Nederlands – Turks [W]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223943
Filename:
Nederlands – Turks [W]
Updated:
2013-06-15 10:47:41
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. de waakhond : bekçi köpeği

    •De waakhond blafte toen we dichterbij kwamen.
    Bekçi köpeği daha çok yaklaştığımız zaman havlardı.
  2. de waakhond : bekçi köpeği

    •Het terrein wordt beveiligd met camera's en waakhonden.
    Saha kameralar ve bekçi köpekleriyle korunuyor.
  3. de waakhond : bekçi köpeği

    •Wie bewaakt de waakhond?
    Bekçi köpeğine kim bekçilik eder?
  4. waakzaam blijven : uyanık kalmak, tetikte durmak

    •Ik geloof dat wij zeer waakzaam moeten blijven.
    Sanırım çok uyanık kalmak zorundayız.
  5. waakzaam blijven : uyanık kalmak, tetikte durmak

    •We moeten vooral waakzaam blijven.
    Bilhassa uyanık kalmak zorundayız.
  6. waakzaam blijven : uyanık kalmak, tetikte durmak

    •Wij moeten waakzaam blijven.
    • Uyanık kalmalıyız.
    • Tetikte durmalıyız.
  7. waakzaam blijven : uyanık kalmak, tetikte durmak

    •Wij zullen in elk geval waakzaam blijven.
    Her durumda uyanık kalacağız.
  8. waar : nerede, neresi

    •En waar is dat?
    Neresiymiş o peki?
  9. waar : gerçek, doğru, sahi, hakiki

    •Dat is niet waar.
    Bu doğru değil.
  10. de warmte : sıcaklık, ılıklık; ısı, hararet

    •De prinses straalde veel warmte uit naar het volk.
    Prenses halka çok sıcaklık yaydı.
  11. de warmte : sıcaklık, ılıklık; ısı, hararet

    •Het haardvuur gaf veel warmte.
    • Şömine ateşi çok ısı verirdi.
    • Ocak ateşi çok ısı verirdi.
  12. de warmte : sıcaklık, ılıklık; ısı, hararet

    •Je voelt in de zomer de warmte van de zon goed.
    Yazın güneşin sıcaklığını iyi hissedersin.
  13. wachten : beklemek

    •Als hij naar Ankara gaat, laten we dan wachten.
    Ankara'ya gidecekse, bekleyelim.
  14. wachten : beklemek

    •Bedankt dat je wachtte.
    Beklediğin için teşekkürler.
  15. wachten : beklemek

    •Bedankt voor het wachten.
    Beklediğiniz için sağ olun.
  16. wachten : beklemek

    •De man wachtte volkomen verbijsterd op hulp bij zijn auto die in brand stond.
    Arabası yanan adam şaşkın şaşkın yardım bekliyordu.
  17. wachten : beklemek

    •De vijf vrouwen staan bij de halte te wachten.
    Beş kadın durakta bekliyor.
  18. wachten : beklemek

    •Dit is de jongeman die staat te wachten om met u te praten.
    Sizinle konuşmak için bekleyen genç bu.
  19. wachten : beklemek

    •Duizenden gezonken schepen wachten in het diepe water om gevonden te worden.
    Binlerce batık gemi, derin suların altında bulunmayı bekliyorlar.
  20. wachten : beklemek

    •Er staan vijf vrouwen bij de halte te wachten.
    Durakta beş kadın bekliyor.
  21. wachten : beklemek

    •Er zijn meer dan 12 wachtenden voor u.
    Sizden önce bekleyen 12 kişiden fazla var.
  22. wachten : beklemek

    •Er zijn nog 10 wachtenden voor u.
    Sizden önce bekleyen daha 10 kişi var.
  23. wachten : beklemek

    •Gaat u wachten tot hij naar buiten komt?
    Dışarı çıkana kadar bekleyecek misiniz?
  24. wachten : beklemek

    •Het mijne moest wachten.
    Benimki beklemeliydi.
  25. wachten : beklemek

    •Hoelang wacht je al hiervoor?
    Bunun için ne kadar süredir bekliyorsun?
  26. wachten : beklemek

    •Ik ben een oude man, wachtend om alleen te sterven.
    Ben, yalnız başına ölmeyi bekleyen, yaşlı bir adamım.
  27. wachten : beklemek

    •Ik ga niet zitten wachten tot ze belt.
    O arayıncaya kadar oturup beklemiyeceğim.
  28. wachten : beklemek

    •Ik heb geen zin om drie dagen op hun rapport te wachten.
    Bir rapor için üç gün bekleyemem.
  29. wachten : beklemek

    •Ik sta al een uur te wachten.
    • Bir saattir bekleyip duruyorum.
    • Bir saattir bekliyorum.
  30. wachten : beklemek

    •Ik wacht met ongeduld op je terugkeer.
    Dönüşünü sabırsızlıkla bekliyorum.
  31. wachten : beklemek

    •Ik wacht op een taxi.
    Bir taksi bekliyorum.
  32. wachten : beklemek

    •Ik wil geen tien jaar wachten om je te zeggen wat ik nu voor je voel.
    Şu anda sana karşı hissettiklerimi söylemek için on yıl beklemek istemiyorum.
  33. wachten : beklemek

    •Ik wil niet wachten.
    Beklemek istemiyorum.
  34. wachten : beklemek

    •Ik zal niet wachten.
    Beklemeyeceğim.
  35. wachten : beklemek

    •Je hoeft niet te wachten.
    Beklemek zorunda değilsin.
  36. wachten : beklemek

    •Je wacht op een trein.
    Bir tren bekliyorsun.
  37. wachten : beklemek

    •Laten de leerlingen die met de bus gaan daar wachten.
    Otobüsle gidecek olan öğrenciler orada beklesin.
  38. wachten : beklemek

    •Laten degenen die met de bus gaan daar wachten.
    Otobüsle gidecek olanlar orada beklesin.
  39. wachten : beklemek

    •Laten we wachten tot Ahmet komt.
    Ahmet gelene kadar bekleyelim.
  40. wachten : beklemek

    •Toen de trein niet kwam, moesten we twee uur wachten.
    Tren gelmeyince, iki saat beklemek zorunda kaldık.
  41. wachten : beklemek

    •Waar wachten we nog op?
    Neyi bekliyoruz?
  42. wachten : beklemek

    •Waarom wacht je niet nog even?
    Niye biraz daha beklemiyorsun?
  43. wachten : beklemek

    •Wacht!
    Bekle!
  44. wachten : beklemek

    •Wacht buiten.
    • Dışarıda bekle.
    • Dışarıda bekleyin.
  45. wachten : beklemek

    •Wacht eens even.
    Bir dakika.
  46. wachten : beklemek

    •Wacht even, ik begrijp je niet. Wat zei je?
    Bekle biraz, seni anlamıyorum. Ne dedin?
  47. wachten : beklemek

    •Wacht even.
    • Bekle bir saniye.
    • Dur bir dakika.
  48. wachten : beklemek

    •Wacht maar even in z’n kantoor.
    Ofisinde biraz bekle(yin).
  49. wachten : beklemek

    •Wacht op je beurt.
    Sıranı bekle.
  50. wachten : beklemek

    •Wacht op mijn teken.
    Benim işaretimi bekle.
  51. wachten : beklemek

    •Wacht ’s.
    • Bir dakika bekle.
    • Biraz bekle.
  52. wachten : beklemek

    •Wacht u even? Ik ben zo terug.
    Biraz bekler misiniz? Birazdan geleceğim.
  53. wachten : beklemek

    •Wacht u hier even.
    Burda bekleyin, lütfen.
  54. wachten : beklemek

    •Wacht u maar hier totdat ik terugkom.
    Ben dönünceye kadar, burada bekleyin.
  55. wachten : beklemek

    •Wacht verdomme even!
    Kahrolası biraz bekle!
  56. wachten : beklemek

    •Wacht, heb je mijn nummer niet nodig?
    Bekle, numarama ihtiyacın yok mu?
  57. wachten : beklemek

    •Wachten ze niet?
    Beklemezler mi?
  58. wachten : beklemek

    •We hebben gewacht, maar toen we honger kregen, zijn we gaan eten.
    Bekledik, acıkınca, yemeği yedik.
  59. wachten : beklemek

    •We kunnen nu alleen maar wachten.
    Şimdi sadece bekleyebiliriz.
  60. wachten : beklemek

    •We wachten tot ze terug komen.
    • Onların geri gelmesini bekleyeceğiz.
    • Onlar geri gelene kadar bekliyoruz.
  61. wachten : beklemek

    •Wilt u even in de wachtkamer wachten?
    Bekleme odasında biraz bekler misiniz?
  62. wachten : beklemek

    •Ze wacht al uren helemaal alleen.
    Saatlerdir tek başına bekliyor.
  63. wachten : beklemek

    •Zeg haar dat ik wacht.
    Ona beklediğimi söyle.
  64. wachten : beklemek

    •Zullen we wachten?
    • Bekleyelim mi?
    • Bekleyecek miyiz?
  65. iemand laten wachten : birini bekletmek

    •Laat ze niet wachten.
    Onları bekletme.
  66. iemand laten wachten : birini bekletmek

    •Nooit een dame laten wachten.
    Bir bayanı asla bekletme.
  67. iemand laten wachten : birini bekletmek

    •Sorry dat ik je heb laten wachten.
    Beklettiğim için çok üzgünüm.
  68. iemand laten wachten : birini bekletmek

    •Wat mij betreft, laten we hem nog even wachten.
    Bence, onu biraz daha bekletelim.
  69. op iemand wachten : birini beklemek

    •Als jullie het ons hadden laten weten, dan hadden we op jullie gewacht.
    Bize haber verseydiniz, sizi beklerdik.
  70. op iemand wachten : birini beklemek

