    •Om in deze fase een raming te geven is nogal moeilijk.
    Bu aşamada bir tahminde bulunmak oldukça zor.
  94. nu en dan : ara sıra, fırsat düştükçe, bazen

    •Het is leuk nu en dan een grote maaltijd te bereiden.
    Ara sıra büyük bir yemek hazırlamak hoştur.
  95. nu en dan : ara sıra, fırsat düştükçe, bazen

    •Nu en dan krijgen wij nog wel klachten.
    Arada bir şikayetler alıyoruz.
  96. zo nu en dan : bazen, arada bir, arada sırada, ara sıra

    •Het lijkt me wel leuk als je zo nu en dan eens langskomt.
    Arada bir uğrasan iyi olur.
  97. zo nu en dan : bazen, arada bir, arada sırada, ara sıra

    •Wat zou je ervan zeggen als we zo nu en dan eens gingen zwemmen?
    Diyorum ki bazen yüzmeye gitsek?
  98. zo nu en dan : bazen, arada bir, arada sırada, ara sıra

    •Zo nu en dan hebben we dingen gedaan waarmee ik het niet eens was.
    • Ara sıra kabul etmediğim şeyler yaptık.
    • Bazen aynı görüşte olmadığım şeyler yaptık.
  99. nuttig : yararlı, faydalı

    •Dat is een nuttig boek.
    O faydalı bir kitap.
  100. nuttig : yararlı, faydalı

    •De computer is in het onderwijs een zeer nuttig apparaat.
    Bilgisayar eğitimde çok yararlı bir araçtır.
  101. nuttig : yararlı, faydalı

    •De directeur heeft met de ouders een nuttig gesprek gevoerd.
    Müdür velilerle faydalı bir konuşma yaptı.
  102. nuttig : yararlı, faydalı

    •Dit is voor ons een nuttig onderhoud geweest.
    Bu bizim için faydalı bir görüşme oldu.
  103. nuttig : yararlı, faydalı

    •Hartelijk dank, dat was duidelijk en nuttig.
    Çok teşekkür ederim, o anlaşılır ve yararlıydı.
  104. nuttig : yararlı, faydalı

    •Het is nuttig om te weten, dat …
    -i bilmede yarar var.
  105. nuttig : yararlı, faydalı

    •Ik geloof dat het zeer nuttig is.
    Onun çok faydalı olduğuna inanıyorum.
  106. nuttig : yararlı, faydalı

    •Sommige aanpassingen zijn misschien niet erg nuttig.
    Bazı değiştirmeler belki çok yararlı değildir.
  107. nuttig : yararlı, faydalı

    •U heeft me zeer nuttige informatie gegeven.
    Bana oldukça yararlı bilgi verdiniz.
  108. nuttig : yararlı, faydalı

    •Wees nuttig!
    • İşe yara!
    • Yararlı ol!
  109. iets nuttigs : yararlı bir şey

    •Ga nu iets nuttigs doen, alsjeblieft.
    Şimdi git, işe yarar bir şey yap, lütfen.
  110. zijn tijd nuttig gebruiken : zamanını iyi değerlendirmek

    •Ik zal proberen mijn tijd nuttig te gebruiken.
    Zamanımı iyi değerlendirmeye çalışacağım.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview