Nederlands – Turks [Z]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
223945
Filename:
Nederlands – Turks [Z]
Updated:
2013-06-26 16:08:44
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. het zeem : güderi

    •Ik zal die zeem even uitwringen.
    •O güderiyi bir sıkayım.
  2. het zeem : güderi

    •Zij wrong een zeem uit en maakte het raam droog.
    •Bir güderiyi sıktı ve camı kuruladı.
  3. zien : görmek

    •Dat is te zien.
    • Görünüyor.
    • Öyle görünüyor.
  4. zoals : gibi

    •Alles gebeurde zoals zij dachten.
    Her şey düşündükleri gibi oldu.
  5. zoals : gibi

    •Doe zoals ik.
    Benim gibi yap.
  6. zoals : gibi

    •Een man zoals jij heb ik nooit gezien.
    Senin gibi bir adam görmedim.
  7. zoals : gibi

    •En het is gebeurd zoals ik gezegd heb.
    Ve de tam dediğim gibi oldu.
  8. zoals : gibi

    •Er is geen plaats voor touristen bij een job zoals deze.
    Böyle bir işte turistlere yer yok.
  9. zoals : gibi

    •Er is niemand zoals hij.
    Onun gibisi yoktur.
  10. zoals : gibi

    •Het is schandelijk zoals ze zich heeft gedragen.
    Ayıp bir davranış sergiledi.
  11. zoals : gibi

    •Het wordt net zoals altijd.
    Aynen eskisi gibi olacak.
  12. zoals : gibi

    •Ik ga mij niet openstellen in een geest zoals de zijne.
    Öyle birine zihnimi açacak değilim.
  13. zoals : gibi

    •Ik heb nog nooit zo’n strooplikker zoals hij gezien.
    Onun kadar yağcı hiç görmemiştim.
  14. zoals : gibi

    •Ik hou veel van zoete dingen, zoals koek en snoep.
    Tatlı şeyleri çok seviyorum, kurabiye ve şeker gibi.
  15. zoals : gibi

    •In deze fabriek produceren we olieën zoals olijf- en zonnebloemolie.
    Bu fabrikada zeytin, ayçiçeği gibi sıvıyağ üretiyoruz.
  16. zoals : gibi

    •Je had ’m beter kunnen laten zoals ie was.
    Onu olduğu gibi bırakmalıydınız.
  17. zoals : gibi

    •Mijn spijsvertering werkt niet zoals het hoort.
  18. zoals : gibi

    •Net zoals eerder.
    Tıpkı önceki gibi.
  19. zoals : gibi

    •Niet zoals jij.
    Senin gibi değil.
  20. zoals : gibi

    •Oh, jeetje. Precies zoals in mijn droom.
    Aman Allahım. Aynı rüyamdaki gibi.
  21. zoals : gibi

    •Sommige mensen lusten geen ingewanden zoals lever.
    Bazı insanlar ciğer gibi sakatat yemiyorlar.
  22. zoals : gibi

    •Voor iemand zoals jij om te stelen?
    Senin gibi biri çalsın diye mi?
  23. zoals : gibi

    •Waarom doe je dat niet zoals je me het belooft hebt?
    Neden onu bana söz verdiğin gibi yapmıyorsun?
  24. zoals : gibi

    •Ze gedroeg zich zoals ik van haar verwachtte.
    • Tam istediğim gibi davrandı.
    • Tam umduğum gibi davrandı.
  25. zoals : gibi

    •Ze is een deel van jou, zoals we allemaal een deel van elkaar zijn.
    O senin bir parçan, bizim birbirimizin parçası olduğumuz gibi.
  26. zoals : gibi

    •Zij houdt van me, zoals ik ben.
    O beni olduğum gibi seviyor.
  27. zoals : gibi

    •Zoals?
    Ne gibi?
  28. zoals : gibi

    •Zoals altijd.
    Her zamanki gibi.
  29. zoals : gibi

    •Zoals een muntstuk?
    Bozuk para gibi mi?
  30. zoals : gibi

    •Zoals elk jaar.
    • Her sene aynı.
    • Her seneki gibi.
  31. zoals : gibi

    •Zoals hij zingt, kan niemand zingen.
    Onun şarkı söylediği gibi, kimse söyleyemez.
  32. zoals : gibi

    •Zoals ik al gezegd heb, …
    Dediğim gibi, …
  33. zoals : gibi

    •Zoals ik al gezegd heb, is de toestand zeer slecht.
    Dediğim gibi, durum çok fena.
  34. zoals : gibi

    •Zoals ik al verteld heb, is de toestand zeer slecht.
    Anlattığım gibi, durum çok fena.
  35. zoals : gibi

    •Zoals ik al zei, het is een illusie.
    Söylediğim gibi, o bir göz yanılması.
  36. zoals : gibi

    •Zoals ik begrepen heb, komt hij morgen naar ons toe.
    Benim anladığıma göre, yarın bize gelecek.
  37. zoals : gibi

    •Zoals je wilt.
    • Nasıl istersen.
    • Nasıl istersen, öyle olsun.
  38. zoals : gibi

    •Zoals u allen weet, gaan we morgen over op de zomertijd.
    Hepinizin bildiği gibi, yarın yaz saatine geçiyoruz.
  39. zoals : gibi

    •Zoals u zich wel herinnert, …
    Hatırladığınız gibi, …
  40. zoals : gibi

    •Zoals wat?
    • Ne gibi?
    • Ne gibi mesela?
  41. zoals : gibi

    •Zoals zij zingt, kan niemand zingen.
    Onun şarkı söylediği gibi, kimse söyleyemez.
  42. zoals dit : bunun gibi

    •Er is niets zoals dit.
    Bunun gibisi yok.
  43. de zonde : günah; yazık

    •Denk maar na over jouw zonden!
    Günahlarını iyice bir düşün!
  44. de zonde : günah; yazık

    •Dit was zonde van de tijd.
    Zamana yazık oldu.
  45. de zonde : günah; yazık

    •Het is zonde.
    Yazık.
  46. de zonde : günah; yazık

    •Het is zonde dat vlees weg te gooien.
    • Eti atmak yazık.
    • Eti atmak günah.
  47. de zonde : günah; yazık

    •Het is zonde en jammer.
    Çok yazık.
  48. de zonde : günah; yazık

    •Het is zonde om daarvoor inkt te verspillen.
    • Onun için mürekkep telef etmek günahtır.
    • Onun için mürekkep telef etmek yazıktır.
  49. de zonde : günah; yazık

    •Voor moslims is het een zonde varkensvlees te eten.
    Müslümanlar için domuz eti yemek bir günahtır.
  50. de zonde : günah; yazık

    •Zonde van uw geld.
    Paranıza yazık.
  51. een zonde begaan : günah işlemek, günaha girmek

    •Alsjeblieft, bega geen zonde. Ik smeek je: laat mijn dochter vrij.
    Lütfen, günaha girme. Sana yalvarıyorum: kızımı serbest bırak.
  52. de zondebok : günah keçisi

    •Ik ben steeds de zondebok geweest en dat pik ik niet meer.
    Ben sürekli günah keçisi oldum ve onu artık kabul etmiyorum.
  53. de zondebok : günah keçisi

    •Maar waarom moet ik de zondebok zijn?
    Ama neden ben bir günah keçisi olmak zorundayım?
  54. de zondebok : günah keçisi

    •Men zoekt een zondebok.
    • İnsanlar bir günah keçisi arıyor.
    • Birileri bir günah keçisi arıyor.
  55. de zondebok : günah keçisi

    •Wij mogen Europa niet tot zondebok maken.
    Avrupa’yı günah keçisi yapmaya hakkımız yok.
  56. zowat : aşağı yukarı, yaklaşık, takriben, hemen hemen, neredeyse

    •En dit is zowat mijn reactie.
    Ve aşağı yukarı benim tepkim bu.
  57. zowat : aşağı yukarı, yaklaşık, takriben, hemen hemen, neredeyse