    •De mensen wachten op me.
    İnsanlar beni bekliyor.
  71. op iemand wachten : birini beklemek

    •Het echte leven wacht op mij.
    Gerçek hayat beni bekler.
  72. op iemand wachten : birini beklemek

    •Hij is weggegaan zonder op ons te wachten.
    Bizi beklemeden gitmiş.
  73. op iemand wachten : birini beklemek

    •Hij wacht op jou in de lift.
    Seni asansörde bekliyor.
  74. op iemand wachten : birini beklemek

    •Hij wacht op jou op de hoek van de straat.
    Sokağın köşesinde seni bekliyor.
  75. op iemand wachten : birini beklemek

    •Hij was zowat dood gevroren van het wachten op mij.
    Beni beklemekten donmuş.
  76. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ik ga op pa wachten.
    Babamı bekleyeceğim.
  77. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ik heb op je gewacht.
    Seni bekledim.
  78. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ik wacht op Ayşe, zij zal over een uur hier zijn.
    Ayşe’yi bekliyorum, bir saat sonra burada olacak.
  79. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ik wacht op iemand.
    Birini bekliyorum.
  80. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ik wil dat zij op mij wacht.
    • Beni beklemesini istiyorum.
    • İstiyorum ki beni beklesin.
  81. op iemand wachten : birini beklemek

    •Je wacht niet op mij, oké?
    Beni bekleme, tamam mı?
  82. op iemand wachten : birini beklemek

    •Jouw kinderen wachten op jou.
    Çocukların seni bekliyorlar.
  83. op iemand wachten : birini beklemek

    •Mam wacht op je.
    Annem seni bekliyor.
  84. op iemand wachten : birini beklemek

    •Moeten we op de anderen wachten?
    Diğerlerini beklemek zorunda mıyız?
  85. op iemand wachten : birini beklemek

    •Morgen rond dit tijdstip staan wij op jou te wachten.
    Yarın bu saatte seni bekliyor olacağız.
  86. op iemand wachten : birini beklemek

    •Terwijl hij op jou wachtte, zagen wij Ali.
    O seni beklerken, biz Ali'yi gördük.
  87. op iemand wachten : birini beklemek

    •Terwijl wij op jou wachtten, zagen wij Ali.
    Seni beklerken Ali'yi gördük.
  88. op iemand wachten : birini beklemek

    •U wacht op me?
    • Beni bekler misiniz?
    • Beni mi bekliyorsunuz?
  89. op iemand wachten : birini beklemek

    •Wacht even op mij.
    Beni biraz bekle.
  90. op iemand wachten : birini beklemek

    •Wacht je in de auto op me?
    Beni arabada bekler misin?
  91. op iemand wachten : birini beklemek

    •Wacht op mij.
    Beni bekle.
  92. op iemand wachten : birini beklemek

    •We wachten op je in Brenda’s appartement.
    Biz seni Brenda'nın dairesinde bekliyoruz.
  93. op iemand wachten : birini beklemek

    •We zagen Ali, terwijl hij op jou wachtte.
    Ali'yi, seni beklerken gördük.
  94. op iemand wachten : birini beklemek

    •Wij wachten al twee uur op jullie.
    İki saattir sizi bekliyoruz.
  95. op iemand wachten : birini beklemek

    •Wij zagen Ali toen hij op jou stond te wachten.
    Ali'yi, seni beklerken gördük.
  96. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ze wachten op je.
    Seni bekliyorlar.
  97. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ze wachten op ons.
    Bizi bekliyorlar.
  98. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ze wachten op u.
    Sizi bekliyorlar.
  99. op iemand wachten : birini beklemek

    •Ze zitten al op je te wachten.
    Seni bekliyorlar.
  100. zich wachten : dikkat etmek

    •Wacht u voor zakkenrollers.
    Yankesicilere dikkat edin.
  101. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Dat smaakt walgelijk.
    Tadı iğrenç.
  102. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Die thee is niet maar walgelijk.
    • O çay pis değil ama nahoş.
    • O çay pis değil ama iğrenç.
  103. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Die vent is walgelijk.
    O adam çok tiksindirici.
  104. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Dit is geen kinderpornografie, maar walgelijk en aanstootgevend sexueel misbruik.
    Bu çocuk pornoğrafisi değil, ama iğrenç ve utanç verici cinsel istismardır.
  105. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Het is walgelijk!
    İğrenç!
  106. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Het was een walgelijk tafereel.
    Tiksindirici bir manzara vardı.
  107. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Het zogenaamde toetje dat ze ons aangeboden had, was walgelijk.
    Tatlı diye bize ikram ettikleri, iğrençti.
  108. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Hij was in alle opzichten een walgelijk terrorist.
    Her bakımdan o iğrenç bir teröristti.
  109. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Neem me niet kwalijk, maar dit is walgelijk.
    Afedersin, ama bu iğrenç.
  110. walgelijk : tiksindirici, iğrenç, nahoş, aksi, can sıkıcı hal, sıkıntı veren şey

    •Scheiden is walgelijk.
    • Boşanmak nahoştur.
    • Boşanmak can sıkıcı bir haldir.
  111. een walgelijk dictatoriaal regime : iğrenç bir diktatörlük rejimi

    •Iedereen hier is ervan overtuigd dat het regime van Saddam een walgelijk dictatoriaal regime is.
    Buradaki herkes ikna olmuştur ki Saddam rejimi iğrenç bir diktatörlük rejimidir.
  112. weigeren : reddetmek

    •Ik weiger een slachtoffer te zijn!
    Kurban olmayı reddediyorum!
  113. weigeren : reddetmek

    •Je weigert om onze wetten te gehoorzamen?
    Bizim kanunlarımıza uymayı ret mi ediyorsun?
  114. weigeren : reddetmek

    •Omdat hij zich niet op tijd aangemeld heeft, is zijn aanvraag geweigerd.
    Zamanında başvurmadığından dolayı, başvurusu reddedildi.
  115. weigeren : reddetmek

    •Semra weigert haar nog een keer op te bellen.
    Semra onu bir daha aramayı reddediyor.
  116. weigeren : reddetmek

    •Weiger je te gehoorzamen?
    İtaat etmeyi ret mi ediyorsun?
  117. weten : bilmek

    •Ach, als ik dit eerder had geweten.
    Ah, keşke bunu önceden bilseydim.
  118. weten : bilmek

    •Ach, als ik maar eens wist wat ik doen moe(s)t!
    Ah, ne yapmam gerektiğini bir bilsem!
  119. weten : bilmek

    •Als een van jullie hem ziet, laat het me dan weten.
    Onu göreniniz olursa, bana haber verin.
  120. weten : bilmek

    •Als er iemand is die dit adres zou weten, dan is het wel de kruidenier Mehmet.
    Bu adresi bilse bilse, bakkal Mehmet bilir.
  121. weten : bilmek

    •Als er iets gebeurt, weet ik niet wat ik moet doen.
    Eğer bir şey olursa, ne yaparım bilmem.
  122. weten : bilmek

    •Als hij de weg zou weten, dan zou hij mij brengen.
    Yolu bilse, beni götürürmüş.
  123. weten : bilmek

    •Als hij het had geweten, had hij het wel verteld.
    Bilseymiş, anlatırmış.
  124. weten : bilmek

    •Als ik had geweten dat het zo schadelijk zou zijn, was ik allang gestopt met roken.
    Bu kadar zararlı olduğunu bilseydim, sigarayı çoktan bırakırdım.
  125. weten : bilmek

    •Als ik het geweten had, was ik niet helemaal hierheen gekomen.
    Bileydim, ta buraya kadar gelmezdim.
  126. weten : bilmek

    •Als ik iets had gekregen, zou ik het weten.
    Bir şey alsaydım, bilirdim.
  127. weten : bilmek

    •Als ik zijn adres zou weten, zou ik hem een brief schrijven.
    Adresini bilsem, ona mektup yazardım.
  128. weten : bilmek

    •Als je iets nodig hebt, laat het me weten.
    Bir şeye ihtiyacın olursa, bana haber ver.
  129. weten : bilmek

    •Als we nog iets anders kunnen doen, laat het ons dan weten.
    Eğer başka bir şey daha yapabilirsek, bize bildirin.
  130. weten : bilmek

    •Als zij een vriend had gehad, had ik dat wel geweten.
    Eğer bir erkek arkadaşı olsaydı bilirdim emin ol.
  131. weten : bilmek

    •Ben je iets te weten gekomen over de laatste gebeurtenissen?
    Son olaylar hakkında bir şeyler öğrenebildin mi?
  132. weten : bilmek

    •Dat hoef je niet te weten.
    Bilmen gerekmiyor.
  133. weten : bilmek

    •Dat hoeft hij ook niet te weten.
    Bilmesi de gerekmiyor.
  134. weten : bilmek

    •Dat hoeven we niet te weten.
    Bilmemiz gerekmiyor.
  135. weten : bilmek

    •Dat kon jij niet weten.
    Nereden bilecektin ki?
  136. weten : bilmek

    •Dat moet je weten.
    Bunu bilmelisin.
  137. weten : bilmek

    •Dat weten we.
    Bunu biliyoruz.
  138. weten : bilmek

    •Dat weten we allemaal.
    Bunu hepimiz biliyoruz.
  139. weten : bilmek

    •Dat weten we niet.
    Onu bilmiyoruz.
  140. weten : bilmek

    •Dat weten we nog niet.
    Onu henüz bilmiyoruz.
  141. weten : bilmek

    •Dat weten ze?
    Onlar biliyorlar mı?
  142. weten : bilmek

    •Dat weten ze allemaal.
    Bunu hepsi biliyor.
  143. weten : bilmek

    •Dat wil ik ook graag weten.
    Ben de bunu bilmek istiyorum.
  144. weten : bilmek

    •Dat wil je niet weten.
    Onu bilmek istemezsin.
  145. weten : bilmek

    •Dat wist ik niet.
    Bilmiyordum.
  146. weten : bilmek

    •Dat wisten jullie.
    Sizler bunu biliyordunuz.
  147. weten : bilmek

    •De hele wijk wist trouwens dat zij een slet was.
    Bütün mahalle zaten onun bir sürtük olduğunu biliyordu.
  148. weten : bilmek

    •De infectie verspreid zich sneller dan iemand ooit had kunnen weten.
    Enfeksiyon tahminimizden daha hızlı yayılıyor.
  149. weten : bilmek

    •De jonge dame wist dat haar man heel veel van haar hield.
    Genç bayan kocası tarafından çok sevildiğini biliyordu.
  150. weten : bilmek

    •De vrouw was zo wanhopig dat ze niet meer wist wat te doen.
    Kadın o kadar çaresizdi ki ne yapacağını bilmiyordu.
  151. weten : bilmek

    •En één van deze problemen was dat zij wist dat ik getrouwd was.
    Bu sorunlardan biri de evli olduğumu bildiğiydi.
  152. weten : bilmek

    •Er is iets dat je over mij moet weten.
    Benim hakkımda bilmen gereken bir şey var.
  153. weten : bilmek

    •Er is iets gaande, en ik weet niet wat.
    Bir şeyler dönüyor, ve ben ne olduğunu bilmiyorum.
  154. weten : bilmek

    •Hij heeft nooit geweten hoe trots ik op hem was.
    Onunla ne kadar gurur duyduğumu hiçbir zaman bilmedi.
  155. weten : bilmek

    •Hij wil haar naam weten.
    • Onun adını öğrenmek istiyor.
    • Onun adını bilmek istiyor.
  156. weten : bilmek

    •Hij wilde weten wat zij gezegd had.
    Ne söylediğini bilmek istedi.
  157. weten : bilmek

    •Hij wist dat we 'r zouden vinden.
    Onu bulacağımızı biliyordu.
  158. weten : bilmek

    •Hij wist toch dat we kwamen?
    Geldiğimizi biliyordu, değil mi?
  159. weten : bilmek

    •Hij zou me vermoorden als hij dit wist.
    Bunu bilse beni öldürürdü.
  160. weten : bilmek

    •Hoe kan ik iets beschermen waarvan ik niet wist dat het bestond?
    Varlığından haberdar bile olmadığım bir şeyi nasıl koruyabilirim ki?
  161. weten : bilmek

    •Hoe wist hij mijn naam?
    Adımı nereden biliyordu?
  162. weten : bilmek

    •Hoe wist je dat ze hier was?
    Onun burada olduğunu nasıl bildin?
  163. weten : bilmek

    •Hoe wist je dat?
    Nereden bildin?
  164. weten : bilmek

    •Hoe wist je dat ik het was?
    Benim olduğumu nasıl bildin?
  165. weten : bilmek

    •Hoe wist je hiervan?
    • Bunu nasıl bildin?
    • Bunu nereden biliyordun?
  166. weten : bilmek

    •Hoe wist u dat?
    Bunu nereden biliyordunuz?
  167. weten : bilmek

    •Hoe wist u dat hij getrouwd was?
    Onun evli olduğunu nasıl bildiniz?
  168. weten : bilmek

    •Ik had het kunnen weten.
    • Anlamalıydım.
    • Bilebilmeliydim.
  169. weten : bilmek

    •Ik heb altijd geweten dat je nog leefde.
    Hep biliyordum yaşadığını.
  170. weten : bilmek

    •Ik heb een heel eind gelopen zonder te weten waar ik heenging.
    Nereye gittiğimi bilmeden uzun süre yürüdüm.
  171. weten : bilmek

    •Ik heb je verteld wat ik wist.
    Sana bildiklerimi anlattım.
  172. weten : bilmek

    •Ik hoef ’t ook niet te weten.
    • Bilmek de istemiyorum.
    • Bilmem de gerekmiyor.
  173. weten : bilmek

    •Ik moet het weten.
    • Bilmem gerekiyor.
    • Bilmeliyim.
  174. weten : bilmek

    •Ik moet weten wat er in die kluis zit.
    O kasada ne olduğunu bilmeliyim.
  175. weten : bilmek

    •Ik was niet met je getrouwd als ik wist dat je een oplichter was.
    Üçkağıtçı olduğunu bilseydim, seninle evlenmezdim.
  176. weten : bilmek

    •Ik wil alleen de waarheid weten.
    Sadece gerçeği bilmek istiyorum.
  177. weten : bilmek

    •Ik wil de naam weten van je werkgever.
    İşvereninin adını bilmek istiyorum.
  178. weten : bilmek

    •Ik wil weten met wie ik praat.
    Kiminle konuştuğumu bilmek istiyorum.
  179. weten : bilmek

    •Ik wil weten waarom niet.
    Nedenini bilmek isterim.
  180. weten : bilmek

    •Ik wil weten wat er is gebeurd.
    Ne olduğunu öğrenmek istiyorum.
  181. weten : bilmek

    •Ik wil weten wat er is gebeurt.
    Orada ne olduğunu bilmek istiyorum.
  182. weten : bilmek

    •Ik wil weten wie er geld stort op die rekening.
    O hesaba kim para yatırıyor bilmek istiyorum.
  183. weten : bilmek

    •Ik wilde weten hoe het met je ging.
    Nasıl olduğunu bilmek istedim.
  184. weten : bilmek

    •Ik wist dat dit ging gebeuren.
    Bunun olacağını biliyordum.
  185. weten : bilmek

    •Ik wist dat dit zou gebeuren.
    Bunun olacağını biliyordum.
  186. weten : bilmek

    •Ik wist dat er een carrière in het verschiet lag.
    Önünde parlak bir gelecek olduğunu biliyordum.
  187. weten : bilmek

    •Ik wist dat er iets verkeerd met haar was.
    Onda bir sorun olduğunu biliyordum.
  188. weten : bilmek

    •Ik wist dat ie iets vreselijks zou doen.
    Onun korkunç bir şey yapacağını biliyordum.
  189. weten : bilmek

    •Ik wist dat Melvin een beetje dubbelhartig was.
    Melvin'in ikiyüzlü olduğunu biliyordum.
  190. weten : bilmek

    •Ik wist dat ze zouden komen.
    Geleceklerini biliyordum.
  191. weten : bilmek

    •Ik wist dus dat je er was.
    Yani orada olduğunu biliyordum.
  192. weten : bilmek

    •Ik wist gewoon niet wat ik moest doen.
    Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
  193. weten : bilmek

    •Ik wist niet dat hij zo gewetenloos was.
    Onun bu kadar vicdansız olduğunu bilmiyordum.
  194. weten : bilmek

    •Ik wist niet dat hij zo meedogenloos was.
    Onun bu kadar vicdansız olduğunu bilmiyordum.
  195. weten : bilmek

    •Ik wist niet dat je rookte.
    Sigara içtiğini bilmiyordum.
  196. weten : bilmek

    •Ik wist niet dat je zou komen.
    Geleceğini bilmiyordum.
  197. weten : bilmek

    •Ik wist niet dat jij ziek was.
    Senin hasta olduğunu bilmiyordum.
  198. weten : bilmek

    •Ik wist niet wat ik deed.
    Ne yaptığımı bilmiyordum.
  199. weten : bilmek

    •Ik wist niet wat ik moest doen.
    Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
  200. weten : bilmek

    •Ik wist wat ik deed.
    Ne yaptığımı biliyordum.
  201. weten : bilmek

    •Ik wist wat ze dachten.
    Ne düşündüklerini bilirdim.
  202. weten : bilmek

    •Ik wou dat ik de waarheid wist.
    Keşke gerçeği bilseydim.
  203. weten : bilmek

    •Ik zou het niet weten.
    • Bilemiyorum.
    • Bilmiyorum.
  204. weten : bilmek

    •Ik zou het willen weten.
    Bilmek isterdim.
  205. weten : bilmek

    •Ik zou weglopen, als ik maar wist waarheen.
    • Nereye gideceğimi bilseydim, kaçardım.
    • Gidecek yerim olsa, kaçardım.
  206. weten : bilmek

    •Je vrouw wist het ook, nietwaar?
    Karın da biliyordu, değil mi?
  207. weten : bilmek

    •Je wist dat er risico’s waren.
    Riskli olduğunu biliyordun.
  208. weten : bilmek

    •Je wist het?
    Biliyor muydun?
  209. weten : bilmek

    •Jij wist hiervan en je bent gewoon doorgegaan?
    Bunu bilmene rağmen devam mı ettin?
  210. weten : bilmek

    •Jouw oom wist te veel.
    Amcan çok fazla (şey) biliyordu.
  211. weten : bilmek

    •Laat me weten als ik nog iets voor u kan doen.
    Sizin için bir şey daha yapabilirsem, lütfen bana bildirin.
  212. weten : bilmek

    •Laat me weten als je iets nodig hebt.
    Bir şeye ihtiyacın olursa bana bildir.
  213. weten : bilmek

    •Laat u het ons alstublieft weten wanneer u vertrekt.
    Gideceğiniz zaman lütfen bize haber edin.
  214. weten : bilmek

    •Maar ik neem aan dat u dat al wist.
    Ama sen zaten bunu biliyorsun.
  215. weten : bilmek

    •Mag ik er de reden van weten?
    • Sebebini öğrenebilir miyim?
    • Sebebini bilmemde bir sakınca var mı?
  216. weten : bilmek

    •Mijn zus wil altijd alles weten.
    Kızkardeşim sürekli her şeyi bilmek ister.
  217. weten : bilmek

    •Mocht u willen weten hoe het met mij gaat, welnu, het gaat goed.
    Beni soracak olursanız, ben iyiyim.
  218. weten : bilmek

    •Moet ik nog iets anders weten?
    Bilmem gereken başka bir şey var mı?
  219. weten : bilmek

    •Niemand mag weten van je drankprobleem.
    Kimse içki sorunun olduğunu bilmemeli.
  220. weten : bilmek

    •Of wist je het?
    Yoksa biliyor muydun?
  221. weten : bilmek

    •Omdat je wist wat we gingen doen.
    Çünkü ne yapacağımızı biliyordun.
  222. weten : bilmek

    •Op deze wijze wisten we de man van ons af te schudden.
    Bu şekilde adamı başımızdan savabildik.
  223. weten : bilmek

    •Over die zedenmisdrijven hoef ik niks te weten.
    O cinsel tâcizler hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum.
  224. weten : bilmek

    •Plotseling wist ik niet meer wat ik van plan was geweest te zeggen.
    Şaşkınlık işte, birden ne diyeceğimi unuttum.
  225. weten : bilmek

    •Profeten weten ook niet alles.
    Peygamberler de her şeyi bilmezler.
  226. weten : bilmek

    •Toen de auto onderweg kapot ging, wisten we niet wat te doen.
    Yolda araba bozulunca, ne yapacağımızı bilemedik.
  227. weten : bilmek

    •Toen wist ik het.
    • O anda anladım.
    • O zaman biliyordum.
  228. weten : bilmek

    •Veel meer weten we nu niet.
    Şu anda daha fazlasını bilmiyoruz.
  229. weten : bilmek

    •Vertel ze gewoon wat ze willen weten.
    Onlara bilmek istedikleri şeyleri anlat.
  230. weten : bilmek

    •Waarom waren jullie zo verbaasd? Wisten jullie het dan niet?
    Niye şaştınız öyle? Haberiniz yok muydu?
  231. weten : bilmek

    •Waarom wil je die weten?
    Onu neden bilmek istiyorsun?
  232. weten : bilmek

    •Wat wil je weten?
    Ne bilmek istiyorsun?
  233. weten : bilmek

    •We weten allebei dat we deze mensen kunnen helpen.
    İkimiz de biliyoruz ki, bu insanlara yardım edebiliriz.
  234. weten : bilmek

    •We weten net zo weinig als jij.
    Biz de senin kadar çok az biliyoruz.
  235. weten : bilmek

    •We weten niet waarvoor het dient.
    Ne işe yaradığını bilmiyoruz.
  236. weten : bilmek

    •We wisten allemaal dat het gevaarlijk zou worden.
    Hepimiz tehlikeli olacağını biliyorduk.
  237. weten : bilmek

    •Weten jullie niet wie ik ben?
    Benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?
  238. weten : bilmek

    •Weten jullie of zij vanavond komen eten?
    Bu akşam yemeğe gelip gelmeyeceklerini biliyor musunuz?
  239. weten : bilmek

    •Wie zal het weten?
    • Kim bilir?
    • Gerçeği kim bilebilir?
  240. weten : bilmek

    •Wie zijn degenen die het weten, maar die het niet zeggen?
    Bilip de söylemeyenler kim?
  241. weten : bilmek

    •Wij weten ’t ook net.
    • Biz de yeni öğrendik.
    • Biz de şimdi biliyoruz.
  242. weten : bilmek

    •Wij wisten niet dat u vandaag zou komen.
    Bugün geleceğinizi bilmiyorduk.
  243. weten : bilmek

    •Wil je weten hoe ’t op mijn werk ging?
    Bugün işimde olanları bilmek ister misin?
  244. weten : bilmek

    •Wil je weten waarom?
    Nedenini bilmek ister misin?
  245. weten : bilmek

    •Wil je weten wie dat heeft gedaan?
    Kimin yaptığını bilmek istiyor musun?
  246. weten : bilmek

    •Wilt u iets van hem weten?
    • Ondan bir şey bilmek ister misiniz?
    • Onun hakkında bir şey öğrenmek ister misiniz?
  247. weten : bilmek

    •Wist hij het? Waarom heeft hij dan niets gezegd?
    Biliyor muymuş? Peki neden söylememiş?
  248. weten : bilmek

    •Wist je dat?
    Biliyor muydun?
  249. weten : bilmek

    •Wist je het?
    Biliyor muydun?
  250. weten : bilmek

    •Wist je niks beters te doen dan naar een voetbalwedstrijd te gaan?
    • Gide gide maça mı gittin?
    • Maça gitmekten başka yapacak daha iyi bir şey bulamadın mı?
  251. weten : bilmek

    •Wist jij dat niemand dat wat kan schelen?
    Kimsenin umursamadığını biliyor musun?
  252. weten : bilmek

    •Wist jij hiervan?
    • Bunu biliyor muydun?
    • Bunun hakkında bir şey biliyor muydun?
  253. weten : bilmek

    •Wist u hiervan?
    Bunu biliyor muydunuz?
  254. weten : bilmek

    •Wisten de anderen ervan?
    Diğerleri biliyor muydu?
  255. weten : bilmek

    •Wisten jullie het niet?
    • Bilmiyor muydunuz?
    • Haberiniz yok muydu?
  256. weten : bilmek

    •Ze huilde omdat ze niet wist waar haar zoon was.
    Oğlunun nerede olduğunu bilmeyerek ağladı.
  257. weten : bilmek

    •Ze praten over iets dat ik niet mag weten.
    Bilmemem gereken bir şey hakkında konuşuyorlar.
  258. weten : bilmek

    •Ze praten over iets, maar ik weet niet waarover.
    Bir şey hakkında konuşuyorlar, ama ne hakkında olduğunu bilmiyorum.
  259. weten : bilmek

    •Ze weten niet wat ze doen!
    • Ne yaptıklarını bilmiyorlar!
    • Ne yaptıklarının farkında değiller!
  260. willen : istemek

    •Wat wil je?
    Ne istiyorsun?
  261. willen : istemek

    •;Wat wilde je vroeger worden?
    Eskiden ne olmak istiyordun?
  262. de wind : rüzgâr, yel, esinti

    •De wind gaat liggen.
    Rüzgâr diniyor.
  263. de wind : rüzgâr, yel, esinti

    •De wind is gekeerd.
    Rüzgâr döndü.
  264. de wind : rüzgâr, yel, esinti

    •De wind is zuidwest.
    Rüzgâr güneybatıdan esiyor.
  265. de wind : rüzgâr, yel, esinti

    •De wind komt uit het zuiden.
    Rüzgâr güneyden esiyor.
  266. de wind : rüzgâr, yel, esinti

    •Ik dacht dat het de wind was.
    Rüzgâr sanmıştım.
  267. harde wind : şiddetli rüzgâr, sert rüzgâr, fırtına

    •Door de harde wind gaat het zeil bol staan.
    Sert rüzgârdan yelken şişiyor.
  268. een wind laten : yellenmek, osurmak

    •Ik laat een wind en schaam me.
    Osuruyorum ve utanıyorum.
  269. wit : beyaz

    •Hij had wit haar.
    Beyaz saçlıydı.
  270. witter : daha beyaz

    •Dit overhemd is witter dan sneeuw.
    Bu gömlek kardan daha beyaz.
  271. wraak nemen : öç almak, intikam almak

    •Je hebt twee mensen verloren en je wilt wraak nemen.
    İki kişi kaybettin ve intikam almak istiyorsun.
  272. wraak nemen : öç almak, intikam almak

    •Tijd om duivelse wraak te nemen.
    Şeytanca intikam alma zamanı.
  273. wraak nemen op iemand : birinden öç almak, birinden intikam almak

    •De vrouw wil wraak nemen op de man die haar zoontje heeft aangereden.
    Kadın, küçük çocuğuna çarpan adamdan intikam almak istiyor.
  274. wraak nemen op iemand : birinden öç almak, birinden intikam almak

    •Ik wilde wraak nemen op de maatschappij.
    • Toplumdan öç almak istedim.
    • Toplumdan intikam almak isterdim.
  275. vervoeren : taşımak, nakletmek

    •De taxi vervoert de passagiers naar het station.
    Taksi yolcuları istasyona taşıyor.
  276. vervoeren : taşımak, nakletmek

    •Het schip kan 1500 passagiers vervoeren.
    Gemi 1500 yolcu taşıyabiliyor.
  277. vervoeren : taşımak, nakletmek

    •Het schip vervoerde een prototype van een wapen.
    Gemi bir silahın prototipini taşıyordu.
  278. vervoeren : taşımak, nakletmek

    •Het vrachtschip vervoerde auto's.
    Yük gemisi araba taşıyordu.
  279. vervoeren : taşımak, nakletmek

    •Veel schepen worden gebruikt om levende dieren te vervoeren.
    Bir çok gemi canlı hayvanları taşımakta kullanılıyor.
  280. het wrak : enkaz, harabe

    •Bij het duiken zagen zij het wrak van een schip op de zeebodem liggen.
    Dalışta denizin altında bir gemi enkazının olduğunu gördüler.
  281. het wrak : enkaz, harabe

    •Het wrak van het schip Baltic Ace ligt op de zeebodem.
    Baltic Ace gemisinin enkazı denizin altında duruyor.
  282. het wrak : enkaz, harabe

    •Hij is een wrak.
    • O bir harabe.
    • O bir enkaz.
  283. het wrak : enkaz, harabe

    •Na het ongeluk stond het wrak van de auto langs de weg.
    Kazadan sonra arabanın enkazı yol boyunca duruyordu.
  284. het wrak : enkaz, harabe

    •We gingen terug naar het wrak van de Titanic.
    Titanik’in enkazına geri gittik.
  285. het wrak : enkaz, harabe

    •We hebben het wrak laten ophalen.
    Enkazı aldırttık.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview