Nederlands – Turks [A-2]

Card Set Information

Author:
vvv123
ID:
224877
Filename:
Nederlands – Turks [A-2]
Updated:
2013-06-25 17:03:45
Tags:
Nederlands Turks Dutch Turkish Hollandaca Türkçe Woordenboek Sözlük
Folders:

Description:
Voorbeeld Zinnen en Uitdrukkingen met Turkse Vertalingen
Show Answers:

Home > Flashcards > Print Preview

The flashcards below were created by user vvv123 on FreezingBlue Flashcards. What would you like to do?


  1. afwassen : bulaşık yıkamak

    •Als jij de borden afwast, zal ik ze afdrogen.
    •Eğer tabakları yıkarsan, ben onları kurulayayım.
  2. afwassen : bulaşık yıkamak

    •Hij waste de kopjes af.
    • •Fincanları yıkadı.
    • •Fincanları yıkıyordu.
  3. afwassen : bulaşık yıkamak

    •Ik was af.
    •Bulaşık yıkıyorum.
  4. afwassen : bulaşık yıkamak

    •Ik zal straks wel even afwassen.
    Biraz sonra bulaşık yıkayacağım.
  5. afwassen : bulaşık yıkamak

    •We waren om zeven uur aan het afwassen.
    •Saat yedide biz bulaşık yıkamaktaydık.
  6. af laten wassen : bulaşık yıkatmak

    •Mijn moeder heeft mij af laten wassen.
    Annem bana bulaşığı yıkattı.
  7. afzeggen : iptalini bildirmek, olmayacağını bildirmek, gelemiyeceğini bildirmek

    •Er hebben drie spelers afgezegd voor de wedstrijd.
    Maç için üç oyuncunun olmayacağı bildirildi.
  8. afzeggen : iptalini bildirmek, olmayacağını bildirmek, gelemiyeceğini bildirmek

    •Ik heb afgezegd voor het feest omdat ik een andere afspraak had.
    Başka bir randevum olduğu için o eğlenceye gelemiyeceğimi bildirdim.
  9. afzeggen : iptalini bildirmek, olmayacağını bildirmek, gelemiyeceğini bildirmek

    •Ik heb dat feest afgezegd omdat ik me niet goed voelde.
    Kendimi iyi hissetmediğim için o eğlencenin iptalini bildirdim.
  10. afzeggen : iptal etmek

    •Helaas heb ik voor de bijeenkomst moeten afzeggen.
    Maalesef toplantıyı iptal etmek zorunda kaldım.
  11. een afspraak afzeggen : randevuyu iptal etmek

    •Om die reden heb ik mijn afspraken afgezegd.
    O sebepten randevularımı iptal ettim.
  12. afzonderlijk onderwijs : özel eğitim

    •Voor elk van de onderdelen van het vak wordt afzonderlijk onderwijs aangeboden.
    Mesleğin bölümlerinin her biri için özel eğitim sunulur.
  13. afzonderlijk : ayrı, başka, farklı, ayrı ayrı, teker teker, tane tane

    •Er moet dus afzonderlijk gestemd worden.
    Bu yüzden ayrı oylanması gerekir.
  14. afzonderlijk : ayrı, başka, farklı, ayrı ayrı, teker teker, tane tane

    •Ik zal elk van hen afzonderlijk bedanken.
    Onların hepsine ayrı ayrı teşekkür edeceğim.
  15. afzonderlijk : ayrı, başka, farklı, ayrı ayrı, teker teker, tane tane

    •Ik zal niet in staat zijn alle vragen afzonderlijk te beantwoorden.
    Tüm soruları ayrı ayrı cevaplandıracak durumda olmayacağım.
  16. afzonderlijk : ayrı, başka, farklı, ayrı ayrı, teker teker, tane tane

    •Vissen zwemmen niet afzonderlijk in de zee.
    Balıklar denizde ayrı ayrı yüzmezler.
  17. afzonderlijk : ayrı, başka, farklı, ayrı ayrı, teker teker, tane tane

    •Zij gaan altijd afzonderlijk op vakantie.
    Onlar her zaman ayrı izine giderler.
  18. afzonderlijk : tuhaf, garip, acayip, özel

    •Het studentenleven heeft iets afzonderlijks.
    Öğrenci hayatının özel bir yeri var.
  19. een afzonderlijk merk : özel bir marka

    •Corvette is een afzonderlijk automerk.
    •Corvette özel bir otomobil markasıdır.
  20. akelig : kötü, tiksindirici, iğrenç, sıkıcı

    •Die inenting heeft een akelig litteken achtergelaten.
    •O aşı geride kötü bir yara izi bıraktı.
  21. akelig : kötü, tiksindirici, iğrenç, sıkıcı

    •Het programma was akelig om naar te kijken.
    •Program bakmak için iğrençti.
  22. akelig : kötü, tiksindirici, iğrenç, sıkıcı

    •Wat een akelige jongen is dat toch!
    • •Ne kötü bir çocuk, değil mi?
    • •Ne sıkıcı bir çocuk, değil mi?
  23. akelig : (hava) kötü, hazin, kasvetli

    •Er hangt hier een akelige lucht.
    •Burada kasvetli bir hava var.
  24. akelig : rahatsız, hasta gibi, bulantılı

    •Hij voelt zich al een aantal dagen lang akelig.
    •Birkaç gündür kendini rahatsız hissediyor.
  25. akelig : rahatsız, hasta gibi, bulantılı

    •Ik voel me erg akelig.
    •Kendimi çok rahatsız hissediyorum.
  26. akelig : çok, aşırı, müthiş

    •De huur van dit huis is echt akelig hoog.
    •Bu evin kirası gerçekten aşırı yüksek.
  27. akelig : çok, aşırı, müthiş

    •De slang komt akelig dichtbij.
    •Yılan çok yaklaşıyor.
  28. akelig : çok, aşırı, müthiş

    •Het is akelig duur.
    • •Çok pahalı.
    • •Çok tuzlu.
  29. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle begin is moeilijk.
    •Her başlangıç zordur.
  30. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle herinneringen zijn vervaagd.
    •Bütün hatıralar kaybolup gitti.
  31. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle mensen zijn jaloers.
    •Tüm insanlar kıskançtır.
  32. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle muren waren met mozaïek bedekt.
    Bütün duvarlar mozaiklerle kaplıydı.
  33. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle pakjes in de wagen voor ’t vliegveld.
    Tüm paketler havaalanı kamyonuna.
  34. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle thee is op.
    Çayın hepsi bitmiş.
  35. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Alle zekeringen zijn gesprongen.
    • Sigortaların hepsi atmış.
    • Tüm sigortalar atmış.
  36. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •De kinderen renden alle kanten op op het schoolplein.
    Çocuklar okul bahçesinde koşuştu.
  37. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Deze buren komen op alle uren van de dag op de thee.
    • Bu komşular günün her saatinde çaya gelirler.
    • Bu komşular vakitli vakitsiz çaya gelirler.
  38. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Door deze brief zal jij verschoond zijn van alle beschuldigingen.
    Bu mektupla her suçlamadan kurtulmuş olacaksın.
  39. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Het is niet alle dagen kermis!
    Her gün bayram değil ya!
  40. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Het spijt me ontzettend van alle consternatie vandaag bij uw gesprek.
    Bugün konuşmanız sırasındaki tüm o kargaşadan dolayı özür dilerim.
  41. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Het water wist alle sporen uit.
    Su olayın bütün izlerini yok ediyor.
  42. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Hij geeft je alle informatie.
    O sana bütün bilgileri verir.
  43. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Hij heeft alle schaamte afgelegd.
    Adam ar namus tanımıyor.
  44. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Hij was sterker dan alle andere bij elkaar.
    Bütün diğerlerinin birleşiminden daha güçlüydü.
  45. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Hij wilde alle foto’s van zijn ex-vrouw verbranden.
    Eski karısının bütün fotoğraflarını yakmak istiyordu.
  46. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Ik ben van mening dat we alle problemen zullen oplossen.
    Bütün sorunları çözeceğimiz görüşündeyim.
  47. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Ik heb alle boeken teruggegeven.
    Tüm kitapları geri verdim.
  48. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Ik heb in alle vrijheid en openheid tegen de wereld gesproken.
    Açık açık herkese konuştum.
  49. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Ik heb respect voor alle mensen.
    Benim tüm insanlara saygım var.
  50. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Je hebt haar alle plezier erin ontnomen.
    Onun moralini bozdun.
  51. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Ma heeft alle kinderen om zich heen.
    Çocukların hepsi annesinin yanında.
  52. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Men gaat door met alle bedrijven te verhuizen naar buiten de stad.
    İşyerlerinin tümü şehir dışına taşınmaya devam ediyor.
  53. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Nou zeg, dit gaat alle perken te buiten!
    Pes, bu kadar da olmaz!
  54. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Over vijf minuten wil ik alle afdelingshoofden bij me zien.
    Beş dakika sonra tüm bölüm başkanlarıyla görüşmek istiyorum.
  55. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    • ‘Van wie de handen mogen breken’ hebben alle abriko¬zen geplukt.
    Elleri kırılasılar bütün kayısıları yolmuşlar.
  56. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Waarom verschilt deze nacht van alle andere?
    Bu gecenin diğer gecelerden farkı ne?
  57. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •We geven je alle details.
    Bütün detayları sana veriyoruz.
  58. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •We schreeuwden alle drie uit één mond ‘nee’!
    Üçümüz birden ‘hayır’ diye bağırdık!
  59. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Ze gaan alle reservevoorraden verkopen.
    Tüm stokları satacaklar.
  60. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Zij beschikt over alle kwaliteiten.
    Her hüner kendisinde.
  61. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Zij kent alle geheimen.
    Bütün sırrı biliyor.
  62. alle : bütün, tüm, her, hepsi

    •Zijn alle cafe’s gesloten?
    Bütün barlar kapalı mı?
  63. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Als het feest was, kusten we de hand van opa en dan gaf hij ons altijd geld.
    •Bayramlarda dedemin elini öperdik, o da bize hep para verirdi.
  64. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Als hij van zijn werk terugkomt, is hij altijd moe.
    •İşten dönünce hep yorgun oluyor.
  65. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Dat heb ik altijd al willen zeggen.
    •Daima bunu söylemek istemiştim.
  66. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •De stiefmoeder van het meisje liet haar altijd op de baby passen.
    •Kızın üvey annesi ona her zaman bebek baktırırmış.
  67. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Deze man schept altijd op.
    • •Bu adam her zaman atıp tutar.
    • •Bu adamher zaman övünür.
  68. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Deze man speelt altijd rollen in waardeloze films.
    •Bu adam hep değersiz filmlerde rol alır.
  69. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Folteren jullie altijd de gevangene voordat er een rechtspraak is geweest?
    •Her zaman, suçlularınızı yargılamadan mı cezalandırıyorsunuz?
  70. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hetzelfde als altijd.
    •Her zaman olduğu gibi aynı.
  71. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hij is altijd in actie.
    •O her zaman hareketlidir.
  72. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hij liegt altijd.
    •O hep yalan söyler.
  73. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hij rent altijd achter de bal aan.
    •Hep top peşinde koşar.
  74. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hij vindt me altijd.
    •Beni her zaman bulur.
  75. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hij was altijd de beste in het maken van spotprenten van de premier.
    •Başbakanın karikatürlerini yapmada her zaman o en iyisiydi.
  76. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hij was een uithuizig iemand en zat altijd in een café.
    •Sürtük biriydi, sürekli kafede olurdu.
  77. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hoe dan ook, er zal altijd bloed worden vergoten.
    •Ne yaparsam yapayım, devamlı kan dökülecek.
  78. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Hoe weet je altijd dat ik het ben?
    •Ben olduğumu her zaman nasıl biliyorsun?
  79. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Ik bracht haar altijd eten als ze kwam opdagen.
    •O göründüğünde onun yemeğini götürmeye alışıktım.
  80. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Ik heb altijd al gewild.
    •Hep istemiştim.
  81. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Ik stelde ’t altijd uit.
    •Devamlı erteledim.
  82. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Is het altijd zo?
    •Her zaman böyle midir?
  83. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Je hebt altijd zo’n haast.
    •Her zaman acelecisin.
  84. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Je was altijd wat raar.
    •Sen her zaman biraz tuhaftın.
  85. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Je weet dat we altijd blij zijn om je te zien.
    •Biliyorsun, seni görmekten her zaman mutluluk duyarız.
  86. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Jij bent altijd op zijn hand.
    •Hep ondan yanasın.
  87. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Jouw bekentenis is altijd zeer gewaardeerd Meryem, dank je.
    •Lütufkârlığına hep hayranım Meryem, teşekkürler.
  88. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Mijn man komt altijd laat thuis.
    • •Kocam eve hep geç gelir.
    • •Benim herif eve hep geç gelir.
  89. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Om succes te hebben moet je altijd ’n imago van succes uitstralen.
    •Başarılı olmak için insan sürekli başarılı bir imaj sergilemeli.
  90. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •U praatte altijd tot middernacht door.
    •Gece yarısına kadar konuşmaya devam ederdiniz.
  91. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Vraag je altijd zoveel?
    •Her zaman bu kadar çok mu soru sorarsın?
  92. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Waarom maak je je altijd zoveel zorgen om mij?
    •Neden hep benim için bu kadar çok endişeleniyorsun?
  93. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Wat ik altijd zo aardig heb gevonden aan jou is dat je wijzer lijkt dan je leeftijd.
    •Senin en sevdiğim özelliklerinden biri, yaşından beklenmeyecek seviyede akıllı görünürsün.
  94. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Werk jij altijd in het ziekenhuis?
    •Her zaman hastanede mi çalışıyorsun?
  95. altijd : her zaman, daima, hep; her vakit, sürekli, devamlı

    •Wij hebben altijd onze schuld op tijd afgelost.
    •Her zaman borcumuzu zamanında ödedik.
  96. de ambulance : ambülans

    •Bel een ambulance!
    • •Bir ambulans çağır!
    • •Ambulans çağırın!
  97. de ambulance : ambülans

    •De ambulance komt eraan.
    •Ambulans geliyor.
  98. de ambulance : ambülans

    •Er zijn ambulances onderweg.
    •Ambulanslar yolda.
  99. de ambulance : ambülans

    •Ik ga een ambulance bellen.
    •Ambulans çağıracağım.
  100. de ambulance : ambülans

    •Laat iemand een ambulance bellen!
    •Biri ambulans çağırsın!
  101. de ambulance : ambülans

    •Theo kan alleen met een ambulance vervoerd worden.
    •Theo'yu ambulanstan başka bir şeyle taşıyamayız.
  102. de ambulance : ambülans

    •Waar blijft die ambulance?
    • •O ambulans nerede kaldı?
    • •Kahrolası ambulans nerede?
  103. de ambulance : ambülans

    •We hebben een ambulance nodig.
    •Bir ambulansa ihtiyacımız var.

What would you like to do?

Home > Flashcards > Print Preview