    •Ik ging zowat dood.
    Öleyazdım. / Neredeyse ölecektim.
  58. zowat : aşağı yukarı, yaklaşık, takriben, hemen hemen, neredeyse

    •Ondertussen is de inflatie in Turkije met zowat 1 % gedaald.
    Bu arada Türkiye’de enflasyon yaklaşık yüzde 1 düştü.
  59. zowat : aşağı yukarı, yaklaşık, takriben, hemen hemen, neredeyse

    •Volgens de vakbonden zouden zowat 140.000 banen verdwijnen.
    Sendikalara göre takriben 140.000 iş yok olacaktı.
  60. zowat : aşağı yukarı, yaklaşık, takriben, hemen hemen, neredeyse

    •Zowat elke activiteit kan overal plaatsgrijpen.
    Hemen hemen her eylem her yerde meydana gelebilir.
  61. zowat : aşağı yukarı, yaklaşık, takriben, hemen hemen, neredeyse

    •Zowat overal waar er energie is, is er ook internet.
    Enerjinin olduğu hemen hemen her yerde, internet de vardır.
  62. zuur : ekşi, mayhoş, buruk; sevimsiz

    •Die melk is zuur.
    • O süt ekşimiş.
    • O süt ekşi.
  63. zuur : ekşi, mayhoş, buruk; sevimsiz

    •Dit citroensap is wel erg zuur.
    Bu limon suyu çok ekşi.
  64. zuur : ekşi, mayhoş, buruk; sevimsiz

    •Sinaasappels kunnen heerlijk zoet zijn, maar soms zijn ze heel zuur.
    Portakallar şahane tatlı olabilirler, ama bazen çok ekşidirler.
  65. een zure situatie : sevimsiz bir durum, buruk bir durum

    •Dit is een hele zure situatie.
    • Bu çok sevimsiz bir durum.
    • Bu çok buruk bir durum.
  66. iemand het leven zuur maken : birinin hayatını zehir etmek, birinin başına dünyayı dar etmek

    •Bejaarden maken elkaar het leven zuur.
    • Yaşlılar birbirlerinin hayatını zehir ederler.
    • İhtiyarlar birbirlerinin hayatını zehir ediyorlar.
  67. zuur : asit

    •Jij hebt me in dat vat met zuur gegooid!
    Sen beni asit fıçısına attın!
  68. zuur : asit

    •Ze raakte ernstig verminkt toen drie mannen een cocktail van zuren over haar gezicht gooiden.
    Üç adam onun yüzüne bir asit kokteyli attığında ciddi şekilde sakatlandı.
  69. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Ben je zwanger?
    Hamile misin?
  70. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Blauw betekent zwanger.
    Mavi hamile demek.
  71. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Deze zitplaatsen zijn gereserveerd voor zwangeren en ouden van dagen.
    Bu koltuklar hamilelere ve yaşlılara ayrılmıştır.
  72. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Een zwangere vrouw hoort niet te drinken.
    Hamile bir kadın içki içmemeli.
  73. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Haar dochter is vijf weken zwanger.
    Kızı beş haftalık hamile.
  74. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Ik ben zwanger.
    Hamileyim.
  75. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Ik ontdekte dat ik zwanger was.
    Hamile olduğumu farkettim.
  76. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Ik zie dat je zwanger bent.
    Görüyorum ki hamilesin.
  77. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Je bent zwanger.
    Hamilesin.
  78. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Jij ziet er wat zwanger uit.
    Biraz hamile gibi görünüyorsun.
  79. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Mijn vrouw is drie maanden zwanger.
    • Hanım üç aylık gebe.
    • Karım üç aylık hamile.
  80. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Zij was zwanger.
    O hamileydi.
  81. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Zijn voelt zich niet lekker omdat ze zwanger is.
    Hamile olduğundan kendini iyi hissetmiyor.
  82. zwanger : hamile, gebe, yüklü

    •Zijn vrouw was zwanger.
    Karısı hamileydi.
  83. de zwartekracht : yerçekimi

    •Wie heeft de theorie van de zwartekracht ontwikkeld?
    Yerçekimi teorisini kim keşfetti?

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview